Kıta Avrupası ve Yakın Doğu’ya ait bahçelerdeki işlevsel düşüncenin estetik kaygıya geçişi ve bunun getirdiği kültürler arası sıçrayış M.Ö 3. bin yıla kadar dayanmaktadır. Sümerlilerin mitolojik kralı Gılgameş eski Babilon’da bahçeler ve meyveliklerle süslenmiş, coşturulmuş bir şehri anlatan ilahiler söylermiş.
Bin yıl kadar sonra hemen hemen tüm Mezopotamya kralları, kraliyet bahçelerinde banketler vererek, yaşlı ağaçların gölgeleri altında değerli konuklarını lüks, konfor ve keyif içinde ağırlarlarmış.


Astrobiyoloji, dünyalaştırma sürecine yardımcı olmak üzere yabancı gezegenlerdeki yaşamın nasıl olabileceği yönünde araştırmalar yapan bir disiplin.
Günümüzde astrobiyolojik alanda yapılan çalışmalar ve makalede sözü edilen gelişmelerden bahsedelim.
Astrobiyolojiye göre zor koşullar altında yaşayan hatta çevresini etkileyebilen canlılar dünya üzerinde incelenerek, uzaydaki yaşamın nasıl olabileceği üzerine tahminler hatta müdahaleler yapılabilir.
Kutuplarda, kutup denizlerinin diplerinde, çöllerde ve benzeri pek çok yaşanması güç koşulda rahatlıkla yaşayabilen canlılar var. Bu da bize gelecekte ne tür canlıların uzayda yaşayabileceğini anlamamıza yardımcı oluyor.
Öncelikle dünyalaştırmanın amacı elbette diğer gezegenlere sadece turistik gezi yapmak yerine oraların yerleşim ve yaşama uygun hale getirilmesidir.
Öyle görünüyor ki insan başka bir gezegene yerleşirse biyolojik anlamda bazı sorunları çözmek zorunda kalacak. Jüpiter büyüklüğünde bir gezegende yaşamakla, Ay büyüklüğünde bir gezegende yaşamak birbirinden farklı şüphesiz. Dünya dışı yaşam düşüncesinin o kadar başındayız ki, şu anda ortaya sürülen bütün çözümler bilimkurgu gibi geliyor.

David Letterman Alton Brown' ı programına davet ettiğinde stüdyoda olup bitenler her zaman ki Brown show' du hiç şüphesiz.
Kahveye takmışlığım vardır: Bilirsiniz. Bu sefer de sizler için beyaz kahveyi araştırdım. Dünyanın çeşitli bölgelerinde adını duyuran kahve çeşitlerinden sadece biri değildir, bu bahsedeceğim beyaz kahve! "Ama ben böyle birşey duymuştum. Acaba birkaç ülkede farklı şekillerde kavrulan bir kahve mi?" diye düşünüyorsanız, haydi ilk önce bu konudaki merakınızı gidereyim de sonra asıl anlatmak istediğim beyaz kahveyi anlatayım size. Eminim zaten, ilk etapta adını duyunca şöyle bir düşündünüz, sonra şaşkınlıktan suratınızda garip bir ifade belirdi, değil mi?... Daha tadına da bakmadan üstelik!

Yaklaşık bir sene önceydi hafif.org ve pilli.com ile tanışmam. Bu son bir senede genel olarak çok şey değişmedi hayatımda (hala öğrenciyim mesela :) fakat bu tanışıklık bana çok şey kattı. Aynı bu hoş tanışıklığa benzer bir tanışıklığı da bu sene yaşadım www.fikiratolyesi.com ile. Sahibi Tunç Kılınç kendisini ilk kez okulumuzdaki bir konuşmada tanıdım ve fikirlerine hayran kaldım. Sonra nette kendisi hakkında yaptığım ufak araştırma sonucu fikir atölyesinde buldum kendimi. Bir çok etkileyici yazının içinden beni en çok etkileyenlerden biri "Richard Branson" un başarı hikayesinden bahsetmek istiyorum. Hafif.org'da daha önce hakkında yazılmamış olması bu yazının gerekçesi oldu benim için. Diğer yazıları merak edenler artık adresi de biliyorlar araştırmak size kalmış.

Peyniri aslında hiç sevmeyen ve günlük hayatta bir türlü sempati besleyemeyen ben, şiir gibi bir kırmızı şarap eşliğinde muhakkak bir kaç dilim güzel bir peynire eşlik için müsaade edebilmişimdir kendime. Yine de bu bana hangi şarabın yanında neler yenmesi gerektiği bilgimi arttırma isteğimde sadece bir önsöz olabilmiştir.

Maslow’un psikoloji ve davranış bilimleri açısından önem kazanmasına neden olan teorisi ise ‘Maslow Teorisi’ olarak da anılan meşhur ‘İhtiyaçlar hiyerarşisi teorisi’dir. Buna göre bireyin davranışlarında iki ana çıkış noktası vardır: Birincisi, her davranış belli bir ihtiyacı karşılamaya yöneliktir. İkincisi ise bu ihtiyaçların bir hiyerarşisi vardır. Bu hiyerarşideki kademeler ise şöyledir:

Bu soruya yanıt vermek için bile kafanızı kaşımanız gerekmiş olabilir. Tuhaf değil mi? Zira ben de kaşıdım ve bu konuyu araştırmaya koyuldum. Bulduğum bilgileri de paylaşmadan edemedim.
Normal bir kaşınma hissi için, beynimiz deri altındaki sinir hücrelerine vakti geldiğinde kaşınma eyleminin sinyalini iletiyor. Sinir hücreleri harekete geçiyor ve kaşınmamız gerektiğini anlıyoruz. Çünkü derimizin yenilenmeye ihtiyacı var. Ölü hücrelerin, birçok başka yolla vücuttan atılması gibi bu yolla da atılarak yenilenmesi gerekiyor. Bunu da kaşınırken, havlu ile kurulanırken, giyinirken ya da soyunurken bir anlamda sağlıyoruz. Bir an aklıma eski zamanlarda zırhlarla savaşmak durumunda olan şövalyeler geliyor. Onlar için ne de büyük bir sorun olmuştur bu konu, düşünsenize!
FİLTRELERİN KULLANIMI: ROBERT LUCANDER VE CHUCK CLOSE ÖRNEĞİ
Teknolojik gelişme olarak bilgisayarın ortaya çıkması, elbette sanatçıların dünyayla olan ilişkilerinde ve genel olarak tasvir biçimlerinde değişiklikler yaratır.
Bu bağlamda gelişen dijital sanat;"genel anlamda üretilişinde bilgisayarın rol aldığı, fiziksel olmayan nesnelerin üretilmesiyle gerçekleşen sanat biçimine verilen addır..." *

Korku, beynin yarattığı bir illüzyondur. Kişisel gelişim konularında örneğin NLP de uzmanlaşmak isteyen biri korkunun kaynağını bilir. Kaynağı bilinen bir davranışın üstesinden gelmek ise oldukça kolaydır.

Bütün davranışların temeli, beynin çalışma prensiplerine dayanır. Korkunun da bir prensibi vardır. Eğer bunu davranışlarımızda gözlemleme alışkanlığına kavuşturursak, sahip olduğumuz ya da olacağımız her türlü korku ve kaygının da üstesinden gelmiş oluruz. Bu alışkanlığa biz “farkındalık” ta diyebiliyoruz. Farkındalık, benim tabirimle duyguları kontrol etme gücüdür. Aynı zamanda kendini tanımanın diğer adıdır.
Eğer farkındalık konusunda az çok bilgi sahibi iseniz, kendinizi tanıma konusunda, hiçbir zaman tam anlamıyla kendinizi tanıyamayacak olmanızın gerçekten ürkütücü olduğunu da anlamışsınızdır. Bu kendini bilme-tanıma-öğrenme ya da farkındalık denilen şey, siz ölene kadar devam eder.