Muharrem Ayı orucu iftarı beni garip düşüncelere ve belki de bir çözüm arayışına doğru itti. Benim gözlediğim ve gayet manidar bulduğum bir ayrıntı ise her iki tarafta da Alevi-Sunni çatışmasında beslenen bir takım "vampir"lerin bulunduğudur. Bu rantçı gruplar, iki büyük zümre arasında her diyalog fırsatında ortalığı müthiş bir vaveylaya verip, tüm köprüleri yıkıyor. Karşılığında da bulundukları kesimin "ruhbanlığını" sürdürebiliyorlar. Hamurun bu kısmı çok su kaldırır deyip asıl meseleye gelelim.


Chp 22 temmuz seçimlerinden istediği oyu alamamış ve haklı olarak halktan kopuk bir siyaset güttükleri eleştirisiyle karşılaşmışlardı.Şimdi Chp'de bu konunun çözümü aranıyor.İlk olarak kendi tek parti dönemimde faaliyete geçirdiği halkevleri projesini yeniden canlandırıp böylece halka daha kolay bütünleşme amacına ulaşmak istiyorlar.Halkevleri ilk olarak 1932 yılında kurulmuş,1950 yılına dek 478 halkevi,4332 halkodası sayısına ulaşmış fakat 1951 Demokrat Parti döneminde bunların tümü kapattırılmış.Haberin Devamı
Bir arakadaşım dediki; ancak üretirsek dayanabiliriz. Bizim farkımız bu. Üretmeliyiz. Ve inadına yaşamalıyız...
Kıskananlara inat, devam etmeliyiz çabaya. kıskanan üretemeyendir zaten bu yüzden tavır alır. Çevrene bak ve bunca üretmekten yoksun insanı gör, üret...
başka bir arkadaşım ise kendi dermanını şöyle açıkladı: ben her hafta başka bir adamlayım. Ne zaman biter, gitmez, üzülmem; başka biriyle başlarım. yeni bir heyecan. Böylece ben onları kullanmış oluyorum. Ve içimin acımamasını sağlıyorum. Hem hayatımda renk de oluyor. Seni hemen biriyle tanıştırabilirim, sen de böyle yapmalısın. Benim ki, bir tür intikam. Gününü gün etmek, geriye bakmamak...
günümüzde bir çok memuriyette görünen lakayitlik malesef ki üniversite kampüslerine de taşınmış durumdadır. ve en önemli amacı üniversite öğrencilerine yönelik sorunlara çözüm getirmek olan öğrenci işleri, zaman zaman sorun çıkaran bir müessese olmaya başlamıştır. öğrenciler, yanlış yönlendirilmek, eksik bilgilendirilmek ve kanunların eksik kaldığı durumlarda tek başına bırakılmak gibi durumlarla karşı karşıya kalmaktadır.

Her gün yeni bir orman yangını- bugün yine 50 hektarlık bir orman yangını haberi var,sularımız tükeniyor,evimizdeki musluklardan sadece tısssssss sesi geliyor ,topraklarımız kurudu,sondaj yapılarak 100-150 metreden çıkarılan sular bile azaldı,ondan derinde su mu var,kaya mı bilemiyoruz.Bu da susuzluktan çatlayan verimli topraklarda yetişmesi beklenen sebzelerin veriminin düşmesini veya daha olgunlaşamadan kurumasını sağlıyor. Sular tükendikçe,suyla hayat bulan yaşam ortaklarımız da yavaş yavaş yok oluyor,onlar yok oldukça da bizler yavaş yavaş ölüyoruz işte,kaçınılmaz olan bu.Çiftçilik yaparak geçinen aileler,ekonomik sıkıntılardan dolayı yeni arayışlar içinde fidancılık yapıyor,çiçek üretiyor,hayvancılık yapıyor büyük sıkıntılarla.Kuruyan toprak,nasırlı ellerinde darmadağın olurken,güneşten daha çok yakıyor içini çiftçinin.Çocuklarına kalıp toprağını işlemesini öneremiyor dertli anne,gelecek göremediği için.Küçük Menderes havzası,ülkemizin en verimli ovalarından bir tanesi ama, yavaş yavaş kuruyor,yavaş yavaş ölüyor,kimse önlem almıyor.Bağrına bıçak gibi saplanan su tesisleri ovanın suyunu çekiyor,ağaçlar kuruyor,kimse buna çözüm üretmiyor.Sağlıkta da vardır bu,önemli olan hasta olmadan önce önlem almaktır,son aşamaya gelmeden çözüm bulmaktır.Yavaş yavaş ölüyoruz.Farkında mısınız?