Uzun süre yazmadım. Bira açıp bekledim. Masamın üzerinde bir de küllük var
Uzun süre yazmadım. Bira açıp bekledim. Masamın üzerinde bir de küllük var. İçersine neler sıkıştıracaktım şimdi hatırlamıyorum ama bedenime kıvrılan dumanın esiriyim sanki. Olacakları biliyormuş gibi hiç bir şey yapmadım. Bu bana hiç bir şey kazandırmadı. Sigaradan nefes aldım. Tütün çıtırdadı belimi kavradı. Bir kahkaha attım ve ellimdeki şişeyi masaya bıraktım. Ne zaman almıştım ki.
İçimde inanılmaz bir güç klavyeyi yerle bir etmek istiyordu. Bu yaptım. Masayı yere yığdım. Gecenin 03 ünde yersiz bir gürültü koptu.. olsun dedim şiseden son damlayıda yürütmüştüm. Odanın içindeki duman bedenlere oradan içime girdi.
Sadece 30 yıl geçti. Artık otomobil sadece Türkiye'de kaldı. Tarihi eser sayılıyor. Diğer yerlerde uzay-mobil denilen uçuşan araçlar varmış. Kriz hala aynı hızında devam ediyor. Ama diğer ülkelerden gelen tarihi eser tutkunu turistler bütçemizi rahatlatıyor. Sanırım bu ay eve 30 kontörlük yaşam kapsülü götürebileceğim. Artık meyve, sebze yerine kapsüllerle yaşıyoruz. Son üç yıldır iktidarda Bülent Ecovit var.O da teknolojinin nimetlerinden yararlandı ve gençleşti, dinçleşti. Osmanlı İmparatorluğu altında geçirdiği gençlik yıllarını bile hatırlayabiliyor. O derece. Bu nimetten yararlananlar arasında Necmettin Erbokan'da bulunuyor. O da ne yaptı ne etti sonunda tüm Hıristiyanların Papa'sı oldu. Bana baya tezat düştü. Yeni doğacak çocukların 500 GB'lık hafızaya sahip olması bekleniyor. Yaşam sıvıları yerinede .oca Cola konulacakmış. Yani damarlarında asil .oca Cola dolaşacakmış. Zaten İsrail'de artık İsrail değil. Dikkat edin United States of Israel. Ortalama yaşam süresinin 120'ye uzaması ülkemizde büyük bir üzüntüyle karşılandı. Hiç kimsenin bir beklentisi yok hayattan. Her bebek bırakın babasının, dedesinin borcunu ödemekle yükümlü doğuyor. Zamanında ne olduğunu bilemeyipte "uzaylı" diye adlandırdığımız medeniyet artık yok. İnsanoğlu'nu incelemeye çalışarak sistemlerinin en büyük hatasını yaptılar. Bin bir yüzlü olan insan kişiliği adamların kafasın ambale etti ve yok olup gittiler. Bizim insanımızda birçok yeniliklere imza attı. Tükürükle çalışan araba, ateş gerekmeden yanan sigara, kıçını kendiliğinden silen tuvalet kağıtları ve ofsaytlarda seyirciyi uyaran televizyon bunlardan bazıları. Sonuçta ağzımızda tek bir laf var o da: "Türküm, doğruyum, ne iş olursa yaparım abi!".
Acaba aşkı genellendirebilir miyiz? Sadece üzüntü veya mutluluk veren aşk diye. Ya da hem mutluluk verebilir aynı zamanda üzüntü mü içerir? Ya da aslında üzüntü sandığımız duygu o mutluluğun bir parçası mı?
Çok fazla soru oldu. Belki en güzeli platonik. Çünkü hiç eskimiyor. Bazen acı verebilir ama hep aynı kalması, bozulmaması o acıya değer sanırım. Sende aşkın anlamı olan kişiye sahip olman onun kötü yanlarını görmeni ve sana batmasını daha da artırabilir. Aslında bu düşünceler gerçeklerden korkmandan da kaynaklanabilir. Çünkü hissettiğine inandığın duygulara karşılık bulamamanın korkusu seni bu hale getirebilir. Belki de platonik aşkta bir umuda sahip olmak seni bu tercihe zorluyor.
eski anılarımı yaşamaya gidiyorum. ANKARA bekle beni çok eğleneceğiz tıpkı eski günlerdeki gibi. yine yeni yeniden. hoh hoh hoh.
Dün eve gittikten sonra alışkanlık haline getirebileceğim erken uyuma isteği duygusuna karşı koymak için Mali'yi aradım. Dışarı çıkalım dedik. Araba ile o sokak senin, şu sokak benim, "bu da hani bana, hani bana" demiş. Tüm içimize bastırılmış kıro duygularımızı bu şekilde açığa vuruyorduk. Herşey götümüzün dibine kadar giren o beyaz arabadan deli gibi kaçıncaya kadar güzeldi, hoştu. Yalnız o biraz tırstırdı. Ama kıroluk duygusu hala üzerimizdeydi. Bu duyguyla bir anda kendimizi dışarıda çekirdek-yer kırolar babında dolaşır bulduk. Hayatımızda bazı değişiklikler yapmamız gerektiğini düşünüyorduk. Antalya günlerimizi de anmak için vinstın layt(uzun) sigarasıyla 1.700.000 TL'lik ücretini verdikten sonra kucaklaşabildik. Ama o umduğumuz duyguyu tadamadık. Demekki duygular, tadlar o özel anlarda farklı oluyor. Diğer zamanlar alışkanlığa dönüşüyor.