
Kus hadi…
Kurtul!
Daha fazla bekleme buralarda. Yıkımını seyretmeye geliyor kargalar. Üstelik çirkin örümcekler her yerde.
Kus hadi…
Kurtul!
(…)
Derin bir girdapta buhranlar içinde boğuşan beynimi mi kusayım? Alsınlar götürsünler beni. Yorgunum, uçamam ben.
Bir de hiçbir gizemi yok yaşamın. Garip şey, böyle laflar etmezdim ben.
(…)
Alnına sinekler konarken mi değiştireceksin dünyayı? Düş kurmayı bile beceremiyorken. Eğer şimdi kusmazsan, bir daha beni duymayacaksın. Her gece sancılarının koynunda yatacaksın kanlı gözlerinle. Kendi ellerinle boğazlayacaksın benliğini.

Eğer varsam o zaman neyim? Neyim ben? Rüya ile gerçeğin farkındalığı yok bende biliyor musun? İğrenç bir durum. Var olduğumu biliyorum ama ne olduğumu tanımlayamıyorum. Ellerimi kafamda gezdiriyorum. Saçlarımın arasında parmaklarım geziniyor. Yatağımda bir sürü diken var sanki. Çocukluğumdaki bir yere gidiyorum. Çamurdan çömlekler yaptığım yere. Sonra güneşin altında kuruturdum onları. Karıncaları seyrederdim durmadan. Hayali arkadaşlarım, tanklarım, uçaklarım vardı. Çatışmalarda öldürülürdüm defalarca.

Uzun ve yorucu bir gece yolculuğundan sonra Üsküp’e vardılar. Tüm yolculukta tek bir söz dahi söylemedi Hatice.
Gara oldukça yakın, orta halli bir otele yerleştiler. Sessizlik yaldızlı mührüydü sanki ayrı odalarını paylaştıkları dairede geçirdikleri ilk gecenin. Çocukluğuna gömülü nicedir görmediği kabusları, Mikael’in yine misafiri oldu bu yabancı otel odasında sabaha değin. Karanlığın onca sancısına rağmen gün nihayet ağardı. Mikael odasının kapalı kapısının önünden Hatice’ye, vize işlemlerinde yardımcı olacak adamla buluşacağını söyleyip çıktı gitti.