Burada, sizin en çok "tuttuğunuz" yazıların listesi var.
Yayın sırasına göre bu aralar | Bugün | Bu hafta | Bu ay | Tüm zamanlar | (2007 yılının en çok tutulan yazıları) yeni

Yaklaşık bir sene önceydi hafif.org ve pilli.com ile tanışmam. Bu son bir senede genel olarak çok şey değişmedi hayatımda (hala öğrenciyim mesela :) fakat bu tanışıklık bana çok şey kattı. Aynı bu hoş tanışıklığa benzer bir tanışıklığı da bu sene yaşadım www.fikiratolyesi.com ile. Sahibi Tunç Kılınç kendisini ilk kez okulumuzdaki bir konuşmada tanıdım ve fikirlerine hayran kaldım. Sonra nette kendisi hakkında yaptığım ufak araştırma sonucu fikir atölyesinde buldum kendimi. Bir çok etkileyici yazının içinden beni en çok etkileyenlerden biri "Richard Branson" un başarı hikayesinden bahsetmek istiyorum. Hafif.org'da daha önce hakkında yazılmamış olması bu yazının gerekçesi oldu benim için. Diğer yazıları merak edenler artık adresi de biliyorlar araştırmak size kalmış.

Astrobiyoloji, dünyalaştırma sürecine yardımcı olmak üzere yabancı gezegenlerdeki yaşamın nasıl olabileceği yönünde araştırmalar yapan bir disiplin.
Günümüzde astrobiyolojik alanda yapılan çalışmalar ve makalede sözü edilen gelişmelerden bahsedelim.
Astrobiyolojiye göre zor koşullar altında yaşayan hatta çevresini etkileyebilen canlılar dünya üzerinde incelenerek, uzaydaki yaşamın nasıl olabileceği üzerine tahminler hatta müdahaleler yapılabilir.
Kutuplarda, kutup denizlerinin diplerinde, çöllerde ve benzeri pek çok yaşanması güç koşulda rahatlıkla yaşayabilen canlılar var. Bu da bize gelecekte ne tür canlıların uzayda yaşayabileceğini anlamamıza yardımcı oluyor.
Öncelikle dünyalaştırmanın amacı elbette diğer gezegenlere sadece turistik gezi yapmak yerine oraların yerleşim ve yaşama uygun hale getirilmesidir.
Öyle görünüyor ki insan başka bir gezegene yerleşirse biyolojik anlamda bazı sorunları çözmek zorunda kalacak. Jüpiter büyüklüğünde bir gezegende yaşamakla, Ay büyüklüğünde bir gezegende yaşamak birbirinden farklı şüphesiz. Dünya dışı yaşam düşüncesinin o kadar başındayız ki, şu anda ortaya sürülen bütün çözümler bilimkurgu gibi geliyor.
Evet nerde kalmıştık. Hah tamam tekneyi Saipaltı barınağında emniyete aldıktan sonra Karaburun’a iniyoruz. Belediye Başkanı minübüs ile ring seferi organize etmiş, hazır olanları İskele’deki pansiyonlara transfer ediyor. Sıcak su ile duş almak iyi geliyor, temiz kıyafetler giyip kokular sıkarak dışarıya atıyoruz kendimizi, iskelede biraz yürüyüp dağları yeşilliği seyrediyoruz. Karaburun birkaç özel şeyle çok meşhurdur.


Sabah Dalyanköy’deyiz. Teknede buluşuyoruz. Hava serince ve bulutlu, deniz dalgalı ve rüzgarlı. Hazırlıklar tamam, eşyalar yerleşti, yelkenler hazır. Sıcak gevrekler, tulum peyniri, sıcak çay ile güzel bir İzmir kahvaltısı yapıyoruz. Yola çıkma vakti, toparlanıyoruz. Limadan ayrılıyoruz. Hava sert 1 camadan ile anayelken basıldı, sert hava cenoası açıldı, bu şekilde dalgalardan dolayı yalpalamadan motor-yelken ikilisi ile rahat bir yolculuk yapabiliriz. İstikamet Karaburun, mesafe 32 deniz mili ancak tramolalar ile gideceğimizden bu mesafe 40 mile kadar uzayabilir.


görmez misin en derin boğaz zihninde,
en yalnız kız kulesidir yüreğin.
huzurlarında boğazın düğümlenen
tanrılara say kısmetsizliğini.
köpük köpük taşıyacak
"yıldız"ı bol isyan dalgası,
ağusu yaman hayıfları gündönümlerine.
güleceksin bir yeşil mahluk olacağın çün
haki nizamiyelerinde diyarın.
ellerin soğuk siyahındayken cana kıyan metalin.
dudaklarında belirsiz, bir esrik tebessüm.

Tokat yöresinin bir cevheri olan bu yemek alacağınız tada ilave olarak ve belki de daha da önemli bir şekilde sağlık abidesi...
Yemek demek ne derece uygun bilemiyorum çünkü o kadar hafif bir lezzet ki! Fakat içerdiği zenginlik bakımından da hafif bir atıştırma gereci olarak bakamıyorum...

Kahveye takmışlığım vardır: Bilirsiniz. Bu sefer de sizler için beyaz kahveyi araştırdım. Dünyanın çeşitli bölgelerinde adını duyuran kahve çeşitlerinden sadece biri değildir, bu bahsedeceğim beyaz kahve! "Ama ben böyle birşey duymuştum. Acaba birkaç ülkede farklı şekillerde kavrulan bir kahve mi?" diye düşünüyorsanız, haydi ilk önce bu konudaki merakınızı gidereyim de sonra asıl anlatmak istediğim beyaz kahveyi anlatayım size. Eminim zaten, ilk etapta adını duyunca şöyle bir düşündünüz, sonra şaşkınlıktan suratınızda garip bir ifade belirdi, değil mi?... Daha tadına da bakmadan üstelik!
Otobüstesiniz. Vapurda, minibüste, belki bir toplantıda. Ortam sıkışık. Ayakta duruyorsunuz, biri gelip baya baya değdirip geçiyor. Ya da değdirmesin tamam, ama normal çarpma, sürtünme ya da temas sınırlarının üzerinde bir olay yaşanıyor. Böyle durumlarda o kişiye dönüp " Evet, ben de sizden hoşlandım gerçekten. Ama ilk buluşma için bu yakınlaşma fazla değil mi?" demek istiyorum. Evet , evet bunu demek istiyorum. Hatta bir keresinde dedim böyle bir şey. Çok sesli değildi demek ki, adam duymadı. Yanımdaki arkadaş duyup, (duyup duyup, çok komikmiş bu 'duyup', sürekli tekrarlansın, gülelim eğlenelim hep) baya eğlenmişti. Acaba adam duysa ne olurdu, sonrasında neler yaşanırdı ise başka bir yazımızın konusu olsun. (aaa! aşkolsun, anlatsana kııııız..!)
Seçtiğim kara bir dut, karadut..
Ağacın en tepesinde duruyordu, kaç gündür odamın penceresinden dürbünle, ona öylece bakıyordum. Sadece, o koca dutu yerken, aldığım lezzeti düşünüyordum. Her sene gittiğim yaz tatillerimden herbiri ayrı bir güzellikte geçerdi.
O ağaca, sabah herkesten önce uyanıp, çıkabilirdim.
Evet, saat tam istediğim gibiydi..
Zaten ağaçlara çıkmak ya da inmek benim için yolda yürümek gibi birşeydi..
Ağaç ,tahmin edebildiğinizden çok daha haşmetli, sanki her kötülüğü içine çekip bütün insanlığa üzerindeki meyvaları sonuna dek sunabilecek kadar kollarını açmış, tüm merhametiyle bekliyordu.

David Letterman Alton Brown' ı programına davet ettiğinde stüdyoda olup bitenler her zaman ki Brown show' du hiç şüphesiz.