
Güneş dağların başını yeni yalıyordu. Oğlunu başucuna geldi Döne Ana... Oğlum Hasan! dedi usulca. Kıyamadı uykusuna yavrucağın. Alçak sesle yeniden, Yavrum Hasan! dedi. Geç kalmamalıydı değirmene... Sular azdı bu mevsimde. Su değirmeni ağır çalıştığından, değirmen önünde sıra olurdu. Geç kalırsa, akşama kadar beklemek de vardı... Bıraksa uyusa yalnız kalacak yaşta değildi ki Hasan... Konu komşu herkesin de işi vardı. Kimse bakamazdı. Ablaları tarlada babaya yardım edeceklerdi. Harman da vardı daha...
Harman, tarladan getirilen ekinler, uygun düz bir harman yerinde serilir. Üzerinde, hayvanların çektiği düvenle ezilir. Ekin sapları saman haline gelir. Başaklar ezilir taneler dökülür. Samanla karışık harman bir öbek yığılır, çeç yapılır. Rüzgarda savrularak samandan ayrılır. Günümüzde modern makinalar harman yapmayı kaldırmıştır artık.
Azimle ineklediniz, 4 yılda Edebiyat bölümünden, bölüm birincisi olarak mezun oldunuz. 1,5 yıl daha ter döküp öğretmenlik formasyonunuzu Tezsiz Yüksek Lisans yaparak kazandınız. Toplam 5,5 yıl başarıyla üniversiteyi tamamladınız. Pırıl pırıl, donanımlı, enerji dolu ve ideallleri olan bir öğretmen adayısınız. Devlet okullarından birine atanmak için KPSS'ye girdiniz, ancak hükümet sizin branşınızdan alınacak öğretmen sayısını 1000 kişden 30 kişiye düşürdü. Aldığınız puan 70, almanız gereken 90! Seneye denerim dediniz, ancak hükümet her yıl kadronuzu biraz daha düşürdüğü için bir türlü atanamadınız. Dershaneler ne güne duruyor, bu kadar donanımla beni almayacaklar da kimi alacaklar diye düşündünüz. Şehirdeki tüm dershaneleri dolaştınız. Hepsi size aynı şeyleri söyledi: Gel, bir yıl ücret almadan çalış, seni beğenirsek seneye anlaşırız.