
Ufak ufak profiller oluşturup "ben de burdayım" demenin heyecanı sarmıştı her yanımızı. İlk fotoğraflarımızı yüklerken ellerimiz titredi. "Nickname"imiz olmadan şuradan şuraya adım atmazdık. Fotoğraflar ve gerçek isim tabusu uzun süre devam etti. Tabii ki sosyal fobi denilen olgu gerçeğinde olduğu gibi sanalında da bir miktar kendini gösterecekti.
Zamanla çekingenliği üzerimizden attıkça fotoğraflarımızı yükledik, kendimizi anlattık, arkadaşlarımızı davet ettik bu ortamlara. Arkadaş arkadaşı getirdiğinde sosyal ağ çılgınlığımız da başlamış oldu. Bazen içeri almadıkları oldu bizi. Davetiyesiz giremezsiniz dediler. "Bir arkadaşa bakıp çıkacağız" dedik. İçeriye girmenin zor olduğu siteler, aynı gerçek hayattaki gece kulüplerinin etkisini yaratmıştı algımızda.

Belki bu günlerde basında Korsan Partisi haberleri dikkatinizi çekmiştir. Kurulduğundan beri çeşitli esprilere konu olduğu için belki de okumadan geçtiğiniz haberlerden biriydi. En azından ben öyle yapmıştım. Yeni kurulan bir partinin bu kadar hızlı bir şekilde büyümesi, acaba bizim içinde bir umut olabilir mi demiştim kendime. Lakin her zaman olduğu gibi yine yanıldım.

Başlangıç olarak bu hareketin ne olduğundan kısaca bahsedelim. Asıl adı Piratpartiet olup 1 Ocak 1996 tarihinde Rickard Falkvinge adında bir İsveçli tarafından kuruldu. Mühendis olacağım deyip, açmayınca okulu terk edenlerden kendisi.
Basında konusu sadece internetten bedava film, müzik veya oyun indirmenin cezalandırılmasına karşı oldukları şeklinde geçse de, Korsan Partisinin amacı bütün fikri mülkiyet yasalarını kaldırmak, kişisel bilgilerin gizliliğini yeni yasalarla korumak, terörizmi veya ticari güvenliği gerekçe göstererek çıkarılan, kişisel bilgilerin saklanmasını ve devlet kurumları arasında paylaşılmasını öngören yasaları kaldırmak şeklinde özetlenebilir, özet olmasa da.5 sayfalık parti programında (isteyen manifesto da diyebilir) yazdıklarına göre istekleriyle bağlantılı olmayan hiçbir siyasi görüşün yanında olmadıklarını belirtiyorlar.
1972 yılında İstanbul'da doğan Nermin Er, 1995 Mimar Sinan Üniversitesi Heykel bölümü mezunudur.

Nermin Er, malzeme olarak kağıtları kullanır ve aynı zamanda ışıktan da yararlanır, kurgulamış olduğu hikayelerini kağıtları keserek anlatır. Değişik boyutta ve kalınlıktaki kağıtları keser, eksiltir ve yapıştırır. Her bir hikâyeye bakarken içinde kaybolursunuz.

İşine, sanatına heykel ile başlayan Er, ilk başlarda malzeme olarak metali kullansa da sonrasında malzeme olarak kağıdı tercih eder ve kağıttan 3 boyutlu, ışıklı gölgeli heykeller yapmaya böyle başlar. Aslında kâğıt hayatının her döneminde vardır. Sadece artık onu daha yakınına almıştır, malzeme olarak kullanmaya başlamıştır.
Kendisinden bahsettirir çalışmalarıyla gazetelerde ama internete bakınca çok bir şey bulamazsınız, bulduklarınız dişinizin kavuğunu doldurmaz...İşte tam böyle düşündüğümde Bant dergisinin geçen sayısında kendisiyle yapılmış röportaja denk geldim. Gönül ister ki adından daha çok bahsettirsin, duymamış biri kalmasın....


...
Bazen rastgele bir görüntüye bakarken onu belirli bir ifade gibi algılarız. Bu psikolojik bir fenomendir ve olay Pareidolia olarak tanımlanmıştır.
Bulutlardan şekiller çıkarmak, nesnelerden insan yüzüne benzetilen görüntüleri fotoğraflamak gibi günlük telaşların yanı sıra; dini inanç kaynaklı, üzerinde Arapça Allah yazısı olduğu, İsa Mesih'in yahut Meryem Ana'nın resmedildiği düşünülen nesneleri aramak; hatta işi abartıp, tersten dinlendiğinde belli mesajlar içerdiğine inanılan müzik yapıtlarını bir kriptolog edasıyla incelemek, çıkarımlarda bulunmak da hep bu Pareidolia hadisesinin belirtileridir.


Reklamlar sayesinde daha henüz olmayanı olmuş gibi gösteren, herhangi bir hayali zihinlerde gerçekmiş gibi yaşatan ve 3G teknolojisini allayıp pullayarak önümüze süren şirketlere şapka çıkartmaktan başka yapacak birşeyimiz yokmuş gibi görünüyor, şu sıralar! İzliyoruz. Yaptığımız en iyi şey değil mi izlemek? Çok pis mahalle kavgası, video, futbol, horoz dövüşü izlemez miyiz? Olay bu kadar hızlı lanse edilirken, bu denli hormonlu bir ürüne ancak onun kadar hormonlu kullanıcılar layık görüleceğinden, tıpkı güneş yüzü görmeden, ayağı toprağa basmadan besin zincirine dahil olan tavuklar gibi güdümlenecek bu teknolojinin köleleri de. Mevcut yemleme sistemi daha da hızlanacak. Yahut farkına varılırsa akış tersine döndürülecek. Herşey insanoğlunun akli dengesine bağlı.


Antik çağ insanlarının optik camlar hakkında bilgileri olduğu biliniyor. Girit'te yapılan kazılarda M.Ö 1000 yılına ait büyüteç bulunmuş. Gözlüğü ilk bulan kişinin kim olduğu ise muammasını koruyor. Bilinmeyen bu şahsa teşekkür mü etmek gerek yoksa kızmak mı gerek bilemiyorum. Zira gözlük icad edilmeseydi belki lazer ameliyatlara çok daha önceden başlanabilirdi. Bu da garip bir yaklaşım oldu galiba.
Gözlüğü bulan kişi bilinmese de Venedik'te yaşamış birisi olduğu düşünülüyor. Zira ortaçağda Venedik cam üretimiyle çok ünlenmişti. 13. yy’a doğru unutulup giden renksiz cam yapma tekniğini Venedikli cam ustaları yeniden canlandırmıştı.

Festival oluşumlarının en ilginçlerinden biri olan Zombi Festivallerini duymuş ya da internette gezerken fotoğraflarına rastlamışsınızdır. Genelde sadece fotoğraflardan oluşan bu oluşumun nasıl ortaya çıktığını merak ettiniz mi? Eğer öğrenmek istiyorsanız bu yazı sizin için...
Asıl adı Zombie Walk (zombi yürüyüşü) olarak geçen bu etkinlik aynı zamanda zombi çetesi, zombi sürüsü, zombi gösterisi gibi çeşitli adlarla da anılmakta. Zombi görünümünde makyaj ve kıyafetlerle sokakta dolaşan insanların katıldığı etkinlik şehir merkezinden cadde boyunca yürümekle başlar ve bir mezarlığa ya da zombie pub denilen zombi temalı içki mekanlarına gidilmesiyle son bulur.

Bu etkinlik, çeşitli internet sitelerindeki oluşumlar ve ağızdan ağıza dolaşan söylentilerle büyümeden önce yeraltı kültüründen gelen bir aktiviteydi. Olay sırasında katılımcıların zombi gibi davranmaları ve o şekilde iletişim kurmaları isteniyordu. Bu duruma örnek olarak hırlama, inleme şeklinde anlamsız sesler çıkarmak ve brains (beyinnn) diye haykırmak sayılabilir. Bu noktada zombi davranışlarının nasıl olacağı konusunda ciddi tartışmalar da çıkmıştır. Orijinal Living Dead (Yaşayan Ölüler) serisinde zombi kavramının tanımını belirten kimi püristlere göre zombiler asla beyin diyebilme yeteneğine sahip olmamıştır.

12 Nisan 1961 tarihinde, binlerce yıldır gökyüzünün enginliğine dalıp, türlü hayaller kuran insanoğlunun en imkansız görünen hayali gerçek olmuştu. Yuri Gagarin, yalnızca uzaya giden ilk insan olmakla kalmıyor, bir rüyayı da gerçek kılıyordu. İnsanoğlu artık uzaydaydı ve hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Peki ama Yuri Gagarin gerçekten de uzaya giden ilk insan mıydı? Yoksa sadece yolunda giden talihi sayesinde kendinden önceki kayıp öncülleri arasından sıyrılmayı başaran şanslı biri miydi?
"Kayıp Kozmonotlar" Soğuk Savaş yıllarının gizemlerinden biridir. Hala aydınlanmamış noktaları vardır. Bunun nedenini anlayabilmek için Soğuk Savaş’ın en sıcak günlerine geri dönmemiz gerekiyor. Bu yıllarda iki kutba ayrılan dünya üzerinde, her alanda müthiş bir yarış sürmektedir ve iki taraf ta elde ettikleri her başarıyı kutsal ideolojilerine adamaktadır. Nihayetinde yarışma kategorilerine uzay da ilave olunca; önce uzaya ilk insansız uydular gönderilmeye başlanır. Sonra buna hayvanlar da eklenir. Şimdi sıra insanlardadır. Herkesin merak ettiği soru aynıdır: Uzaya ilk önce kim gidecek? Burada “kim” den kasıt; bir insanı canlı olarak uzaya gönderip aynı şekilde geri getirmeyi kimin başaracağıdır. Herkes bu sorunun yanıtını beklerken amatör telsizciliğe merak salmış iki İtalyan kardeş; Achille ve Giovanni Judica-Cordiglia, Torino’nun dışında 2. Dünya Savaşı’ndan kalma eski bir sığınakta kurdukları bir dinleme istasyonunda, Amerikan ve Sovyet radyo, telsiz sinyallerini dinlemekle meşguldürler. Malum internet ya da diğer haberleşme teknolojileri henüz gelişmemiş yahut da gelişme aşamasında olduğundan tüm Avrupa hava sahasını bu radyo sinyalleri kaplamaktadır. Ama 1960 yılının 28 Kasım gecesi ilginç bir şey olur. Bu iki İtalyan kardeş dünyadan gittikçe uzaklaşan bir sinyalden gelen SOS mesajını tesadüfen yakalamayı başarırlar. Bir uydu ya da uzay aracından gelen bu SOS mesajı mors alfabesiyle üç kere daha gönderilir fakat sinyal her seferinde daha da zayıflar ve dünya yörüngesinden biraz daha uzaklaşır. Sonunda ise kaybolur. Bu garip olay duyulunca, bir İsviçre radyosu kardeşlere radyo istasyonlarında uzay uzmanı olarak iş verir. Onlar artık uzaya gidecek ilk insanın sesini kaydetmeye hazırdırlar.
Geçen hafta Scientology tarikatı web sitelerine yapılan online saldırıları yapanlar için "Anonymous isminde bir hacker grubu" gibi feci yanlış bir tabirde bulunuluyor sürekli olarak. Bu tabir tabiki de CNN veya Reuters gibi Internet'in ne olduğundan haberi bile olmayan haber ajanslarından geliyor. Gerek Digg gibi yüksek profilli bir sitede çok bahsedilmesinden olsun, gerek Scientology gibi feci dikkat çeken bir tarikatla alakalı olduğu için olsun, bahsetmek istemişler ama old media'nın mihmandarları oldukları için ve new media'dan zerre anlamadıkları için saçmalamışlar.
30 yaşın altında 20 internet milyoneri, çinde internet siteleri, öss için internet dershanesi, bankaların internet şubeleri, bedava elektronik internet sitesi, bedava internet, bedava internet adı