
"Oynayın!" diyor ve kahkahalarla gülüyor her halimize...
(ben sana ne dedim, sen ne ettin!)
Üç günlük dünyada egonu öpüp göğe mi ereceksin? Sen de kıyametini göreceksin! Çok önemseme milyardan birisin. Üç beş insanınla özelsin. Değer vereceksin.
(Egonu öpme ama okşa. Kıyametini göreceksin diye cennetten vazgeçme. Çok önemseme dedik yahu başkalarını kendinden önce getirme. En azında eşitle. Değer ver de hak etmeyene değil. Kendinden yeme. Kararı önemlidir.)
Biri gelir biri gider derler..Resmen aşağılama. Yokluğun fark edilmeyecekse nasıl yaşadım diyeceksin?
(Pes yani. Gidenin arkasından karalar bağla ve ağla mı anladın? Sana ne diim? )
Rüzgar,
Sende aklım.
Üşüyor beden.
Düşler,
Onlarda sendeler.
Kıskanılmaktasın.
Koku,
Senden gelir.
Misk-i amber.
Gece örtün,
Ama örtünme.
Şikayet,
Gene senden.
Sensizlikten.
Sende aklım sendeler.
Tökezler.
Senden.
Üşüyor beden.
Ama örtünme.

Arabistan’dan Mısır’a gelen esanslarla ilk tütsülerin Mısırlılar tarafından yapılmış olabileceği tahmin ediliyor. Firavunlar da dini törenlerinde güzel bir koku yaymak için olduğu kadar kötü ruhları uzaklaştırmak için tütsüleri kullanıyorlardı. Ayrıca tedavi amaçlı da kullanıldığı biliniyor.

....Masanın bir ucuna yaslanmış, sofradakilerin siparişlerini esprili bir dille garsona aktarıyordu. Gülüşmeler ve ardı ardına başlayan sohbetler yüzünden doğru düzgün not edememişlerdi yemekleri ve o, her zamanki özgüvenli ve mütevazi tavırlarıyla bu işi de üstlenmişti.
- Sizinkiler merak edebilirler, birazdan seni götüreyim ister misin?
- Hayır teşekkür ederim, bu güzel ağustos akşamını evde pijamalarımla geçirmek istemem.
-Öyleyse seni bu akşam bir hayli yoracağım, eminim bu sefer ayağıma basmanı gerektirecek yanlış adımlar atmam
- Ne kadar naziksin, ama hatırlatmasaydın keşke

Nasıl özledim seni bir bilsen,
yorgun rüyalarımın molası oldu gözlerin,
yüreğimi delip geçen gülüşün,
ve sen sevgili, yaşama tutunma sebebimsin.
Senden vaz geçmemek için vazgeçtim senden,
rüzgarda dağılan saçların çarparken yüzüme,
gül kokun çakıldı o an belleğime,
öyle bir düğüm atıldı ki kalbime,
ne yokluğun çözer artık, ne de ölüm.
Çek elini yürekten.
Dün daha dün,
Çıkarmış salyalı dilini Sürüyordun
postahaneden atacağın mektubun puluna,
Yürek muhabbeti kıro muhabbeti diye diye.
Bir yumruk büyüklüğünde ise,
Yurdum insanında yürek.
Zizil parmak büyüklüğünde sende hala.
Tutamadınsa sol elinle,
Sağ elinle bakma daha.
Acıyorum sana,
Varlığını ispatlamadan daha,
Sormaya başalmışsın sağa sola,
Hangisi büyük söyle ağa.
Sorsaydın önce köşedeki manava,
Bağırmazdı ilk kez kulağının dibinde sana.
Hıyarı yürek sanan budala.
Hayatında ilk kez hak vermeyi öğrenmiş isen kapıcıya,
Bir tepside gönderecek,
Bütün hıyarları sana.