Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan ucandaire.org'da: "en çok tutulan kullanıcıya sevgililer günü sürprizi!"

Ön Sayfa yazıları gösteriliyor. (Çok tutulanları ya da tüm yazıları göster)

tuttum
1

Romantik ve Saygıdeğer: Gregory Peck

Gregory Peck
Gregory Peck

“Dinginlik” ve “dürüstlük” onu tanımlayan pek çok güzel sözcükten yalnızca ikisi. Belki de ilk bakışta uyandırdığı izlenimden olsa gerek, onu tanımlayan pek çok güzel sözcüğün içinden öncelik kazandı bu ikisi. Aslında hiç de göründüğü denli sessiz değildi yaşamı, başarıdan başarıya koştuğu ve çok iyi bir kariyer edindiği yaşamını dopdolu yaşadı ve 12 Haziran’da sessizce ayrıldı aramızdan, dinginliğine çekildi.

1916’da açtı gözlerini dünyaya ve yaşamının ilk yıllarını La Jolla, California’da geçirdi. Babasının da adı Gregory’di ama “Doc” olarak bilinirdi. La Jolla’nın ilk ve tek eczacısıydı. Altı yaşına geldiğinde annesi ve babası çoktan ayırmıştı yollarını. Annesini pek göremiyordu, çünkü gezgin bir satıcıyla evlenmişti. Babası ise yeni yeni açılan eczaneler nedeniyle kendi eczanesini kapatmış, bir başka yerde gece vardiyasında çalışıyordu ve oğluyla ilgilenemiyordu.

\

Bu nedenle bir süre anneannesiyle birlikte yaşamak zorunda kaldı. “Sanırım büyükannemin minik evinde köpeğim ve bisikletimle çok mutlu olduğumu düşünüyorlardı” sözleriyle yakınıyordu sevgisiz geçen günlerinden. On yaşındayken ailesi Eldred’i Los Angeles’daki St. John’s Askeri Okulu’na gönderdi. St. John’s’da askerî disiplini, üniformayı çok sevdi, çok da başarılıydı. Bu okulda edindiği askerî disiplini, mesleğine yansıtacak, belki de başarısını buna borçlu olacaktı.

1 ahkam var
tuttum
10

Varoş-banliyö ya da şehir dışı yapılanma mı desek?

İngilizce literatürde “suburb” olarak geçen yapılanmanın Türkçede tam karşılığı yok. Genellikle varoş ya da Fransızcadan gelen banliyö terimleri kullanılıyor. Fakat ben bunun yerine “şehir dışı yapılanma”yı tercih edeceğim. Siz de yazının gidişatında neden bunu tercih ettiğimi anlayacaksınız.

http://levilledellago.it/properties/A/In%20affitto/1/COPERTINA.jpg
http://levilledellago.it/properties/A/In%20affitto/1/COPERTINA.jpg

Şehir dışı yapılanma, şehrin hemen dışındaki yapılanmayı ifade ediyor. Bunu genellikle büyük şehirlerin eteklerinde görmekteyiz. Özellikle ABD’de 20. Yüzyılda hızlı bir şekilde artan şehir dışına yerleşme yeni bir fenomen gibi gözükebilir ama aslında çok eskilere dayanıyor. Şehir dışındaki yapılanmalara ve buradaki yaşamlara bakarsak, bu bize şehir hayatını ve şehirdeki sınıf ilişkilerini anlamakta da yardımcı olabilir.

Arkeolojik bulguların gösterdiğine göre antik Mısır ve Yunan şehirlerinin dışlarında da büyük bahçeleriyle devasa villalar bulunuyor. Roma dönemine baktığımızda da şehir dışı yaşamı benimsemiş aileler görmekteyiz. Kimileri savaş ve yeni yerler fethetmenin tadını çıkarırken, daha evcil Roma aristokratları ise şehir dışındaki villalarında çiftlik hayatının tadını çıkarırdı. Bunlar kırsaldaki yaşama, doğaya dönük ve şehir hayatındaki karmaşık ilişkileri içermediği için- daha çok değer verirlerdi. Kırsaldaki yaşam onlar için bir çeşit rahatlama ve aile ile vakit geçirme, doğayla haşır neşir olma yeriydi.

14 ahkam var
tuttum
11

Edvard Munch: Hayata Atılmış Bir Çığlık

Self Portrait with Burnin Cigarette (1895)
Self Portrait with Burnin Cigarette (1895)

Yaşam, aşk, acı, korku ve melankolinin dışavurumcu ressamı Edvard Munch 12 Aralık 1863’te gözlerini dünyaya açtı. Çocukluğunda tanıştığı ölüm, depresif sanatına yansıyacak en büyük olguydu. Henüz beş yaşındayken annesini, 1877 yılında da tüberkülozdan ablası Johanne Sophie’yi kaybetti.

Çocukluk dönemini şöyle ifade eder: “Deliliğin tohumlarını devraldım. Korku, hüzün ve ölüm melekleri doğduğum günden beri başucumdalar.”

1879’da mühendislik eğitimi için kaydolduğu teknik okulda fizik, kimya ve teknik resim derslerinde başarı gösterir. Eğitimine kronik hastalıkları engel oluncaya kadar devam eder, eğitimini yarıda bırakır. Babasının olumsuz tavrına rağmen “ressam” olmak için 1881’de The Royal School of Art and Design of Kristiania’ya kaydolur. Ortak bir öğrenci sergisinde sergilenen eseri “Karl Jensen-Hjell’in Portresi” eleştirmenler tarafından “sanat saçmalığı” olarak nitelendirilir. İlk “nü” çalışmaları “Ayaktaki Çıplak” (Standing Nude, 1887) hariç taslak halindedir. Nihilist arkadaşı Hans Jæger’le ilişkileri ve bohem hayatı babasını öfkelendirse de sanatı için belirleyici izler oluşturmuştur.

1886’da ablasının ölümünden etkilenerek yaptığı “Hasta Çocuk” (The Sick Child) tablosu yine eleştirmenler tarafından yerden yere vurulur.

10 ahkam var
tuttum
10

Kanserle Oyun Oynayan Bilim Adamı: Sigmund Freud

Sigmund Freud
Sigmund Freud
Doktor Sigmund Freud, tesadüfen ziyaretine gelen özel doktoru Felix Deutsch'a, ağzındaki küçük şişi gösterdi. Kendince pek önemli değildi bu şiş, ama son zamanlarda onu oldukça rahatsız etmeye başlamıştı. Deutsch, sağ tarafta, damak ile çenenin birleştiği yerdeki şişkinliğin kanser olabileceğini düşündüğünde, elinde olmayarak sarardı, heycanlandı, ne diyeceğini şaşırdı.

Bu olay 1923 yılı Nisan ayında meydana geliyordu. Psikanalizin kurucusu Dr. Freud bu tarihten sonra 1939 yılı Eylül ayına değin yaşadı; 16 yıldan fazla bu hastalıkla korkunç bir savaş verdi. Kendisi ve yapıtlarını mahvedecek her türlü zorluklara, tehditlere, sevdiklerini kaybetmesine, hatta Nazi rejimi yüzünden memleketinden kovulmasına karşın, hiç durmadan çalıştı, ara sıra dayanılmayacak kadar ağır olan ağrılarına rağmen pes etmeden çalıştı.

4 ahkam var
tuttum
19

"Dişisine Kötü Davranan Tek Hayvan İnsanoğludur": Jack London

Jack London
Jack London

San Francisco Körfezi’ne doğru yol alan “Razzle Dazzle” (ABD argosunda "Şaşırtıcı hareket" anlamındadır) adlı teknenin genç kaptanı bir eliyle dümeni tutarken öteki eliyle dizleri üzerindeki kalın kitabın sayfalarını çeviriyordu. Teknedeki büyük tahta kutularda gün boyu istiridye yataklarından çıkardığı ve kendisine üç aylık işçi ücreti denli gelir sağlayacak olan istiridyeler bulunuyordu.

Her an bir devriye botuyla karşılaşabilir ve kaçak avlanmakla suçlanarak hapsi boylayabilirdi. Fakat genç kaptanın çevreyi kollaması gereken bakışları daha çok kitap sayfalarında geziniyordu. Sahil polisinin baskını umrunda değildi; çünkü onlar için en büyük istiridyelerden oluşturduğu bir ikram tabağı hazırlamıştı bile... On yedi yaşına yeni girmiş olan kaptanın adı Jack London'dı.

\

Jack London (1876-1916), yoksul bir ailenin çocuğu olarak San Francisc'da dünyaya geldi. Anne ve babasının koyduğu "John" adını ilkokul sıralarında kendi isteğiyle "Jack" olarak değiştirdi. Sekiz yaşındayken eline ne geçerse okumaya başladı. Yoksulluktan üne ulaşanların ve uzun deniz yolculuklarına çıkanların öyküleri daha çok ilgisini çekiyordu.

19 ahkam var
tuttum
22

Apollo 13

\

Yıl 1970. Nisan ayı.
Nasa, 69'da yaşanan heyecanın bir yenisini başarmaya, insanoğlunu bir kez daha Ay'a ayak bastırmaya çalışır. Fırlatma günü yaklaştıkça herşey tekrar gözden geçirilir, hiçbir hata olmaması için büyük bir özen gösterilir.

Kennedy'deki herkes ve tüm astronotlar son derece heyecanlıdırlar. Ancak bir sorun vardır; dünya onların bu heyecanını pek paylaşmıyordur.

İnsanların Ay'a inmesi, orada araştırmalar yapması, insanlık için büyük ilerlemeler kaydetse de artık kimsenin ilgisini çekmiyordur. Dahası, uzayla ilgili görüntülerin televizyon ratingleri bile düşmüştür. Televizyon patronları popüler komedi şovlarını yarıda kesip uzaydan görüntüler yayınlamak niyetinde değillerdir.

Ne var ki, uçuş başladıktan iki gün sonra her değişir. Uzay aracında çıkan arıza nedeniyle astronotların hayatlarının tehlikeye girmesi, bir anda medyanın ilgisini çeker.

Apollo 13'ün Ay yolculuğu, önce bir ulusu, sonra da tüm dünyayı ilgilendiren bir drama haline dönüşür.

Jim Lovell, Jack Swigert  ve Fred Haise
Jim Lovell, Jack Swigert ve Fred Haise
"Lucky 13", 11 Nisan günü saat 13:13' te fırlatılır. Kumanda modülü "Odyssey" de üç astronot bulunur.
Komutan Jim Lovell.
Ay modülü pilotu Fred Haise.
Kumanda modülü pilotu Jack Swigert.

Önceleri kimseye bir şey ifade etmeyen bu isimler, kısa bir süre içinde bir efsane haline gelirler. Her şey bir devre anahtarına dokunulması ile başlar.

37 ahkam var
tuttum
10

"El Greco": Domenicos Theotokopulos

El Greco
El Greco

Yıl 1570... Uzunca boylu, esmer, yakışıklı bir genç, Roma'da Sistine Kilisesi'ne girdi. Tavandaki Mikelanj'ın muhteşem yapıtı olan "Son Hüküm" tablosuna bir süre baktıktan sonra, heycanlı bir sesle "Bu yapıt yere düşse aynını yapabilirim" diye bağırdı.

Nereden geldiği ve kim olduğu bilinmeyen bu genç adamın yorumu Roma'da uzun süre dillerde dolaştı. Söyledikleri unutulmaya yüz tuttuğunda yeni bir yorumuyla yine dikkatleri üstüne çekti. Mikelanj'dan, "iyi adammış; ama resim yapmasını bilmiyormuş" diye söz etme cesaretini göstermişti. Bu genç kimdi, şimdiye dek ne yapmıştı ki, sanatı ve yeteneği tartışılmaz biri için böyle yorumlar yapabiliyordu.

4 ahkam var
tuttum
21

Tüm Zamanların En Büyük Sanatçısı: Victor Hugo

Ünlü Fransız yazar Andre Gide kendisine yıllar önce sorulan "En büyük Fransız şairi kimdir?" sorusunu şöyle yanıtlamıştı:
"Ne yazık ki, Hugo! Victor Hugo!"

Victor Hugo
Victor Hugo

Hugo bugün, Fransız olmanın ötesinde insanlığın evrensel duygularını dile getiren sayılı yazarlar arasında yer alıyor. Yaşarken söylediği şu sözlerle de, bulundu çoğrafyayı ve zamanı aşarak bütün dünyayı kucaklıyor:

"Ben şimdiye kadar mevcut olmayan bir partiyi temsil ediyorum: Uygarlık partisi. Bu parti yirminci yüzyılın partisi olacaktır. İlk önce Avrupa Birleşmiş Milletlerini meydana getirecek, ondan sonra da Dünya Birleşmiş Milletleri'ni."

Victor Hugo 28 Şubat 1802 günü üçüncü erkek çocuk olarak dünyaya geldiğinde o kadar cılızdı ki, onun değil yazar olmak, yaşayacağına kimse inanmıyordu. Aile ortamı da Hugo için oldukça sağlıksızdı. O daha doğmadan önce anne baba arasındaki ilişki neredeyse bozuktu.
Babası Leopold Hugo, Napoleon'un ordusunda önce binbaşı, sonra general olmuş, imparatorluğun ordusuyla ülke ülke dolaşıyordu. Küçük Victor zaman zaman, annesi ve kardeşleri ile Paris'ten ayrılarak babasının peşinden gidiyordu. Ama anne ve babanın bitmek bilmeyen kavgaları sanki onlarla birlikte yolculuk ediyor, bu renkli geziler kavgalarla son buluyor ve Paris'e dönüyorlardı.

\

İletişim araçlarının olmadığı bir çağda, bu geziler Victor için büyük bir sanştı. İleride yazacağı ölümsüz yapıtların oluşumunda bu geziler de etkili olacaktı. Beş yaşında İtalya'yı gördü. Onu asıl etkileyen, 1811'de gittiği İspanya'ydı. Madrid'de Prens Masserano'nun sarayına yerleştiklerinde küçük Victor büyülendi. Gelecekteki yapıtlarından biri olan "Hernani" dramının ilk tohumları düşüncelerine orada yerleşmeye başladı. Burada babası onu soyluların gittiği yatılı bir okula gönderdi. Okulun hademesi, kamburdu. "Notre Dame'ın Kamburu" romanındaki Quasimodo karakterinin oluşumunda bu hademe Victor Hugo için bir ilham kaynağı oldu.

19 ahkam var
tuttum
19

Deli mi, dahi mi? DAVID HELFGOTT

\

"Dahilikle delilik arasında ince bir çizgi vardır" derler. Her dahi biraz da delidir. Ama yanılmıyorsam dahilere atfedilen bu az buçuk delilik, onların yaratıcılıklarına ve sıradışı özelliklerine gönderme niteliğinde bir iltifattır da aynı zamanda.

1947 yılının 19 mayısında Melbourne'de dünyaya gelen David Helfgott da, müziğe olan yeteneği sayesinde küçük yaşta bir dahi olarak nitelenmişti. Babası Peter Helfgott'un öğretmenliğinde beş yaşında piyano çalmayı öğrenmiş, onlu yaşlarına geldiğinde de yarışmalarda başarılar göstermeye başlamıştı bile. Ama bu geleceği parlak görünen dahi çocuğun “deliliği” ise bir iltifat değil, ne yazık ki uzun yıllar onu piyanosundan eden psikolojik bir hastalık olarak kayda geçecekti.

David ve babası Peter Helfgott
David ve babası Peter Helfgott

Müziğe yatkın, müzik eğitimi almak isterken buna engel olunmuş bir babanın, kendi gerçekleşmemiş isteklerini oğluna yaptırmak istemesiyle başlayan bir süreçte, babası David'i hep başarılı olmaya zorlar; başarısızlıklarında onu küçümser, sevgisinde hastalıklı, kızgınlığında cezalandırıcıdır. David'in, düyanın çalınması en zor bestelerinden biri sayılan Rachmaninoff'un 3. Piyano Konçertosu'nu çalabileceğine inanabilecek kadar gözü dönmüş baba, oğlunun Amerika'da müzik eğitimi almasına engel olur.

8 ahkam var
tuttum
15

Kadının Kalçalısı

Karı koca, hacı hoca, koca kafa derken sıra geldi koca popoya. Daha önce de milyonlarca erkek yanılıyor olamaz, bu koca popo merakının bir sebebi olsa gerek demiş, şu blogun altındaki ahkamlarımızda yuvarlak kalçaların kerametini doğurganlıkla ilişkilendirmiştik. Şimdiki haberimiz Türk kadınlarını sevindirecek nitelikte. Müjde! Müjde! Müjde! Bilim insanları yine boş durmamış ve bakın yine neler bulmuş: Önce Harvard Tıp Fakültesi'nde ve sonra Oxford Üniversitesi'nde yapılan iki ayri araştırma göstermiş ki, kadınların kalçalarında biriken yağlar aslinda o kadar da kötü değilmiş, hatta iyi bile sayılabilirmiş. Ancak aynı durumun göbek yağları icin geçerli olduğunun söylenebilmesi pek mümkün değilmiş. Vücudumuzdaki yağların da iyisi kötüsü varmış meğer.

vida guerra
vida guerra

57 ahkam var

Mim Nehri

geri »

Arama

pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

reklam

kaynaklar

RSS Dosyası
pillikutu

network siteleri