
Kyushu Üniversitesinden Hirofumi Tachibana’nın ekibine göre yeşil çayın bu etkisi içeriğindeki antioksidan epigallocatechin gallate (EGCG) maddesi ile ilintili.
Günboyu binmeye tereddüt ettikten sonra buradaydı işte. Kursak derdi ağır basıp, içine işlemiş deniz korkusunu yenmiş, feribotun Harem’den kalkan son seferlerinden birisine binmeye cesaret etmişti.
Trenlerin tempolu süratine alışmış yorgun ayakları, daha attığı ilk adımda devasa ataletiyle bu yekun metal gövdeyi yadırgayıverdi. Soğuk rüzgar denizin yüzünü buruşturup, küpeşteden birkaç aracın olduğu geminin kıç tarafında doğru esti. Hissettiği ürpertiye aldırmadan, hızlı adımlarla feribotun sol kenarından ilerleyip, dar ve paslı merdivenleri takip ederek yukarıya çıktı ve yolcuların olduğu bölüme doğru yürüdü. İçeridekiler, sadece oradaki kalorifer petekleri çalıştığı için yolcu salonunun sağ tarafında toplanmışlardı. Göz göze gelmemek için farklı yönlere dönmüş çay içen iki kişi, ayakta dikilen bir delikanlı, bir anneyle çocuğu, koltuğa gömülmüş yorgun bir kadın, hepsi topu iki elin parmakları adedinceydi tüm yolcular. Çocuğunu uyutan anne, gözlerini karşı koltukta yatan oğlundan kaldırıp, ona elindeki iğne setlerinin fiyatını sordu. Bir diğeri bir örnek aldı. İnceleyip geri verdi .


Çok sevdiğim semaveri size tanıtmaya çalışacağım, buyrun...

2 adet aynı ve 1 adet hatalı link içerdiğinden keşif bölümüne alınmayıp serbest bölümünde yayınlanan bu yazı, yazı sahibi kopanisti'nin isteği üzerine yayından çekilmiştir.
Karadenizli olanlar bilirler. Çaylar toplandıktan sonra çuvallara doldurulur ve fabrikalara götürülmek üzere çay arabalarına konur. El arabası gibidir. Şimdi size kaybettiğim yakınlarımın özlemiyle aklıma gelen yaşadığım bir olayı anlatmak istiyorum.
yaklaşık 9 yaşlarındaydım sanırım. anneannem heryaz beni artvin e götürüdü. O :Hopa da , babaannemde arhavi de yaşardı. Ben anneannemin yanından sıkılıp babaanneme gidicem diye tutturdum. Zavallı kadın onca işinin arasında hiç kırmadan götürdü beni. Daha sonra babaannem de o kadar çok misafir ve çocuk vardıki bende hemen çocukların yanına girip onlarla kaynaştım. İçlerinden biri bakın dedi bu çay arabasına binin ben hepinizi gezdireyim. Neyse bindik arabaya yaklaşık 10 çocuk. yollar taş. araba hep sarsılıyo. En sonunda derenin olduğu yere geldik. Dereye inen yol uçurum gibi. Sadece inen yolda fındık ağaçları var. ve dereye yakın kayalar. Bu salak (diycem artık.) arabayı tutama sen biz dereye düş. Gözlerimi açtığımda üstümde çayarabası vardı. Şansım varmış fındık kökü tutmuş beni. Ardından gelen sarsıntı daha beterdi. Babaanneme benim öldüğümü söylemişler. Kadın geldiğinde beni ayakta görünce artık neden bilmem çok fena bir şamarını yedim. Nur içinde yatsın dedeme çok zor söylemiştik. Babaannem hayatta onu çok seviyorum. Pamuğum o benim. Ama anneannem ve dedimi bu vesileyle anmış oldum:)