
Arabama atlayıp İrlanda’ya gideceğim. Bulduğum ilk tarlanın önünde park edip kendimi dışarı atacağım. Üzerimdeki her şeyi çıkartıp çimenler üzerinde koşacağım!


Eskiden vapurda ya da trende kitap okumak yaygın bir alışkanlıktı. Artık onların yerini mp3 çalarını ya da radyosunu dinleyen kulaklıklılar aldı. Müzik dinlemeye bir sözümüz yok ama kitap okumaya ne oldu?
Yaygın cevap vakit kalmadı.
İşte Şubat tatili. Belki kısa Şubat’a eskiden olduğu gibi birkaç kitap sıkıştırabiliriz.
Kitap deyince akla yaygın bir şekilde hipermarket raflarında satılan popüler kitaplar diye bir grup geliyor. Bunlara da bir sözümüz yok ama diğerlerine ne oldu?
Belki popüler kültür söz hakkı vermiyordur.
Ben diğerlerinin arasından hafif’e yakışan bir konuyu, üstelik de kategori adını çağa uygun hale getirerek, “popüler bilim” kitaplarından söz etmeyi arzu ediyorum.
Aya Seyahat ya da
Denizler Altında 20 Bin Fersah gibi kitaplarını belki birden fazla defa okuduğumuz Jules Verne ’in kitapları ile ilgili rastlantısal bir kampanya var.
Daha önce de hafif’e konuk olan Verne’in okumadığı kitaplarını okumak ya da yeğenlerine karne hediyesi almak isteyenler için bir fırsat.
Yine yakın bir tarihte, hafif’teki şu yazıda
İdeoloji kavramı ülkemiz insanlarına yabancı bir kavramdır. Peki nedir ideoloji? Bilinen yönlerinin yanı sıra ideolojiler canlıdır. Onlarda belli bir oluşum süreci gösterir. Olgunlaşır ve de ölür. Bu şekilde tabir edilmesi yani ölüyor denmesinin sebebi idolojilerinin oluştuğu zamanın şartlarına uygun yapılmasıyla değişen şartlara uygun değişim gösterememesidir.
İdeolojiler fikirlerden oluşur. Kalıplaşırlar ve de belli sınırlar çizerek o sınırların dışına çıkmazlar. Dolayısıyla ideolojiler fikirlerden oluşur ama fikirler ideolojilerden çıkarılmaz.Öyleyse İdeolojiler değişen literatürden faydalanamaz ve diyalektik bir bakış açısında değirlendirme yapamaz sonucuna ulaşılır. Durum böyle olunca ideolojiler kendisine tabi olan bireyleri oluşum sınırları içerisine hapsedecektir. Gelişime kapalı bireyler, sadece ideolojinin benimsediği bakış açısına sahip bireyler... İşte bu sebeple aydın dediğimiz kesimin ayırt ediciliği ön plana çıkar. Alev Alatlı'nın "ideolojilerin ölümü bir aydınlar ittifakıdır" sözü bu yüzden doğrudur.İdeoloji terkedilmeli ve mantıklı,olumlu gelişimci fikirler baz alınarak ideal uygulamalara ulaşılmalıdır.
Serbest Piyasa ekonomilerinin ülkemizdeki uygulama alanını inceleyecek olursak, merkezinde hükümetin olduğu yani hükümetin denetiminde olduğu rahatça görülebilir. Yürütme burada denetleme görevini kendi uygulamaları ve idari işlemler aracılığıyla sağlar.Aslında iktisatta bunlara genel olarak devlet müdahaleleri denir. Hükümet denetleme görevini yerine getirmezse ülkede tekelleşme, özel sektörün işçileri ezerek çıkar elde etmesi gibi sorunlar vukubulur. Çok fazla denetim de özel sektörün yatırım alanını bir hayli daraltır. Bunun dengesini devlet ayarlayacaktır. Yukarıda bahsettiğim konular;teorik bilgiler olup Sayın Başbakan'ın 26 Ocak 2007 tarihinde yapmış olduğu bir açıklamada geçen "para civa gibidir,akcağı yeri bilir" sözü ve devamındaki ifadelerine istinaden gereklidir. Başbakan yabancı yatırımcıların ülkemize sözde gelişim düzeyimizdeki artıştan ötürü geldiğini söylemiştir. Gelişmişlik düzeyi kamu harcamalarının,gayri safi milli hasılaya oranıyla tespit edilir. Gelişmiş ülkelerde bu oran %40-45 civarı olup Türkiye'de de bu rakam seyirlerindedir. Bunun sebebi gelişmiş olduğumuzdan değil dış borçlarımızında kamu harcamalarının içinde yer almasındandır. Yani Türkiye'nin gelişim düzeyindeki artış sözde bir artıştır. Eğer öyle olmasaydı Sayın Başbakanımız "para civa gibidir, akacağı yeri bilir."sözüne sadık kalır ve Türkiye Yatırım Destek Ve Tanıtım Ajansını kurma ihtiyacı çekmezdi. Bu kurul üstelik doğrudan başbakana bağlı olarak çalışacak ve de ülkeyi özel sektörle doldurmayı kolaylaştıracak bir sistemin kalbi durumunda olacaktır. Bunlar objektif gerçekler olup en yukarıda bahsettiğim teorik denetim mekanizmasının işleyişine dair göstergelerden uzaktır. Bu göstergeler sadece Türk yatırımcılar için geçerli olup aşağıdaki gibi işlemektedir:
YATIRIM YAPMAK İÇİN;
EB’de Yatırım yapmak isteyen yatırımcının Bakanlığa başvurması.
- Bakanlıkça ön yer onayının verilmesi.
- Yatırımcı tarafından ÇED raporu hazırlattırılması (yer seçimi kısmından muaf olarak).
- Çevre Bakanlığı tarafından İnceleme Değerlendirme Komisyonunun kurulması.
- ÇED olumlu kararının çıkması.
- Yatırımcıya arsa tahsis edilmesi için Bakanlık tarafından İşletme Müdürlüğüne talimat verilmesi.
- Maliye Bakanlığı tarafından yatırımcı lehine irtifak hakkı tesis edilmesi.
Yabancı yatırımcı için bu durum çok farklı olup, sadece Türkiye Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı'na başvurmaktan ibarettir. Bu da görüldüğü gibi açık bir çifte-standart uygulamasıdır.
Özel teşebbüs tabi ki ülkede işsizliği azaltıcı etki gösterir.Fakat devletin her alanda özelleştirmelere başvurması ve de yukarıdaki gibi özellikle yabancı yatırımcıya yönelik uygulamalarda bulunması en başta işçi kesimi olmak üzere her kesime olumsuz yönde yansıyacaktır. Sonuçta hiçbir yabancı yatırımcı ülkemize "gelişmiş" olduğu için gelmiyor, buradaki ülkelerine nisbeten daha ucuz emeği ve nisbeten daha çok alıcıyı(nüfusla alakalı olarak) kullanmayı amaçlayarak; hammadde ihtiyaçlarını da karşılamak için geliyorlar. Dolayısıyla vatandaşın "para akacağı yeri biliyor da neden yoksulun işçinin cebine girmiyor sözüne de şaşırmamak gerekir."

"doç. dr. serkan anılır, 1973 te almanya'nın köln kentinde dünyaya geldi. bir işçi ailesinin üç çocuğunun en büyüğü.
(...)
1996'da yıldız teknik üniversitesi mimarlık fakültesi'nden mezun olup, aynı sene almanya buhaus akademisi'ne yüksek lisans için kabul edildi. 1997'de aynı üniverstenin bilgisayarlı tasarım kürsüsüne asistan olarak girip avrupa uzay havacılık dairesi'nin uzay istasyonu tasarımını yönetti. mühendislik lisansını yüksek teknolojili yapılar üzerine gerçekleştirdi.
1999 nisan ayında japonya'dan davet alarak tokyo üniversitesi'ne doktora eğitimi için geldi. aynı sene kajima şirketinin tasarım bölümüne girerek japonya'da yapılması planlanan 800 metre yüksekliğindeki dib-200 binasının tasarımını yönetti. projenin getirdiği yankı üzerine, 2000 yılında nasa'nın uzay asansörü çalışma grubuna davet edildi ve aynı yılın sonunda projenin başına getirildi.
2003'de uzay teknolojisi ve insan yerleşimleri üzerine doktorasını yazdı ve yardımcı doçent olarak japon uzay havacılık dairesi'ne tarihindeki ilk yabancı olarak kabul edildi. 2 ay sonra uzay asansörü projesini ata adı altında yenileyerek jaxa'da uzman ve öğrencilerden oluşan 58 kişilik bir grubun başına geçti.
bugüne kadar jaxa'nın hayabusa uydusunun tasarımı ve uluslararası uzay istasyonu'na eklenmesi planlanan kibo modülü'nün geliştirilmesinde rol oynadı.
ata uzay asansörü dışında yine jaxa'nın en önemli teknoloji programlarından biri olan güneş antenleri projesi'nde de kendi grubuyla anten tasarımlarını hazırladı. uydu ve antenler için hazırlanan tasarımlar bandai şirketi tarafından oyuncak haline de getirildi.
2005 mayıs ayında altyapıya gerek duymayan yapılar (infra-free structures) konseptini kurarak uzay teknolojisinin yeryüzü teknolojisine transferiyle doğal felaketler ardından insanlara yardım ve 3. dünya ülkelerine altyapıya gerek duymadan yaşama elverişli üniteleri tasarlayarak doçentliğini aldı ve tokyo üniversitesi mühendislik fakiltesi'nde en genç ve tek yabancı öğretim üyesi oldu.
2004 senesinde doktora yıllarında yazdığı 11. boyutta uzay teoremi ile cambridge universitesi fizik ödülü'nü ve 2005 senesinde bilim teknoloji dalında amerikan şeref madalyası'nı kazandı. aynı konuda japonya'da uzayın dışı adlı ilk kitabını hazırladı.
princeton ve hong kong üniversiteleri'nde konuk akademisyen olarak da görev yapan anılır, nasa johnson uzay merkezi ve nasa ames araştırma laboratuvarları'nın çalışmalarına da katılmakta. amerika uzay havacılık enstitüsü'nün tasarım ve mühendislik komitesi'nin eğitim ve teknoloji sorumluluğunu da üstlenen alnılır, 70'den fazla uluslararası yayına sahip ve marquiz grubu tarafından yayınlanan yüzyılın bilimadamları ansiklopedisi'ne de dahil edilmiş vaziyette.
mimar, bilimadamı ve astronot adayı olan ilk türk. tokyo'da yaşayan dr. anılır, altyapısız sistemler ve ilişkili yenilikçi sistemlerin çalışmalarına öncülük ediyor."

Eğilmektense kırılmayı tercih eden mert bir insandı Hırant Dink. Şişli’de gazetesinin önünde, Ermeni kaynaklarına göre 1,5 milyon + 1, Türk kaynaklarına göre 400 bin + 1 inci kurban oldu. 1877 yılında Büyük Ermenistan ideali ile kurulan Marksist Hınçak (Çan) örgütüne kadar Türk ve Ermeni halkları Osmanlı içinde barış içinde yaşadılar. Osmanlı’da devlete yaptıkları katkılar nedeniyle Ermeni halkına “Milleti Sadıka” denirdi. Bu katkıyı sağlayanlardan biri de, Baba HAMPARSUM LİMONCİYAN’dı.
HAMPARSUM LİMONCİYAN (1768–1839), Dede Efendi’den müzik dersleri almış, eserlerini III. Selim’e sunma başarısı göstermiş üstün bir müzisyendir. Gregoryen Ermeni kilise müziğini Bizans etkisinden arındırmakla kalmamış, Ermeni alfabesinin harflerini kullanarak yarattığı, düz beyaz kağıda yazılan nota sistemi ile çok sayıda Türk üstada ait peşrev ve saz semâisinin kayda alınarak unutulmaktan kurtarılmasını sağlamıştır. Hamparsum notası olarak bugün de hala bilinen nota sistemi, Donizetti Paşa (1788-1856) modern batı nota sistemini tanıtana ve 1886 yılında "Nota Muallimi" adıyla yayınladığı kitapla Notacı Hacı Emin Efendi (1845-1907) tarafından modern sistemin yaygınlaşmasına dek kullanılmıştır. Hamparsum nota sistemi http://www.hamparsum.net adresinde detaylarıyla anlatılmaktadır, burada yazılı ve sesli örnekler de bulmak mümkündür.
Çin'de 2500 yıllık ayna, bir televizyon programında gösterilirken yere düşerek kırıldı.
Yaklaşık 1 milyon 400 bin YTL değerindeki antika ayna, bir Çin televizyon kanalının sanat programında bir manken tarafından izleyicilere gösterilirken mankenin elinden kaydı. Devamı İçin Tıklayınız..