"kaynak gösterilmeden yapılan alıntı, emeğe saygısızlıktır"

BAŞLANGIÇTAN GÜNÜMÜZE 6664 FİLM (1919– 2006)
*A AY (1988) – SY:Reha Erdem
*A’DAN Z’YE KADAR (1975)– SY: Aram Gülyüz,
*ABBAS YOLCU (1959) – SY: Semih Evin,
*ABBASE SULTAN (1968)- SY: Turgut Demirağ
*ABİDİK GUBUDİK (1964) – Y: Aram Gülyüz
*ABLAM (1973) –Y: Ülkü Erakalın,
*ABDÜLHAMİD DÜŞERKEN (2002)- SY: Ziya Öztan
*ABUK SABUK BİR FİLM (1990) – Y. Şerif Gören,
copy/paste departmanından... Eric Edelman kimdir ? 1) Ukrayna göçmeni yahudi bir aileden gelen Edelmanin annesi İstanbul yahudilerinden bu sebeple Türkçeyi anadili gibi konuşuyor dersek yanlış olmaz ama siz bakmayin o yine Türkiyede Türkçeyi az anlarmis gibi yapacaktir. Kendisi 14 aralik 1952de Columbus,Ohio'da dünyaya gelmis. 2) Edelman seçilmis irktan oldugundan mesleginde hizla yükselmis. Kisa zamanda çok kritik yerlere kritik zamanlarda gönderilen bir diplomat olmus
3)1980 yilinda Amerikan disisleri bakanligina girdigi yilki ilk görev yeri tesadüfe bakin yahudilerin kutsal mekanlari Bati Seria ve Gazze Bölgeye özerklik taninmasi için görüsmelerde bulunan Amerikan delegasyonunun üyesi. Katildigi görüsmelerden bir kaç hafta sonra Israil Kudüsü baskent ilan etti ve binlerce yillik yahudi düsü gerçek oldu. Edelman buna taniklik etti
Nerdeyim? Tam olarak bilmiyorum ama nedense içimde sürekli birşey bunu soruyor. İlerlemek, sürekli ilerlemek.. Ama ne için.. nereye doğru? Boyutsuz, zaman kavramının bile insan tarafından yaratıldığı bir evrende ne yöne ilerlemek.Bazen şu Fight Club ın meşhur lafı aklıma geliyor. "Self-İmprovement is masturbation,masturbation is self-destruction".
Bakıyorum da küçüklüğümüzden beri kahraman olmak üzere yetiştirilmişiz.. Bütün o çizgi filmlerde bile hep tek başına(!) bir kahraman vardır. Hiç ortaklık, topluluk arasında eriyip gitmekten bahsedilmez.Bu yüzden belki insanlar üzerlerine dikkat çekici sözde kendilerini ifade eden şeyler giyiyorlar. Kendilerinin farklı olduklarını varsayılması için.. Tam bir mastürbasyon bu anlamıyla. Peki ya ben. Bunu yapmıyorum ama çok da mutlu değilim. Herkes özel olmaya çalışıyor ve bende.. Bu yüzden bütün bu ilerlemeler.. İnsanların kafasını dolduran bütün bu felsefeden bilime, giysiden içeceğe herşey insanlara yaşadıklarını hissettirmek için yapılmış sanki. İşe de yarıyorlar doğrusu ama nedense bütün bunların içinde kendimi pek yaşıyor hissetmiyordum. Taki şu kendini geliştirme kurslarına gidene kadar. Peki ya sonra?? Kapıdan çıkarsın.. İçinde bir mutluluk, yapacağını bilmenin mutluluğu neyi yapacağını ne istersen peki sen ne istiyorsun? İşte benim 100 puanlık sorum. İlerleme insanların boyutlandırdığı evrende yanlızca insanların istediği yöne gitmekle olur. Peki ya ben ne yapıyorum.Kendimi basit görüyorum. Aslında kendine uzaktan basit, çürüyen bir canlıymış gibi bakmak hoş oluyor. En azından sürekli övdüğün Sokratesi biraz anlayabiliyorsun ya da şu 6 defa izlediğin Fight Club ı.. Sonuç?.. Yok.. İlerleme yok sadece doldurulmuş reklamlarımız var. Size ihtiyacınız olmayan birşey varmış gibi gösteren reklamlar.İlerlediğinizi hissettiren reklamlar.. Nedenini bilmiyorum belki sağ beynim çok etkisinde kaldı ama 1984 kitabında daha kötü bir gelecek görüyorum önümde. En azından orada yaşıyan son bir insan ruhu vardı(İnsan ne demekse!)..
Yukarıda 159 film eklenmişti, toplam film sayısı 631 olmuştur.
Türk sinemasına hayat veren romanları ve bu romanlardan senaryolaştırılarak sinemaya aktarılan filmleri tanıtmaya çalışacağım. Tabi bunu yaparken önce romanları yazan romancımızın biyografisini sunarak, onu okuyucuya da tanıtma fırsatını da bulmuş olacağım. İşte burada sizlere sunduğum ilk romancımız:
Esat Mahmut Karakurt
1902 yılında İstanbul’da doğan yazar, Türk Edebiyatında birbiri ardına yazdığı aşk ve macera konulu romanlarıyla zamanın en çok okunan romancılarından biriydi. Popüler edebiyat türünün en iyi örneklerini veren Karakurt, Şura-yı Devlet üyesi Urfalı Mahmut Nedim Bey'in oğludur. Önce, Kadıköy Sultanisi'ni, 1924 yılında İstanbul Diş Hekimliği Okulu'nu ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi ve sırasıyla yazarlık, gazetecilik, Galatasaray Lisesi'nde Türkçe öğretmenliği yapmış siyasete de atılarak; 1954-1960 arasında Urfa milletvekili, 1961-1966 arasında senatörlük görevlerinde bulunmuştur. İlk yazıları muhabir olarak çalıştığı Tercüman-ı Hakikat gazetesinde yayınlandı. Daha sonra çalıştığı İleri, İkdam, Cumhuriyet, Tasvir, Yeni Sabah gibi gazetelerdeki polisiye olayları konu alan röportajlarıyla tanındı. Küçük öyküler yazdı. Ama daha çok çoğu sinemaya uyarlanan, olaya dayalı aşk ve serüven romanlarıyla ün kazandı. 15 Temmuz 1977 yılında geçirdiği bir beyin kanamsı sonucu vefat etmiştir. Türk romanında çok önemli bir yeri olan Batı’nın popüler edebiyatını kendisine örnek almış ve çalışmalarını bu tarz üzerinde sürdürerek, büyük okur kitleleri tarafından sevilen roman sanatının ileriki dönemde Türk edebiyatında önemli bir yer edinmesine katkıda bulunmuştur. Esat Mahmut Karakurt'un yazdığı yıllarda, romancılığımızın birkaç koldan ilerlediği görülür. Bir yanda milli edebiyat akımı temsilcilerinin, bir yanda toplumcu çizgideki yazarların ve son olarak aşk/macera temalarını işleyen romancılarımızın ard arda eserler verdiği bu dönemde, onun tercihi, cumhuriyet ideolojisine uygun aşk ve macera öyküleri yazmak olmuştu. “ ” Esat Mahmut Karakurt 1926 – 1960 yılları arasında toplam 16 roman yazmış ve bu romanlar, sadece okuyucusu tarafından okunmakla kalmamış, Türk sineması ve sinemacılığına da kaynak teşkil etmiştir. Bu romanların hepsi de filmlerimize kaynak olmuş hatta bu 16 romandan 26 film senaryosu yazılmış ve aşağıda inceleyeceğimiz filmlerle, Türk sinema seyircisine kazandırılmıştır. Eserleri en çok kullanılan romancılarımızın başında yer almakta olduğunu da belirtmekte fayda var. Romanlarının ve filmlerinin incelemesine geçmeden önce tarih sırasına göre yazdığı romanları ve filmlerin çekildiği yılları sıralayalım: 1) Vahşi Bir Kız Sevdim 1926. Bu roman 1954 yılında Lütfi Ömer Akadı’ın senaryosu ve yönetiminde ilk kez sinemaya uyarlanmış ve daha sonra, 1972 de Nejat Saydam’ın senaryosu ve rejisiyle ikinci kez sunulmuştur. 2) Çölde Bir İstanbul Kızı 1926. Roman 1957 de Faruk Kenç’in senaryosu ve rejisiyle çekilmiştir. 3) Allahaısmarladık 1936 . Rejisör Sami Ayanoğlu, romandan esinlenerek aynı isimle senaryoyu yazmış ve 1951 yılında filme aktarmıştır. 1966’da ise Nejat Saydam’ın senaryosu ve rejisiyle aynı isimle çekilmiştir. 4) Dağları Bekleyen Kız 1936. Senaryo ve reji Atıf Yılmaz’a ait 1955 yılında çekilen bu roman uyarlaması filmin. Ve 1968 de aynı film bu sefer Suavi Sualp’in senaryosundan ve Süreyya Duru’nun rejisiyle seyirci karşısına çıkar. 5) Ölünceye Kadar 1937. Yine aynı isimle 1970 yılında Safa Önal’ın senaryosu ve rejisinden seyirciye aktarılmıştır. 6) Son Gece 1938. İki Kez sinemaya aktarılan romanlarından biri daha. 1952 de Sami Ayanoğlu’nun senaryosun ve rejisinden çıkan bir film. İkincisi sie 1967 yılında Meduh Ün ve Halit Refiğ’in beraberce yazdıkları senaryo, Memduh Ün’ün yönetiminde sinemaya aktarılmıştır. 7) Kadın Severse 1939. 1955’de Atıf Yılmaz’ın senaryosu ve rejisinden sinemaya aktarılan aynı isimli bir film ve 1968’de de Safa Önal’ın senaryosu, Ülkü Erakalın rejisiyle seyirciye sunulan bir film. 8) İlk ve Son 1940. Sadık Şendil romanın senaryosunu yazmış ve Atıf Yılmaz ikici kez bir Karakurt romanından uyarlanan bu filmi 1955 yılında çekmiştir. Memduh Ün’de ikinci kez Karakurt romanından uyarlanan bir filme imza atmıştır 1968’de. Bu filmin senaryosu da Ayşe Şasa tarafından kaleme alınmış. 9) Kocamı Aldatacağım 1940. Bu sefer Karakurt’un romanı aynı isimle film olarak çıkmıyor karşımıza. 1991 Yılında Safa Önal’ın “Aldatacağım” adıyla kaleme aldığı senaryoyu, Orhan Elmas filme çekiyor. 10) Sokaktan Gelen Kadın 1945. İki kez çekilen filmlerden biri daha. Birincisi Dr. Arşavir Alyanak’ın senaryo ve rejisiyle 1961’ de sinemaya aktarılmış, diğeri ise 1984 yılında Orhan Aksoy’un senaryo ve yönetimindeki diğer film. 11) Ankara Ekspresi 1946. Aydın Arakon’un senaryo rejisiyle 1952 yılında çekilmiş ve daha sonra 1970’de ise Bülent Oran’ın senaryosu, Muzaffer Aslan’ın yönetiminde çekilen başarılı bir film. 12) Bir Kadın Kayboldu 1948. Safa Önal’ın senaryosunu yazdığı ve yönettiği aynı isimli bu film 1971 yılı yapımı. 13) Ömrümün Son Gecesi 1949. İlk defa 3 kez çekilen filmlerden. 1959, 1968 ve 1984 de. “Üçü de Ömrümün Tek Gecesi” adı altında senaryolaştırılmış. İlki Dr. Arşavir Alyanak tarafından senaryolaştırılmış ve yönetilmiş. İkincisi, en fazla Türk Sinemasına senaryo vermiş bir isim olan Safa Önal tarafından yazılan senaryodan Osman Nuri Ergün sinemalaştırmış bu eseri. Üçüncü uyarlama 1984 yılında, Osman Seden’in senaryosu ve rejisinden aktarılan bir roman-film 14) Erikler Çiçek Açtı 1952. 1968’de yine Safa Önal’ın senaryosundan hareketle, Osman Nuri Ergün’ün yönetiminde çekilmiştir. 15) Son Tren 1954. 1964 de Nejat Saydam’ın senaryosundan ve rejisinden filme aktarılmıştır. 16) Kadın İsterse 1960. Romanın yazıldığı tarih ile filme çekildiği tarihin en az aralıklısı olan bu film 1965 yılında gene Nejat Saydam tarafından senaryolaştırılmış ve beyaz perdeye aktarılmıştır.
Şu anda Türkiye’de hemen her kahvede, yemek masasında, içki masasında IMF konuşuluyor. IMF şu kadar kredi verdi şu kadar krediyi serbest bıraktı, Kemal Derviş IMF’le kredi pazarlığı yaptı vs. Hayatımıza bu kadar çok girmiş IMF’le olan ilişkimizin ne zamana dayandığını incelemeye çalıştım ve bunu sizinle paylaşmak istedim.
Türkiye IMF’ye 11 Mart 1947’de kabul edildi. Daha önce IMF’ye kabul edilebilmek için 7 Eylül 1946 yüzde 119 oranında develiasyon yapmıştık. O yıllaedan bu yana IMF ile tam 16 tane Stand-By (destekleme düzenlemeleri) yapıldı.
Adana'da yaşayanlar, yaşamış olanlar çok iyi bilirler, İncirlik Hava Üssünde görevli Amerikalılar görev süreleri bittiğinde yük olacak herşeyi satıp giderler. İkinci el her türlü Yeni Dünya malzemesinin satıldığı bir pazar vardır Adana'da; "Amerikan Pazarı". Kitaplarını bile satarlar evlerine dönerken. Bize kitap okumak zihinsel yüktür, Amerikalıya taşımak... Üniversitenin ilk yılında bir kitapla karşılaştım Amerikan Pazarında, sudan ucuzdu aldım. İşte konunun özü de bu; bilemiyorum para biriktirip oradan Nike alan arkadaşlarım o Nike'ı hala kullanıyorlar mıdır ama ben o zamanlar bir öğlen yemeği parasına aldığım o kitabı hala kullanıyorum...
Bir zamanlar bizler pek heves etmiştik Japonlar gibi olmaya, ekonomimizde JAPON MODELİ'ni uygulamaya...
1984 yılında, dönemin başbakanının ( ki kısaca TÖ olarak tanınır kendisi ) o günlerde JAPON MODELİ'ne yönelik tartışmalar başlattığı anımsanacaktır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kuruluşundan beri uygulanan "devletçi" ekonomi politikalarının ( gerçekteyse özel sektörü korumacı ve teşvik edici politikaların) yetersiz olduğu gerekçesiyle, bir seçenek olarak bu kavram ortaya atılmıştı. Konuyla ilgili araştırmalar yapıldı, kitaplar yazıldı. Bu kitaplardan biri olan Bursalı gazeteci İsmet BOZDAĞ'ın yazdığı bir kitapçıkta, yazarın bir sorumluluk örneği olarak değindiği, ama "Japon Mucizesi" gerçekleştirme düşleri kuranları hüsrana uğratabilecek bir bölüm var ki o bölümde; 1962 yılında Amerikan FORD VAKFI'nın düzenlediği sempozyum nedeniyle Türkiye-Japonya üzerine yapılan araştırmaların sonucunda ulaşılan bulguların yer aldığı bölüm ( gerçi Türkiye'nin böyle bir mucizeyi gerçekleştiremeyeceği yargısıyla bitmektedir ) ki Özal'ın ardılı olarak değerlendirilebilecek bugünün "liberal ekonomi" uygulama girişimlerinin de toplumumuzun sosyo-ekonomik yapısının dışlanmaması gerekliliğini ortaya koyuşuyla uyarıcı bir işlev görmektedir.
Türkiye'ye ilişkin tüm araştırmalarda genellikle yapıldığı gibi burada da Osmanlı geçmişimiz soyutlanmadan konuya yaklaşılmaktadır. Vurgulanan özelliklere gelince, kitapçıkta şunlara yer verilmiş:
-Japonlar "nedeni" ele alıp, biz teknolojileşelim diyorlar. Osmanlılar'sa "sonucu" ele alıp, Batılılaşalım diyorlar.
-Japonya kalkınmasını 20.yüzyıl başına dek iç kaynaklar, diğer bir deyişle; vergilerle karşılamış. Vergiler sonucu köylüler sıfır gelire sahip olmuş ki bu da kalkınmanın nelere malolduğunun somut bir göstergesidir. Osmanlı'da aşar vergisi var, vergiler yetersiz, birikim yok, cari harcamalar bile dış borçlanmayla sağlanıyor. Borçlanma Batı etkisi ve çıkarıyla birleşiyor. Düyun-u Umumiye'ye kadar gidiyor.
-Japonya insan gücüne çok önem veriyor, dışarıya ( Batı'ya ) yetiştirilmek üzere adam gönderiyor, büyük ölçüde Batılılaşma'sını bu güce dayandırıyor. Osmanlı da Batı'nın dış görünüşünü, biçimsel yapısını getiriyor, teknolojisini değil.
-Japonya'da yerli kaynaklara dayanma var, 20.yüzyıl başına değin, Japonya'da yabancı firmalar kurdurtulmamış. Osmanlı'daysa yerli firmalar kurdurtulmamış.
Cumhuriyet yönetimi böyle bir yapıyı almasına karşın, 1929'da Dünya ekonomik bir bunalım yaşarken, ülkemiz ayakları üzerinde durmayı başarabilmiştir. Ama sonraki gelişmeler bizi hergün yeni bir ekonomik model arama aşamasına getirmiştir. Anımsanırsa; Japon Modeli'nden sonra Brezilya Modeli'ni, Güney Kore Modeli'ni tartıştık. Bugünlerde de AB'nin ekonomik kriterlerine uyma ve 21. yüzyıl kapitalizmine yetişme savaşı veriyoruz/vermeye çabalıyoruz. Yalnız burada unutulmaması gereken önemli bir konu var; her ülke kendi gerçeğini yaratır. Örneğin; Japon halkının yetişmesinde geçerli olan moral değerler, özellikle de "eğitimde Japon modeli" incelenirse; bu ekonomik başarının nasıl gerçekleştirildiği daha iyi anlaşılır.
Japon gencinin; ÖLMEDEN ÖNCE DERSİNİ ÇALIŞ ilkesiyle yetiştirildiği ve Japon toplumunda çalışmanın gerçek anlamda bir ibadet olarak değerlendirildiği gözönüne alınırsa, günümüz Türkiyesi'nin toplumsal yapısıyla böyle bir başarıyı yakalamak şöyle dursun, düşlemek bile olanaksızdır.
"Herşey satılık" anlayışıyla ülkeyi pazara çıkaran yönetenler/egemenler; kar yağdı, sis çıktı, mafya bastı diye kapatılan okullar...
Bu gidişle kalkınmak şöyle dursun, yerinde saymayı bile beceremeyecek gibiyiz...
Bu yazının yazılışından bugüne geçen süre 26 sene!. Acaba Mumcu'nun o gün yazdıkları bugünlerde gerçekleşmeye başladı mı?. Ne dersiniz, sayın okuyucular?
RABİTAT-ÜL ALEM-ÜL İSLAM
"Rabitat-ül Alem-ül islam" şeriat düzeni üzerine islam Devletler Birliği kurmak isteyen bir kuruluştur. Bu kuruluşun maddi destekçisi "Aramco" adlı bir Amerikan petrol şirketidir. Kuruluşun "Hicri Recep 1383" tarihinde Mekke'de yayınlanan tüzüğünde "Müslüman ülkelerde islamcı yönetimlerin kurulmasma çalışmak" amacı yer almaktadır. Tüzükte yer alan bir başka maddeye göre de bu zengin kuruluş "İslamcı yayın organlarını" destekleyecektir.
"Film seyrederek İngilizce öğrenebilir miyim?" diyorsanız buraya buyrun
Bir sinemasever misiniz? Peki ya bilimkurgu filmlerle ilgilenir misiniz?
İşte size güzel bir bilimkurgu filmler listesi:
Phobos Entertainment'a göre görmeniz gereken 50 bilimkurgu filmi:
Film adı ...........................................Yönetmen
1. Star Wars .........................................George Lucas
2. Metropolis ........................................Fritz Lang
3. Forbidden Planet .................................Fred M. Wilcox
4. Invasion Of The Body Snatchers ...............Don Siegel
5. The Fly ............................................David Cronenberg
6. The Thing From Another World ................Howard Hawks & Christian Nyby
7. The Thing ........................................John Carpenter
8. The Empire Strikes Back ........................Irvin Kershner
9. The Matrix ........................................Andy Wachowski & Larry Wachowski
10. Godzilla ...........................................Inshiro Honda
11. The Time Machine ...............................George Pal
12. War of the Worlds ...............................Byron Haksin
13. Star Trek: The Wrath of Khan ..................Nicholas Meyer
14. Planet Of The Apes ..............................Franklin J.
15. SchaffnerThe Andromeda Strain ..........................Robert Wise
16. This Island Earth .................................Joseph M. Newman
17. Them! .............................................Gordon Douglas
18. Five Million Years to Earth ......................Roy Ward Baker
19. 2001: A Space Odyssey .........................Stanley Kubrick
20. The Terminator ..................................James Cameron
21. Blade Runner .....................................Ridley Scott
22. Altered States ...................................Ken Russell
23. Things to Come .................................William Cameron
24. MenziesAlien ..............................................Ridley Scott
25. Aliens .............................................James Cameron
26. The Day The Earth Stood Still .................Robert Wise
27. The Incredible Shrinking Man ..................Jack Arnold
28. The Day After ....................................Nicholas Meyer
29. Barbarella ........................................Roger Vadim
30. A Clockwork Orange ............................Stanley Kubrick
31. Sleeper ..........................................Woody Allen
32. Zardoz ...........................................John Boorman
33. Logan's Run ......................................Michael Anderson
34. Close Encounters Of The Third Kind ..........Steven Spielberg
35. Tron ..............................................Steven Lisberger
36. 1984.............................................. Michael Radford
37. Akira .............................................Katsuhiro Otomo
38. Total Recall ......................................Paul Verhoeven
39. Independence Day ...............................Roland Emmerich
40. Galaxy Quest ....................................Dean Parisot
41. Fantastic Planet .................................Rene LalouxEarth vs.
42. The Flying Saucers ..................Fred F. Sears
43. The Rocky Horror Picture Show ...............Jim Sharman
44. Bride of Frankenstein ..........................James Whale
45. Plan 9 From Outer Space ......................Ed Wood
46. The Crawling Eye ...............................Quentin Lawrence
47. Dr. Strangelove .................................Stanley Kubrick
48. Road Warrior ...................................George Miller
49. (II)When Worlds Collide ...........................Rudolph Mate
50. Strange Days ...................................Kathryn Bigelow