Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan yenimecra.org'da: "avea Müzikİndir"

Ön Sayfa yazılarını, çok tutulan yazıları ya da tüm yazıları gösterebiliriz

Etiket:

çamur hakkındaki yazılar:

dağ dağı dağım dağımız

Sana çocukluğumu anlatamam; bir avuç gözyaşı… Sana düşlerimi anlatamam; ürperir ruhun… Sana dağlarımı anlatamam; çekirgelerin dilini bilemezsin ki!

Sana yağmurları anlatayım. Şehirdeki yağmurları. Gri bulutların bana sunduğu gizemi. Şiirlerimin suç ortağını. Hüznün ıslak halini.

Bakma bana öyle. Ben de sevmem yağmurlu gecelerde dolaşmak zorunda kalmayı. Ama yağmurlu günlerde keşfettim içime yolculuğun ne denli heyecanlı olabileceğini. Üstelik bu şehir, gerçek yüzünü gösterdi bana. Acı acı gülümserdi, yağmurla beraber. Ağlamasını gizleyişi işe yaramazdı. Şehrin gözyaşlarıdır yağmurlar.

0 ahkam var
Etiketler: , , , ,

Evimizin arka bahçesinde, kurumuş yaprakların titreşimlerinde görmüştüm ilk defa rüzgârı. Böceklerin başrolü paylaştığı ve hayranlıkla izlediğim arkası yarınların ikinci bölümüne yetişmişti. Ensemde, kulak memelerimde ve burnumun kenarında yalandıktan sonra yüzümün yan tarafına süzüldü rüzgâr. Sadece hissediyor ve duyuyordum artık. Görüntü gitmişti yaprağın titreşiminin bitmesiyle. Ama o da ne? Bir böcek aniden zıplayıp ters dönüvermişti önemli işinin arasında… Oradaydı şimdi rüzgâr. Ah o rüzgâr, kulağımı kaşıyan, ensemde öpücükler konduran… Seni şefkat tanrıçası, seni okşamaya doymayan.
Sıcak ve cezalandırıcı güneşin kahraman düşmanı…
Beni zorlu bunalımlardan kurtaran, sevip, başımı okşayıp evime yollayan…
Ah o rüzgâr yaşadığımı hissetmemi sağlayan. Şimdi ne diye uğraşıyordu ki küçük dizisinin büyük başrol oyuncusu böceklerin orta boy dünyasıyla? Şaşırarak izlemiştim bu defa. İstem dışı zıplayıp kıvranan eklem bacaklar, sararmış sonbahar yaprağının değersiz cesedine hiç benzemiyorlardı.
Evimizin arka bahçesinde ilk üç tekerlekli bisikletimin hemen dibinde… O zamana göre, her zamanki gibi başım öne eğik, yerleri ve çimenleri izlerken görmüştüm rüzgârı.
Çamur kokuyordu her taraf ve ben doya doya çekiyordum çamur kokusunu içime.
Tüm çocukluğum, tüm nedensiz mutluluğum ve tüm gerçekliğimle…
Bir gün öncenin yağmuru benim oyuncak denizim olurdu.
Kâğıtları katlayıp salardım gemiciklerimi engin su birikintilerine…
Geçmişte ve geçmişimin geçmişinde…
Yağmuru özler ve beklerdim heyecanla.
Çocuğun babasını işten eve dönerken beklemesi gibi…
Rüzgârı da bekleyecektim artık, böceklerin dizisindeki değişiklikleri görmek için.
O da söz vermişti bana ve giderken kulağıma sihirli sözcüklerini fısıldamıştı. “Sana zarar vermeyeceğim” İyi olan tek şey buydu benim için. Bu iyi şeyle kaldırmıştım başımı yukarı. Artık yerleri izleyerek dolaşmaktan kurtulmuş ve çocukluğuma orada son vermiştim. O günden sonra ne yaparsam yapayım bir türlü bırakmadı çocukluğum peşimi. Hep rüzgârı sordu bana dizideki değişiklikler için. “Önemli değil…” dedim çocukluğuma. “…Dizinin nasıl devam ettiği”

5 ahkam var
tuttum
1

küre

Kürenin içinden çıkmak kolay olmadı…
Gerçekten kolay olmadı…
İçerdeyken sadece çıkmayı düşündüm. Dışarıda neler olabileceği beni o kadar çok heyecanlandırmıştı ki
Parmağımla yüzeyine dokundum önce pürüzsüz geldi fazlasıyla pürüzsüz gerçek olamaz dedim. Belki yüzlerce, binlerce kez kendi kendime zaten yapabileceğim başka bir şey de yoktu kendi kendime konuşmak dışında. İnsan kürenin içindeyken yalnızdır. Bunları anlatıyorum çünkü bazılarınız kürenin içine hiç girmedi küreden çıkanlarsa zaten bunu okumaya gerek bile duymayacaklar. İlk başlardaki pürüzsüz yüzeyini kaybetti küre… Benim korkak dokunuşlarım kuvvetlenip sertleştikçe; dışarı doğru esneyebilme ihtimalinin olacağı aklımın ucundan bile geçmezdi. Ama güzel olan birçok şey beklenmediktir zaten değil mi?
Beklemediğimiz: bilmediğimiz
Ama önemli olan şu an anlattıklarım değil.
Küre belki esnekti ama esnek olması onu güçsüz değil daha da sağlam kılıyordu. Günde belki onlarca kez gelen vahşet çağrısına uyup elimizde bir balyozla saldırıp kurtulabileceğimiz türden değildi. Küçük bir metal parçasıyla saatlerce vurarak delik açmaya, çatlatmaya çalışmak daha kolay olabilirdi
Kolay olmasını istememişlerdi…
Dokunduğum zaman içimin çekildiğini hissettim.
o esnedikçe ben büzüştüm.
Bir an hiç boşluk kalmayacağını düşündüm.
Kolay olmadı.
Neden bu kadar tekrarlıyorum bu cümleyi ”kolay olmadı” ne bekliyordum ki kolay olmasını mı?
Korunaklı sessiz ve huzurlu küremden neden çıkmak istedim
Hepimizin içinde var bu
“Merak”
Sadece merak
Başka nedeni yok
Armaya çalışmayın
Ya da
Siz bilirsiniz.
Öyle mutlu olacağınıza inanıyorsanız…
Dışarısı korkuttu beni,
Ama geri dönmek istemedim.
ASLA!
Nefes alamadım ilk önce
Birden genişledim.
Arkama dönüp baktığımda geldiğim yer artık olduğum yerden çok uzaktaydı.
Terk edilmiş kürelere ne olur
Biliyor musunuz?
Ben öğrenemedim.
Belki
Başka bir bebeği içine alıp büyütmek için cennete gidiyorlardır.
Kimi bebekler cennetten gelir buraya bazılar gelmez .
Kim karar veriyor derseniz.
İşte orasını bilene de rastlayamadım daha…

1 ahkam var

Çamuru küçümsemeyen ve çevreyi seven bir proje bu. Anlatalım hemen.

1) Çamurun içinde olan ve toprağın sevmediği risk faktörleri uzun işlemlerle bertaraf edilir. Yeni hali artık biyokatı formundadır ve çamur olmaktan çıkmıştır.

2)Sonra kolza ve aspir gibi bitkiler seçilir ve bunlar büyürken yeni biyokatı, gübre olarak kullanılır. Böylece bu bitkiler epeyce ve sağlıklı beslenmiş olur.

3 ahkam var

Mim Nehri

geri »

Arama

Merhaba

hafif.org enteresan şeyler araştırıp, birbirimizle paylaştığımız bir topluluk blogudur. Aynı zamanda gelirini yazarları ile paylaşan pillinetwork'ün bir parçasıdır. isterseniz siz de katılabilirsiniz.
pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

etiket menüsü

kaynaklar

RSS Dosyası
pillikutu