
Kısa bir alıntı yapacak olursak:
Yeni yıl her zaman 31 Aralık gecesi kutlanan bir şey olmadı. İlk yeni yıl kutlamaları eski Babilliler’e, yaklaşık 4 bin yıl öncesine dayanır. Milattan önce 2000 yılı civarında Babilliler, yeni yılın İlk Ay ile başladığını düşünürlerdi. Bahar’ın ilk gününden sonra kutlamalar yapılırdı. Baharın başlangıcı, mantıken insanlara yeni bir yıla girildiğini düşündürüyordu. Sonuçta ilkbahar doğanın uyandığı, hayat bulduğu, çiçeklerin açtığı mevsimdi. 1 Ocak ise böyle tarımsal ya da astronomik bir olaya denk düşmüyordu. Babilliler’in yeni yıl kutlamaları tam on bir gün sürüyordu. Her günün ayrı bir kutlanış biçimi vardı. Bugünkü yeni yıl kutlamalarını sönük bırakacak bir coşkuyla geçiyordu bu on bir günlük festival. Her gün ayrı etkinlikler düzenleniyor, halk sokaklarda kutlamalar yapıyordu.
en çok tutulandan aza doğru, 2006 yılının en çok tutulan 15 hafif.org yazısı:
pilli ekibi olarak iyi seneler dileriz.
Aman aman ne güzel yeni bir yıl tüketmeyi diliyoruz yeniden. Sadece ömrümüzün yeni yılına iyi dilekler diliyoruz. Ve umarım herkes biliyordur bu dileklerin hiç bir şey yapılmadan gerçekleşmeyeceğini. Hayatımız mutlu, huzurlu, sağlıklı geçsin isteriz hep ha tabi bir de paralı. :) Yeniden umarım ki herkes bunlar için (hatta sadece kendileri için değil) hayata bir şeyler katmak için çabalar. Herkese ve nefes alınan yıla bol sevgi, saygı, huzur diliyorum. Herkesin; dünyanın, yaşananların bilincinde gerektiğinde eleştirel gerektiğinde de destek olarak herşeyi bir adım daha ilerleri götürecek kişiler olmasını diliyorum. :)
Merhaba...Ne olursa olsun ,yeni yiliniz ve bayraminiz kutlu olsun...Ve artik cin lambadan ciksin ve tum dileklerinizi yerine getirsin...
Tanri iyiliginizi versin...
Sevgilerle ve dostlukla...
ISTANBUL 2006/2007
Not:Alo! Biz Komşumuzu Öldürdük (Ortaköy Afife Jale Sahnesi) 24.01.2007 20:30 Oda Tiyatrosu
Bayram deyince hemen çocukluğa dönülüp bakılır da, bir önceki gün olan arife söz konusu olunca, o "güzel" ve "masum" dönem şöyle bir anımsanmaz mı?.
Hemen şimdi burada, bir "geleneksel", arife nostaljisi de yapayım diyorum izninizle:
Bir zamanlar, bayramlıklarını arifeden giyen, sabırsız "Arife Çiçekleri" görülürdü sokaklarda ve çocuklar o gece, yeni alınmış pabuçlarıyla yataklarına girerlerdi..
Tüm çocuklar, muhtemel bayram harçlıklarıyla neler alıp, neler yapacaklarını arifeden tartışırlardı..
Ve en önemlisi, günler önceden kurulmaya başlandığında, bayramın yaklaştığını bize müjdeleyen “bayram yerleri” vardı.. Tüm arife rüyalarının en geniş, en renkli bölümünü kapsayan, "büyülü" bayram yerleri..
uyuyamıyorum. uyuyamıyorum. sabaha karşı dört oluyor uyuyamıyorum. var mı bir çare bilen. benim aklıma hep şu geliyor: susam sokağında edi ile büdü yatakta yatıyor. büdü uyumuş ama edi'yi uyku tutmamış. ya da tam tersi. neyse sonra edi uyuyamıyoorum, uyuyamıyoorum diye inleye inleye büdüyü uyandırıyor. büdü bakıyor ki uyutmayacak edi, başlıyor uyu edii hadi uyuuuu lalalilala lalala sen uyu hadi uyuu lalalilalalaaa diye ninni söylemeye. derken bir süre sonra edi tam uykuya dalıyor ki büdü edi'yi sarsıyor. kalk kalk sıra bende diye. işte ben tam edi uyurken hafifliyorum ama hemen büdünün sesini duyuyorum. ne olacak benim halim.
Son zamanlarda beni rahatlatan bir şey var. Tamamen patolojik. Tamamen farkındayım. Bunu psikoloğuma dahi söyleyemedim henüz.
Canımı çok sıkan bir şey var. Sıkıntılarıma tuz biber oldu. Sürekli vajinamın kenarında doktorların ne olduğunu anlayamadığı uçuk vari bir şey çıkıyor. Bütün psikolojimi alt üst eden bir şeydi bu. Kendimi yalnız hissettiren, bu dünyada ne çok sorun var dedirten... aman be, ne kadarına dayanacağım diye ‘deneniyor muyum acaba’ dedirten... Olumlu bir insan olmama rağmen.
Sonra bu yaşama daha ne kadar dayanabilirim diye bir düşünce geldi oturdu içime.
Hiçbir şey düşünemiyorum. Nötrlük bu olsa gerek. Ne inanabiliyorum ne yalancı diyorum, nasıl bir umursamaz hal içindeyim... Vurdumduymazlığın bu denlisi. Adamın biri beni muhtemelen yalan bir kimlikle kandırdı. Umrumda değil. Nasıl nasır olduysam artık. Bu denli duyumsamaz olduk ha. Hatta yattı dahi benimle. Bu da umrumda değil. Ne pişmanlık var içimde ne bir şey. Her şey ondan önceki gibi, o yanımdayken o ne kadar inandırmak istese de içim inanmadı. Gitti bir süre sonra anladım içimin doğru söylediğini google’da, adına dair bir araştırma yapınca. Peki benim niye içim acımıyor? Tuhaflaşıyor muyum, normalleşiyor muyum? Hiç bir şey hissetmiyorum. Çok güzel sarılıyordu fakat iyi sevişmiyordu. Ne teselli ediyor beni. Sanırım yanındayken de çok bir hissiyat hissetmemiş olmamamdan kaynaklanıyor bu hissiyat boşluğu. Ve belki onunla sevgili olmaya da çalışmaya da çalışmayacağım diye de içimin bir yanı rahat olabilir...

Aziz Nesin, Türk edebiyatımızın hiciv ustası. Büyük insan
. Geçenlerde kitaplarımı karıştırıken daha doğrusu, bir düzene sokarken elime Demirtaş Ceyhun'un yazdığı "Asılacak Adam" kitabı geçti ve arasında küçük notlar. Yazdığım bir şiir. Ölümünün ardından, ama tarih atmamışım. O günün ? tarihsiz tarihiyle yazdığım bu şiirimi, sizlerle bunca yıl sonra bu vesile ile paylaşmayı uygun gördüm: Olduğu gibi ham haliyle.

MERHABA,
Biraz sanattan (sinemadan-şiirden) vazgeçelim, siyasete, düşün adamlarına, yazılarından dolayı, görüşlerinden dolayı, Türkiye'mizin geleceğini karartmak isteyenlere karşı çıktığı için öldürülen, Büyük YAZAR, DÜŞÜNÜR, ATATÜRK'ÇÜ görüş adamı UĞUR MUMCU'yu tanıyalım.
Kaçımız nasıl tanıyor Mumcu'yu, Onun gazetecilik ilkelerinin ne olduğunu kim biliyor? Yazdıkları kimi, kimleri korkuttu? Hangi siyasilerimiz neden korktu?