
Şu şafak bir sökse de görebilsem nerde olduğumu. İniltiler duyuyorum dört bir yandan gelen. İnsan türü böyle sesler çıkarabilir mi? Ama onlar insan. Buna eminim. Çünkü gelirken biri seslenmişti; “Ölüm nerdesin?”
Soğuk koridora tavandan su damlıyor olmalı. Şıp, şıp, şıp… Beynimi kemiriyor bu sesler. Dam akıyor be! Lağım mı? Hareket edemiyorum. O kadar karanlık ki… Hemen yanımda büyük bir çukur olabilir ya da zehirli bir yılan. Yerimden kıpırdayamam. Yılan mı? Gülüyorum… Onlar güneşli tarlalarda fare peşindedirler. Ne işleri var bu lanet yerde.
Ortaokula gidiyordum, büyümüştüm ve kıllarım çıkmaya başlamıştı. Durgun bir Pazartesi sabahı çalar saatin aceleci sesiyle uyandım ve altıma işemiş olduğumu fark ettim. Çalar saat dalga geçiyordu benimle “diriliri diriliri diriliri diriliri!” Yatak sırılsıklamdı. Çarşaf ve yorganın bazı bölümleri ıslanmış, üzerinde büyük sarı lekeler oluşmuştu. İşemiştim! Korktum, utandım ve panik halinde ne yapacağımı düşündüm. Annem görmeden çarşafı değiştirmeye karar verdim. Peki ya yorgan? Aman allahım, yorgan, yastık, pijamalarım, donum ve bacaklarım sidik içindeydi. “diriliri diriliri diriliri diriliri!” Odanın her yanını kaplamıştı çiş kokusu. Ümraniye’de bir cami tuvaletinin içinde uyanmış gibiydim. İğrençtim!
Yorganı hafifçe kaldırdım ve soğuk hava ıslak bacaklarıma temas etti. Yeniden kapattım yorganı ve “Ilık hali daha iyi” diye geçirdim aklımdan. “diriliri diriliri diriliri diriliri!” Çok fazla vaktim kalmamıştı, çalar saate uzanıp kafasına bir tokat patlattım ve sustu. “dirilp!”
Nevresimi çıkartıp çamaşır makinesine götürmem gerekiyordu ve arkasından pijamalarımı. “Hayır” dedim, önce pijamalarımı çıkartayım ve temiz bir şeyler giyeyim. Ama yorganın içinden çıkmak istemiyordum bir türlü. Sanki uyuyup bir daha uyansam altıma işememiş olarak uyanacakmışım gibi hissettim. Kendimi kandırmamalıydım, işemiştim işte! Hemen bir şeyler düşünüp temizlenmeli sonrada okula gitmeliydim. Gücümü topladım, bütün soğuk hava dalgalarına rağmen kaldıracaktım yorganı, gerisi gelirdi. “1,2,3 ve şimdi!” kaldırdım ve koşa koşa dolabımın yanına gidip temiz don ve pantolonumu çıkardım. Annem seslendi içeriden “Deniz uyandın mı, okula geç kalıyorsun!” ayak sesleri duyuldu arkasından. “Eyvah” dedim. Annem geliyordu. El çabukluğuyla pijamamı çıkardığım gibi yatağın altına fırlattım. Gri kumaş pantolonumu sidikli donumun üzerine geçirdim ve “çat” diye açtı kapıyı annem.

İkinci dünya savaşı sırasında Almanya’nın en çok bombalanan şehri olan Köln’ü görmek gibi bir inadım hiç yoktu. Köln hakkında daha önce duyduklarım zaten büyük kilisesi hariç görülecek pek de bir tarafının olmadığı üzerineydi. O kilise de tren istasyonundan çıkar çıkmaz yağmurun altında tam karşımda duruyordu… Velhasıl benim için Köln geldiğim anda bitmişti. Köln’e gelişimin asıl nedeni, beş yıldır Belçika’da Gent yakınlarında yaşayan çocukluk arkadaşımla yaptığımız plandı.