Türk ceza kanununun (tck) üçüncü bölümün de Devletin Egemenlik Alametlerine ve Organlarının Saygınlığına Karşı Suçlar kısmın da
-Türklüğü, Cumhuriyeti, Devletin kurum ve organlarını aşağılama alt başlığıyla açıklanır..
MADDE 301. - (1) Türklüğü, Cumhuriyeti veya Türkiye Büyük Millet Meclisini alenen aşağılayan kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini, Devletin yargı organlarını, askerî veya emniyet teşkilatını alenen aşağılayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Bir ölüden nasıl parsa kapılır diye düşünenlerin yeni anketi. Bu kez abisi Hürriyet Gazetesi'nin anketine yeni bir soru ile kontr-atak geliştiren Milliyet gündemde.
Yazının yazıldığı saatlerde cevaplar şöyleydi;
İstanbul polisi 2243 7.64%
Trabzon polisi 1533 5.22%
İstihbarat Daire Başkanlığı 3084 10.51%
Hepsi 22488 76.63%

Ben bu diyalogları denemedim ama umarım sizin işinize yarar
Erkek: Acaba bir yerden tanışıyor muyuz?
Bayan: Sanmam
Erkek: Ne kadar eminsiniz! Oysa ben emin değilim.
Bayan: Benim emin olmam yetmez mi?
Erkek: Kim bilir? Belki de yeterlidir, belki değildir.
Bayan: Nasıl anlayacağız bunu?
Erkek: Bence birer kahve içelim üzerinde konuşalım.
Bayan: Yaaaaa.
-------------------------
Erkek: Merhaba parfümünüzün markasını öğrenebilir miyim?
Bayan: Neden sordunuz?
Erkek: Sıra dışı bir seçim, çok hoş bir parfüm.
Bayan: Siz nereye varmak istiyorsunuz?
Erkek: Ben de bilmiyorum, konuşmamızın heyecan veren yanı bu olsa gerek.
Bayan: Hep böyle heyecan mı ararsınız?
Erkek: Hayır, şu anda aramıyorum.
Bayan: Hayrola ne oldu ki?
Erkek: Sizinle olmak heyecan verici. Arayışım sona erdi.
Bayan: Yaaaaa.
-------------------------

6 yıl radyoculuk yapmış biri olarak bazı diyalogları sizinle paylaşmak istiyorum. Bu konuşmalar, yayın dışı yaptığım ön görüşmelerde geçiyor. Sondaki diyalog ise yayın içinde gerçekleşiyor ve o dialog sırasında-bilmeden kırdığım potu aylar sonra öğreniyorum.
YAYIN DIŞI DİYALOGLAR
Radyocu: Buyurun.
Bayan Dinleyici: Sizinle görüşelim radyocu. Programların çok güzel.
Radyocu: Buyurun görüşelim
Bayan Dinleyici: Ben de radyocuyum. … Radyosunda çalışıyorum. Yani dışarıda görüşelim.
Radyocu: Tamam bir gün sizi radyonuzda ziyaret edeyim.
Bayan dinleyici: Hayır radyoda değil de dışarıda görüşelim.
Radyocu: Nerde yani?
Bayan Dinleyici: Bir kafede ne bilim yemek yiyebiliriz.
Radyocu: Tamam numaranızı bırakın, ben siz arayayım.
Bayan dinleyici: Olur tamam. Numaram ----.

burda boston'da setteyken set içinde celtics reklamını tamamen yasakladığı söyleniyor. set işöçilerinde bile celtics froması görse seti kapatmakla tehdit etmiş. kimse de bunu şaka olarak algılamamış. insan böyle biriyle konuşurken ne gerçek ne oyun nasıl ayırdedebilir acaba?
Günlerdir hastayım ve bu beni delirtiyor...
Sınavlar bittiği gibi kafayı boşaltmaya inmiştim barlara. Nerden bilebilirdim onun orda olacağını. Arkadaş çevremiz aynıydı, biri onu da çağırmıştı. Ama onu barda görünce ya da onu bir yerde görünce, aklıma ortamla, koşullarla ilgili bir şarkı gelir. Onu barda görünce de djimiz devreye girdi.
Ne güzel sürpriz bu böyle
Hoşgeldin...
Tek başına değildi tabi ki. Ben önce köşeye çekilip yalnızları oynayayım dedim. Ama film sarmadı beni. Onca gürültüde benim kafamda hep başka şarkılar çaldı. Onun keyfi yerinde, erkek arkadaşı ve mutluluk tablosunun diğer karakterleri. Ben ise dudak kurutan bir votka limona sarılmış, sahnedekileri izliyordum.
... kıskançlık aktığında durmaksızın damarlarımda...





Hakkın toprağına mülküm var deme,
Dam ile harmana hakkım var deme,
Güçlü kuvvetliyim,arkam var deme,
Sırt üstü insanı yere vuran var...
Vicdan-suz,oturumu , aşık Noksani’nin dizeleriyle açtı...O bir “ideolog” olarak, oturumu yönetme işini de üstlenmişti... Saraydan yetişmiş bir ailenin ferdi olduğu , hal ve hareketlerine de yansıyordu...Hafiflikten hiç hoşlanmaz, lafını “usul-erkan” gereğince söylemeye özen gösterirdi...
Salondaki geniş koltuklardan birine yayıldı, tok ve buyurucu sesiyle oturumu açtı...
“ Arkadaşlar, efkar-ı umumiye bizleri izliyor, lütfen seviyeyi muhafaza edelim, reca ediyorum...”
Vicdan-suz’un bu sözleri üzerine, oturuma katılan genç ve “klas” bayan yazarlar, hep bir ağızdan eyleme geçmeyi tercih ettiler,
“ Bizler bu “teyze” ile aynı oturumda bulunmaktan rahatsızız....”
"Klas" bayanların teyze dedikleri bayan; Hani, gençlerin şimdilerde “taze kaşar” dedikleri cinsten, hafif karnından şişmanca ama “diri” kalabilmeyi başarmış, Elma şekeri hanımdı...
Feleğin çemberinden geçmiş, ellenip didiklenmiş bir kadının ses tonuyla,katılımcılara dönerek,
“ Aaa ! şu maymunlara bakın! Azmış bu karılar ya!,paralayacaklar beni...Kızım bu teyzeniz var ya, menopoz dönemini bile boş geçirmedi,doçentlik sınavına hazırlanıyorum...Çatlayın,patlayın!...”
Katılımcılardan, Huriye; Gece karası saçları, kadife esmer teni, zeytin karası gözleri, kışkırtıcı dudakları ile, çok çekici görünüyordu...İncecik kaşlarını kaldırarak,
“Şu seviyesizliğe bakarmısınız, bu “sarı çıyan” kudurmuş ayol!...Bu kadın 301 den yargılanmalı...Irkçılık bunda,ayrımcılık bunda....”
Tansiyonun giderek yükseldiğini hisseden,Vicdan-suz araya girme ihtiyacı duydu...Huriye’nin gözlerine bakarak,
“ Ne 301’i yahu, kesin be, seviyeyi düşürmeyin” Vicdan-suz,bu seviye konusunda son derece titiz davranıyordu ve asla taviz verme niyetinde de değildi, “ Efenim, mevzuun ehemmiyetine binaen bu müzakerenin uzun süreceği aşikar oldu...Haa ! bu arada aklıma geldi, kız sen niye “pelsenk” kelimesini “pelesenk” diye yazıyosun, doğrusunu öğretmedim mi sana? Edepsiz ! 300 kelimelik Türkçe haznenle bir de bana kafa tutuyorsun ha!...”
Elma şekerinin yanıt vermesine imkan bırakmadan o ana kadar tartışmaya girmeyen marjinastral, hemen atıldı.
“Bu,tozkoparan delisi kılıklı kadından nefret ediyorum, bunun kocasının gözleri bozuk herhalde, bu kadına tahammül edilir mi ayol!...
Elma şekeri, bu sözlerden sonra kulaklarına kadar kızardı...Hayır, ama bu kadarı da fazlaydı, hedefinde önce marjinastral vardı...Ona dönerek,
“Hoşt ! Ocak maşası kılıklı kız kurusu; Sizi gidi karakafalar sizi, ben elmamı kimseye yedirmem, zaten yiyenim var, ohh!sefam olsun...İsterseniz sizin elmanızı da yer benim "aslanım" hepinize yeter...”
Bunca sözden sonra Huriye dayanamadı,saçlarını sağa sola savurarak,
“Güleyim bari, elaleminkini görmeyen kendininkini “cezayir tüfeği” sanırmış...”
İşte tam da bu sırada stüdyoya telefonla marjinastral’ın sevgilisi bağlanır,
“ Alo ! aşkım, herkes duysun sesimi; Dağların dorukları dumanlı olur,geriye dönmez savaşçılar,ben aşkımızın savaşçısıyım. Canım sevgilim,Astral’ım,serseri mayınım,varlığının tiryakisiyim,yokluğunun delisiyim aşkım!...” Bu aşk kokan sözler herkesi duygulandırmıştı...Marjinastral,gözyaşlarını silmeye çalıştı, telefondaki sevgilisine yanıt verdi,
“Aşkım ordasın di mi ? Uzun zamandır Ankara’ya gelemedim,sabret bitanem haftaya yanındayım...Seni doyurmaya geliyorum, aç hayvanım benim!...Öptüm,aşkım!...”
Vicdan-suz,bu konuşmaya çok içerlemişti,
“ Kız sen azdın mı, koca delisi mi oldun, patlamadın ya!..."
Marjinastral, ağlamaklı bir sesle,
“Beni , anlamıyorsunuz ben sadece sevgilimle değil, aynı zamanda en yakın arkadaşımla, hayallerimin prensiyle, aşkımla konuştum anlıyor musunuz?...”
Vicdan-suz. “ Anlamıyoruz ! Çünkü hiç bu kadar adamla aynı anda konuşmadım ben canım!..”
Vicdan-suz , “ Neyse konumuza dönelim, şu karakafalar lafını biraz açar mısın , diplomalı elma! “
Elmaşekeri, “ Irkçılık falan yapmıyorum,”karakafa”, bir İngiliz pointer köpeğidir tamam mı?”
Vicdan-suz, “ Aaa !...Kadına bak yahu, bizi köpek yaptı be!...Bana bak senin herzelerin bini aştı artık, bize “gaffur” muamelesi yapıyorsun öyle mi?...Senin elmanı yiyene yazıklar olsun be!...” dedikten sonra ,o saate kadar hiç konuşmayan Sevdalist’e dönerek,
“ Kızım , sen de konuşsana! Kış uykusuna mı yattın ?”
Sevdalist,konuşmaya fırsat bulamadan elma şekeri,alaycı bir gülümsemeyle,
“O magazin güzelinin dersini verdim ben, konuşacak hali mi kaldı çıtır çerezin!”
Sevdalist,kadının saldırganlığı karşısın da ne diyeceğini bilemedi, sadece kadının suratına tükürdü ve ortalık iyiden iyiye karıştı...
Program iyi reyting aldı...
Danıştay 13. Dairesinin, içki ve sigaraların internet, televizyon, faks ve telefon gibi elektronik ticaret araçları kullanılarak satışını yasaklayan yönetmelik hükmünü iptal etmesi ile doğan durumdur.
