Burada, sizin en çok "tuttuğunuz" yazıların listesi var.
Yayın sırasına göre bu aralar | Bugün | Bu hafta | Bu ay | Tüm zamanlar | (2007 yılının en çok tutulan yazıları) yeni
Mary Ann Webster olarak sekiz çocuklu bir ailenin bebeği olarak 1874 yılında Londra'da dünyaya geldiğinde her kız çocugu gibi normal bir fiziğe sahipti. Hayatına hemşirelik yaparak devam eden Mary , manavlık yapan Thomas Bevan ile evlendikten kısa bir süre sonra yüzünde ve vücudunda anormal değişimler farketmeye başladı, Akromegali adlı bir hastalıktan kaynaklanan bu değişimler dört çocuklu genç kadını herkesten daha farklı bir hale getirmeye başlamıştı.Fiziksel değişimin yanı sıra şiddetli başağrısı ve görme yeteneginin azalması gibi sorunlarla da uğraşan genç kadın eşini kaybettigi zaman kendine ve dört çocuguna bakabilmek için mücadeleye başladı.

Kızılırmak çalıyor: Pir Sultan'danNesimi'ye Anadolu Türküleri. Hayatımın bir dönemine mührünü basan albüm.
Çelimsiz bir adamım. Belki de çocuk. 23 yaşımdayım. Gecenin bir vakti. Tokat'ın Artova'sı. Hastanenin merdivenlerinden inip arabama biniyorum. İniyorum yokuştan, sağa dönüp Yeşilyurt'a doğru yöneliyorum. Hızlı gidiyorum, hemen ilçe bitsin, hemen ışıklar geçsin, hemen ağaçlar başlasın istiyorum. Karanlığa değer değmez arabanın burnu itiyorum kasedi teybe: lelele lelele lelele
Yavaşlıyorum. Bu saatlerde kimse olmaz zaten. Sadece farlar, ağaçlar ve karanlık. Lelele lelele lelele. Yapacak hiç bir şey yok. Bu benden çok uzak yerde, ben tam içindeyken yapacak hiç bir şey yok. Bir tek bu yol belki; gittiği yere gitmek için değil dönmek için gittiğim. Dönüşlerini, çukurlarını ezberlemişim. Aynı hızda gittiğimde hep aynı yerde aynı türkü çalıyor hatta. Şimdi şurayı dönerken, karşıda çeşme, solda çukur, yukarıda devrik kavak, kulağımda "Şifa istemem balından".

“Dinginlik” ve “dürüstlük” onu tanımlayan pek çok güzel sözcükten yalnızca ikisi. Belki de ilk bakışta uyandırdığı izlenimden olsa gerek, onu tanımlayan pek çok güzel sözcüğün içinden öncelik kazandı bu ikisi. Aslında hiç de göründüğü denli sessiz değildi yaşamı, başarıdan başarıya koştuğu ve çok iyi bir kariyer edindiği yaşamını dopdolu yaşadı ve 12 Haziran’da sessizce ayrıldı aramızdan, dinginliğine çekildi.
1916’da açtı gözlerini dünyaya ve yaşamının ilk yıllarını La Jolla, California’da geçirdi. Babasının da adı Gregory’di ama “Doc” olarak bilinirdi. La Jolla’nın ilk ve tek eczacısıydı. Altı yaşına geldiğinde annesi ve babası çoktan ayırmıştı yollarını. Annesini pek göremiyordu, çünkü gezgin bir satıcıyla evlenmişti. Babası ise yeni yeni açılan eczaneler nedeniyle kendi eczanesini kapatmış, bir başka yerde gece vardiyasında çalışıyordu ve oğluyla ilgilenemiyordu.

Bu nedenle bir süre anneannesiyle birlikte yaşamak zorunda kaldı. “Sanırım büyükannemin minik evinde köpeğim ve bisikletimle çok mutlu olduğumu düşünüyorlardı” sözleriyle yakınıyordu sevgisiz geçen günlerinden. On yaşındayken ailesi Eldred’i Los Angeles’daki St. John’s Askeri Okulu’na gönderdi. St. John’s’da askerî disiplini, üniformayı çok sevdi, çok da başarılıydı. Bu okulda edindiği askerî disiplini, mesleğine yansıtacak, belki de başarısını buna borçlu olacaktı.
Miriam Williams, kitabında Tanrı'nın Çocukları adındaki bir tarikatta geçirdiği yıllarını anlatıyor.Kitap, kahramanımızın tarikata girişiyle yarım bıraktığı kariyerini, uyanışının ardından devam ettirmesi ve yaşadıklarını bilimsel bir bakış açısıyla ele almayı denemesi sebebiyle bir biyografi olmanın ötesinde. İnsanların hangi sebeplerden ötürü bu tarikata katılmayı seçtiklerine dair önermeler sunması ve tarikat yapılanması aracılığıyla insanlar üzerinde ne denli büyük bir tahakküm kurulabildiğini göstermesi dolayısıyla dikkatle okunması gerektiğine inanıyorum.

Kimi zaman kendini görmemeye çalışıyordu adeta.
Bu kendinden kaçtığı anlara da tekamül ediyor. İç sızılarında kendini bulduğu her anda daha bir kaçası geliyordu kendinden. Sokakta korkmuş bir kedinin arabadan kaçtığı ve duran bir arabanın altına saklanıverdiği gibi gene kendine sığınıyordu en sonunda. Kendinden kaçıyor ve kendine sığınıyordu kadın.
Bu konulardan konuşmayı ise hiç mi hiç sevmeyenlerdendi. Ağlamalarıysa hep içten içeydi, hep gizli. Yokmuş gibi. Yara gibi. Sanki kendi de bir yaraymış gibi. Bunu kendinden dahi saklamak istermiş gibi. En çok da onu ağlarken biri görecekse şayet korlardı.
Kedi'siz asla, diyorsanız; ya da hiç aklınızda yokken kendinizi bir - belki de iki, üç, dört..- kedi ile yaşamınızı paylaşırken buluverdiyseniz; eminim bütün kedi severlerin karşılaştığı "temel" sorunlar bazen sizi de yoruyordur. Aşağıdaki önerilerin pisileri ve sizleri rahatlatacağını düşünüyorum (16 kedi'li yaşamımızda tecrübe ile sabittir) :
-Kedinizin tuvaletini tuvalet kabı dışında bir yere yapması durumunda çamaşır suyu ya da alkolle bölgeyi temizlemeniz, kedinizde ters etki bırakacaktır. Çamaşır suyu ve alkol, kedinin idrar kokusuna çok yakın bir koku bırakacağından kediniz sürekli oraya tuvaletini yapmasını istediğinizi düşünecektir. Bölgeyi yarı yarıya su ve sirkeyle silmeniz daha uygun olacaktır. Tuvalet alışkanlıklarında uzun süreli bozukluk görülmesi ciddi sağlık problemlerinin işaretidir. Lütfen bu gibi durumlarda doktorunuza baş vurunuz.
- Tüy dökülmesi! Plastik/tıbbi eldiven giyip kedinizi okşadığınızda tüylerin eldivene toplandığını göreceksiniz. İçi kalınca bir çorabı hafif nemlendirip, ters çevirip elinize geçirdikten sonra kedinizi okşamanız da fazla tüylerin alınmasını sağlayacaktır. Her gün taranması en etkili yöntemdir.
- Kanepe tırmalama: Kedinizin tırmalamasını istemediğiniz yer/köşelere portakal yağı/esansı damlatabilirsiniz. Kediler turunçgillerin kokusundan rahatsız olur. Oraya yanaşmayacaktır. Kedi tırmalama tahtaları ya da dışarıdan getireceğiniz temizlenmiş bir kütük de kedinizin hoş vakit geçirmesini sağlayacaktır.
- Sistit: Özellikle kısırlaştırılan erkek kedilerde karşımıza çıkan bir sorundur. Arada bir kaynatılmış maydanoz suyu sunmanız kedinizin idrar yolu sistemini destekleyecektir.
- Salon bitkileri: Kediler yuttukları tüy topaklarını çıkartmak için ot yeme ihtiyacı duyar. Kediniz için bir saksıda çim yetiştirirseniz, kendi çimini tercih edip çiçeklerinizi rahat bırakacaktır. Dışardan çim getirmeniz parazit yumurtası almasına neden olabilir. Bu nedenle lütfen taze çim yetiştiriniz. Arpa tohumundan elde edeceğiniz daha kalın çimen, kedinizi daha da mutlu edecektir.
- Mamanın etrafa yayılması: Kediler genel kanının aksine çukur/derin tabaktan değil de düz tabaktan yemek yemeyi tercih eder. Çukur tabak yemek yerken bıyıklarının değmesiyle rahatsız olmasına neden olur. Kedinize düz tabakta servis yaparsanız, mamasını kabın dışına çıkartma ihtiyacı duymayacaktır.
- Annesiz bebek kedi: Annesiz bebek kedi bakıyorsanız, bir çalar saati ısıtılmış havluya sararak ona "anne kalp atışları" sağlayabilirsiniz. Böylece pisicik kendisini güvende hissedecektir.

Yunan demokrasisinin ortaya çıkışıyla hırsızlık ve haydutluk reddedilmiş, ticari kurallar geliştirilmiştir. Tukididis, gelişimin önündeki en büyük engelin yasadışı yollarla yapılan korsanlık olduğunu varsaysa da, Ksenefon savaş çerçevesinde yararlı olduğu sürece korsanlığı meşru sayar. 5. yüzyılda Atina Devleti’nin çöküşüyle Anadolu kıyıları ve Girit korsanlığa elverişli hale gelir.
M.Ö. 2.yy‘da, Anadolu’da bir korsan konfederasyonuna rastlanır; Romalıların ülkeye sızmasını engellemek amacıyla Kilikya’da (günümüzde Tarsus) Pontus Kralı Mitridates’in yardımıyla kurulmuştur.

Romalıların Akdeniz’de sağladığı ticari güvenlik, imparatorluğun yıkılışıyla son bulur. Bizans İmparatorları düzeni sağlamaya çalışsa da, doğudaki Arap fetihleri ve batıdan gelen Haçlı Seferleri Doğu Akdeniz’i “korsan yatağı” haline getirir.
Ulan kerkenez, şerbeti katmerlenmiş şam babası bednam, bizi ispitleyip yaptığın bu orostopolluğu Gelidonya’yada gitsen dilinle değil dıbırınla ve de ekenenle ödeyeceğini bilmez misin?
Aynasızlarla işbirliği yapan kerkeslere verdiğin pasaparolayla bizi ketenpereye getirip ocağımıza incir ağacı diktiğin yetmezmiş gibi hakkımıza düşen oskiyide aşıramento ettin.
Biraderin olacak kuyruksürengillerden kayarto Tahsin’in defterini dürdük.
Senin uçuşçu gaco marabu’nunda otobüsü artık bize çalışmakta.
Sana burdan çehren sesleniyorum kayarto; bizimle yaptığın aksatanın raconunu 15 gün içinde yerine getirmediğin taktirde yediğin kaparozu tato’da tenkiye yoluyla çıkartacaksın.
Kitaksi’ye düşmek istemiyorsan şimdi otu anzarota meze edip son kere düşün; kokoroz ama diri kalmak mi, kıranta vaziyette tahtalı köy mü? Eski ortagin Kanatlı Kedi nam-ı diğer şam şekeri
Rahat. Hep kendi içinde gittiğin bir yol aslında bu, daha ötesinin olmadığı, ötesi dediğinin kendinden öte bir şey olmadığı…

Hep varoluşların da yok oluşların da sen biter ve tekrar sende başlar; yeşerir. ‘Kırlangıçlar göç etmeyi bilmedikleri gibi çok uzaklardan iz taşımayı da bilmezler; hatta haberdar da değillerdir’ diyeceksin. Hiç de öyle değil.
Söylesene bana, ‘Bu güne değin, ‘Hiç de öyle değil.’ dediğin kaç konu elinde patladı, sende bitti, yeniden var oldu?’
Açık havada sosyal psikoloji dersi
Kahraman Çayırlı
Haberler malumunuz. Kadınlar güçbela, arada derede doğurdukları bebeklerini bir şekilde yok etmeye, yok kılmaya çalışıyorlar. Özgeçmişler, hikayeler biraz değişiklik gösterse de öz bu. Erkek egemen haber dilleri, medyalamaları hazırola geçti hemen, etiket hazır: Vicdansız anne(ler). Metinler, yazılar tek taraflı, kadınlar ve bebekleri var ortada, ya babaları? Niye kimse babalardan söz etmiyor. Vicdansız olan anneler değil bir kere. Özellikle aileleri olmak üzere tüm toplum olarak biz (vicdansızız) suçluyuz. Anneyi değil, hepimizi tutuklamalılar. Hepimiz, her birimiz suçluyuz. Açık havada sosyal psikoloji dersi. Toplum, kurallı kollarıyla öyle sıkboğaz ediyor ki bireyi, düşünün bebeğini tuvalette doğurup çöp sepetine atabiliyor, birey. Ailenin, toplumun “sosyal etki”si diye buna denir işte. İşaret parmaklarımız hazır: Anne suçlu, kadın suçlu. Tecavüze uğrayan masum kız çocuğunu hangi mantıkla suçlayabiliyoruz, sizin aklınız alıyor mu? Klişe ama mantığınıza sığıyor mu? Topu birbirimize paslamaktan hiç yorulmuyoruz. O suçlu, bu suçlu herkes bir başkasına atıyor suçu, tamam. Kimsenin olayların derinine bakası yok. Üstünkörü, hadi bir suçlu bulalım hemen, naylon poşeti geçirelim kafasına, tamam artık tanrılara kurban olarak onu sunarız. O üniversite öğrencisinin bebeğini çöpe atmasında senin, benim hepimizin suçu var. Düşünün bu kadar uç bir noktaya varabiliyor sosyal etki dediğimiz olgu. Koca bir topluma karşı kendini savunmaya çalışan birey.