
Şemsiyeler çok eskiçağlara dayanır. Milattan önce 11. yy Çinliler şemsiyeyi kullanıyorlardı. Oradan Hindistan, Mısır ve İran’da kullanılmaya başlandı. Yunanistan ve Roma’da erkekler şemsiye kullanamıyordu. Şemsiyeler sadece bayanlar içindi. Onlar şemsiyelerin bayanlar için olduğuna inanıyorlardı.
Sayıklayınca ''ayıklamak''
Soruyorum sayıklamaların edebi ruhuna:
-Kültür sanat bölümünün edebiyat duvarına işemek caiz midir?
Bir elma düştü gökyüzünden sordu Havva :
-Caiz mi?
Gizlerin ülkesinin mavi boyalı duvarlarında dolaşan buğulu düşüncelerin sebebi değildir biline !!
Abraka dabra nıtt olmadııı !!
Dördü dört geçmiyorken sevmiyorum seni, beş ihtimaline rağmen...
Minik eller ölmesin!
Ya minik ayaklar ?
Senden çok şey dilemiyorum..
101. kez izlenen bir filmin son repliğindeki bakışların avutur her gece sızlayan ruhumu..
Yaşanmış bir hikaye birazdan anlatacağım... milletvekilinin diğer seçimlerde bile oy kazanmak için izlemiş olduğu politika ve gözü açık vatandaşın kıvrak zekası yer alıyor bu hkayede... yapılan genel seçimlerden sonra iktidar partinin milletvekili şehrinden Ankara'ya gitmek için yola çıkıyor... yolda kendi şehrinin bir kasabasında duruyor... öğle yemeğinden sonra tekrar yola çıkmak için arabasına biniyor... o sırada vatandaş milletvekilinin yanına arka koltuğa biniyor ve millet vekilinden bazı isteklerde bulunuyor... vekil vatandaşı dinliyor ve adını almak için kağıt istiyor ama o an kağıt bulamıyorlar bunun üzerine vekilde vatandaşın adını ve soyadını sigara paketinin üstüne yazıyor... vatandaş bu olayı görünce vekile sigara paketinde kaç sigara kaldığını soruyor.. vekilde iki sigara kaldığını söylüyor. bunun üzerine vatandaş tamam vekilim vazgeçtim istediklerimden diyor.. vekil neden diye soruyor?? vatandaşın cevabı hem zekice hemde anlayan insana çok büyük bir ders.. vekilim diyor; siz daha Ankara'nın yarısına varmadan sigaranın bitecek.. yeni paket alınca da bu paketi buruşturup atacaksınız benim ismimle birlikte diyor ve arabadan iniyor... tam bir karamizah yorum size kalmış dostlat :)
Önce babam sonra çocuklarım bırakıp gitti,şimdi de sen gidiyorsun.Giderken güneşimi çalma sakın bilirsin karanlıktan çok korkarım.
Gidin bakalım,yalnız geldim dünyaya giderken de yalnız giderim.Oturur eşek gibi anırarak ağlarım,silen de olmasın yaşımı bırakıp yalnızlığa aksın.Buzdolabında kalmış çocuklarımın sevdiği yiyecekleri,dondurmaları kim yiyecek şimdi? Başım ağrıyor kokularınızı hatırlamak için eşyalarınızı koklamaktan.
Ne zor ettim sabahı bir bilsen,zıbardım uyudum tükenmişlikten,başka türlü uyuyamazdım zaten.Niye bana böyle yaptın bak hala ağlıyorum şimdi,başım çok ağrıyor.
En uzun geceydi yokluğunla geçirdiğim bitmek bilmedi güneşin yolunu gözledim,rötar yapmış geç geldi,başım ağrıyor.
Babam anahtarını unutmuş giderken,çocuklarım şapka ve tabancasını ya sen neyini unuttun bende?Başım çok ağrıyor.
Dilim dilim şimdi yüreğim hepiniz bir parçamı koparın sizin hakkınız,tabağınızda geriye kalan olmasın.Başım ağrıyor başım.
Giderken neyini bende unuttuğunu sen söyle,ben sana benden neler götürdüğünü söyleyeyim.
Direncimi götürdün,sevinçlerimi götürdün,sana sıkıca sarılan kollarımı çözdün,başım ağrıyor benim gerisini yazmak istemedim.
“Manyak” diyerek severdin beni.
Sensin işte “manyak” bırakıp gittin beni.
