Melekler ve Şeytanlar'dan: Çok satan bi kitaptan sonra yayınlanan kitabın güzel olsa bile 'ya diğeri daha iyiydi' duygusu uyandıracağını.
Troy'dan: Kaçanın anasının ağlamayacağını, her bulduğunuz tahta atı eve getirmemeniz gerektiğini, tek sahne süren ok taliminin neticesinde filmin ana karakterinin topuğundan vurulacağını, 50 bin kişi 30 bin kişiye saldırdığında hiç kan akmayacağını, sahilde bi ordu yürürken sanki otabanda yürüyormuş gibi ses çıkaracağını ve eline tutuşturulan kılıcın hem sizi feci gaza getirip yeni bir imparatorluk kurmak istemenize yol açacağını hem de bi ihtimal devam filminde kılıç tutan adamdan başroldeki adama yükselmenizi sağlayabileceğini,
Google'ın en son yeniliklerinden biride "Google Personalized" yani google'ın kişiselleştirilmiş hali.Normal arama olaylarından en belirgin farkı kendinize bir profil yaratıp (ki bu yaratma işlemi sadece kategori-alt kategori seçiminden ibaret) bu profile göre arama yapmanız (profili yarattıktan sonra sol tarafraki "Start Searching" butonuna basmanız yeterli, böylece profilinizde kaydediliyor ve bu profili istediğiniz zaman anasayfadaki "Edit Profile" linkine basarak değiştirebiliyorsunuz).Yani; mesela google'da "game" kelimesini arattınız, karşınıza çıkacak olan sonuçlar doğal olarak youn portalları, online oyunlar vs. olacaktır.Ama kendinize "Computer > Programming" şeklinde bir profil yaratıp "game" kelimesini arattırdığınızda karşınıza demin ki sonuçların aksine Game developing, game programming tarzında programlama ile ilgili sonuçlar çıkacaktır.Fakat bu tür kişiselleştirilmiş aramalarınız için Google web search servisini değil de personalized search servisini kullanmanız gerekiyor.Yalnız ortada şöyle bir durum var, aramanızı her ne kadar kişiselleştirilmiş arama ile yapsanızda sonuçlar arasında normal sonuçlarda gözüküyor fakat ekranın sol üst bölümünde göreceğiniz (arama yaptıktan sonra sonuçlar listelenirken) "personalize menücüğü" sayesinde profilinize en uygun sonuçları (bunu da düşünmüşler, bir kaç tane toptan oluşan bir belirteç var butür arama sonuçlarının yanında)en yukarıda gösterebiliyorsunuz, bu bir "drag-menu" olduğundan en yukarıda değilde ortalardada gösterebilme imkanınız var tabî. Bu servisin en belirgin amacı şuanlık, aramalarınızın ilginize göre otomatik filtre edilmesi gibi gözüküyor. Şuan Beta sürümünde olan bu servis'den umarım çoğu kişinin haberi vardır lâkin çok yeni birşey değil ama bilmeyenler de olacağından dolayı ve kullanılma potansiyeli yüksek olacağından dolayı paylaşmak istedim.Ayrıca detaylı bilgi, sıkça sorulan sorular vs. bölümlerde sitede mevcut.
aldığım çiçeğin adı... Güzel yeşil yaprakları var, bir sürü de tomurcuğu. Pembe-beyaz renklerde açacak çiçekleri. Toprağını nemli tutacak şekilde vermek gerekiyormuş suyunu, yani öyle cambul cumbul yapmayacağız saksıyı. Aydınlık istermiş, ama çok da güneş altında kalmayacakmış. Balkondaki sardunyaların yanı uygun olmazmış. Çok uzarsa saksının ortasındaki sırığa bir bantla hafifçe tutturmak lazımmış çiçeğin dalını... tadını kaçırmadan gübresini de ihmal etmemek gerekirmiş... yapraklarını silebilirmişiz... o zaman uzun yıllar dayanabilirmiş... sıralananların aksi olursa da küsermiş... eh herşey gibi o da özen istiyor... göstericez artık... gerçi özen konusunda bazılarının yüzünü güldüremiyorum ama... neyse...
Alpay Erdemi bilir misiniz? . Son birkaç yılda Lombak camiasında çizdiği Top Canavarı, İsmail /Hasta Ruh , Kamil Seven Adam , Şevki Teyze gibi tiplemeler ve öykülerle , Yiğit Özgür gibi, Serkan Altuniğne gibi, Ersin Karabulut gibi gönüllerimizde taht kurmuş yeni mizahçılar arasında adı anılan, zekasının inceliğini yarattığı ve çizdiği bütün eserlerinde görebileceğiniz nadir çizerlerden biridir. Bunu editörleri de fark etmiş olacak ki; Alpay Erdem, şu an Türkiyenin en sevilen ve en çok satan mizah dergisi Penguende yazarlık da yapmaya başladı. Köşesinin adı Ben . Yani, tamamen kendi başından geçen olayları, süslemeden, komik olması için uğraşmadan, didinmeden, olduğu gibi yazarak kendine bir tarz yaratıyor, ve kendisinin de dediği gibi, ne kolay bir iş yapıyor: rahatlıyor, üstüne de para alıyor.
Karanlıklar içinde yemyeşil ve kırmızı.. Bu saygın filmi anlatmama yetecek bi cümle aslında. Ama merak edilesi, özendirilesi yönleri olduğundan konuya girmekten de kendimi alamıyorum. Büyüklere masallar filmler silsilesinden çok daha masal, çok daha etkileyici. (Harry Potter'ı tenzih edebilirim) Jeunet&Caro'nun filmlerinin sanırım ikincisi. Hayır hayır, vahiy geldi 2 değil, 4. filmleri. Çoğumuzun Alien Resurrection ve Şarküteri'den tanıdığımız Jeunet&Caro yani.. La cite des enfants perdus..
..rüyalarınızı çalar.. reklamlarıyla, 95 te çekildi, bense 2003 te izleme imkanı buldum. Evet tabii bu benim geri kalmışlığım, özür diliyorum filmin kendisinden. Rüyaları çalan masalsı bir bilim adamı, klonlanmış ( şarküteriden ve Amelie den tanıdık, yönetmenin takıntı oyuncusu) cüce kardeşler, yine cüce bir anne, küçük çocukları, karanlıklarla dolu görüntüler içinden yeşil tozların uçuştuğu kendi yaşam alanlarına kaçırıyorlar. Kötü bilim adamı Krank'ın duygularının yittiğini ve bu yitikliğini de küçük çocukların rüyalarını çalarak giderebileceğini düşünmesiyle filmin ana teması oluşuyor. Çocuklar ondan korktuğu için hep kabus görüyor ve eline kalan sadece çocukların kabusları oluyor. Filmin küçük kızı rolundeki Miette, tipik Amelie küçüklüğünde, esmer güzeli, kırmızı dudaklı ve kardeşini aradıkları dev insana aşık..Miette ve kardeşinin rüyalarını çalmadan kurtarmaya çalışan devimsi kişilikle arasındaki bağ Leon'u andırsa da izlenmeye değer.. Film, başında sizi atan, ama tam vazgeçtiğinizde geri çağıran, bittiğinde ağladığınız filmlerden işte..Alex Proyas'ın Dark City'si ve BATMAN e olan görsel benzerliği yadsınamaz. Tabii Dark City ayrı bi blog konusu ki onda da enjeksiyonla beyinden anı çekme hali vardır.( bunu yapan da 24 saat dedektifi Keifer Sutherland'dır) Şehirde sürekli gece yaşanır ama insanlar bunun farkında değillerdir. Anıları alıp, yine aynı insanlara başka anılar yüklerler. Düşünsenize dün başbakandınız, yarın bir hamam tellahı olmuşsunuz...Yine bi takım rahatsız edici insan görünümündeki bilim adamları ya da uzaylı yaratıklar sözkonusu yani. Ve onlar daima ingiliz aksanıyla konuşuyorlar. Kayıp Çocuklar Şehri'yse fransızca olduğundan ve fransızca bilmediğimden kötülerin aksanını çözümseyemedim o ayrı.. Filmin yönetmenlerinin çok övülen diğer bir filmi de (Şarküteri)Delicatessen..Bu film için bütün düşündüklerini kağıtlara yazıp, bir kutuya atmışlar ve 15 yıl sonra da bu kutuyu açıp işte bu filmleri yapmışlar. Kostüm tasarımlarını Gaultier yapmış, soundtrack albümünü de izlemeden almayın. Zaten böyle bişi de yapılmaz herhalde, neler diyorum:) Filmin geleceğe katkısıysa Matrix filminin ortaya çıkması olmuş bana göre. Rüyaların içine girilmesi, filmin dar açılarla çekilmesi, klonlanan insanlar ve siyam ikizleri tabii..Yani vaçozkiler pek de yaratıcılıklarını kullanmamışlar, alenen copy-paste yapmışlar. Filmdeki üçüncü göz yaratıcılığına asla erişemezler. Kendini boğan adamın gözünden kendi ölümünü izlediği sahne gerçekten yaratıcıydı. Aslında yönetmen şahsiyetleri düşünürsek, karanlığın Caro'dan, renklerin de Jeunet'ten çıktığı ortaya çıkıyor. Jeunet in Caro'dan ayrılıp Amelie'yi çekmesi, karanlık hayalgücün hangisinden çıktığını ortaya çıkarıyor gibi. Ya tabii ki daha dile getiremediğim bi dolu ayrıntı var filmin içinde. Oyunculara, rüyalarınıza, etrafınıza, kabuslarınıza ait bir çok şey.. Ve filmde okunan masallardan birinin sonu: ^Deniz gökyüzü gibi maviymiş, gökyüzü de deniz gibi mavi. Ve gökyüzünde mi yüzüyordum yoksa denizin altında mı uçuyordum anlayamadım..^
Psikolojide Tez Konusu Arayanlarin Dikkatine! Ufuk Guldemir : tam bir hödük, sorunlu kisi, Perihan Magden analizi
Gece karanlığını hızla ilerletmiş, sanki bir mesaj veriyor bize...8 kişiyiz birbirimizin suratını göremiyoruz terasta.Böylesi daha iyi gibi.Pat diye yapıştırıyorsun karşındakine neyi istersen.Alkol eh biraz.Ağır sadistliklere mağruz bırakılan dile kolay yedi saat!İçimize mıhlanan ne çok şey varmış aslında.Terasımızda perçinleşen belki de gökyüzüne bir füze gibi fırlattığımız onca keder... Belki geçmeseydik kendimizden gelişi olmayan bir müddet gibi kalırdı o kadar şey içimizde, ne var ki kusmayı bilmişiz o gece.
Bir köşede üç tane fanzin görüyorum, evet evet dahkenin şimdilik üç sayısı.Hafif aydınlık gelir gibi oluyor, kapağa odaklanıyor.Diyorum ya, kusacak çok şey var, içimizin temizlenmesini gerektirecek neler neler...