Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan 22dakika.org'da: "breaking bad: 2. sezon ile yola devam"

Ön Sayfa yazılarını, çok tutulan yazıları ya da tüm yazıları gösterebiliriz

Etiket:

çikolata hakkındaki yazılar:

Bunlar çukulata sevenler derneenin yeni çukulata tasarımları, yiyin gari...

\
\

47 ahkam var
Etiketler: , , ,

Sincaplar ışık tutuyor yoluma
Gece parlayan yıldızlar var yukarıda
Orman kalabalık ve şen şakrak her zamanki gibi
Flüt ve gitar sesi kahkahalar arasında
Sincaplar ışık tutuyor yoluma
Baykuşlar selam veriyor
Yılanlar dans ediyorlar, kaplanlar gurur saçıyor.
Ellerim boşluk tadında
Gözlerim her yeri görüyor.
Sincaplar zıplayarak
Gülerek ve konuşarak
Mumlarını damlatmamaya devam ediyorlar
Işık tutarlarken yoluma,
Takip ediyorum onları
Peşlerindeyim
Bana çikolatadan yaptıkları evi gösterene kadar

2 ahkam var
\
içimde anlamlandıramadığım bir gerginlik.kendimi bazen bi tim burton filiminin ortasında hissediyorum.ne alaka dediğinizi duyar gibiyim.ama burton filimlerindeki o orjinal kurgulamalarda acı ve neşe hep içiçe değilmidir hani?herşey iyiye dönerken filmin içinde tim amca gizemli bir tutarlılık eşliğinde bombasını patlatır;acıya mahkum eder kahramanını.ama bu sadistçe birşey değildir asla!fazla gerçekçilikle alakalı bir şeydir.dokunğunda acı verceksen asla dokunmamalısın ya da dehşet saçan bir canavarsan mutlaka geçerli bir nedenin vardır
ve renkler...
tim amca bir renk cümbüşünün ortasına atar bizi.her şey öyle renklidirki sanki her nesnenin bi kanı vardır ve o kan dışarı çıkmayı arzular.kontras renkler ve absürtlük üst düzeydedir.nesnelerdeki asimetri ve renklerdeki zıtlık uyumsuzluk içindeki bir estetiklikle karşı karşıya bırakır bizi.ama yinede gerçek bir tim burton hayranıysanız bilirsinizki aslında tüm bu renk cümbüşünün ardındaki her şey siyahtır.ve siyah tim amcanın kahramanının rengidir.ve galip gelen-belkide kaybeden- daima siyahın matemidir.
tim amcanın sürrealistliğinden bahsedilir...evet görsel açıdan sürrealizm tanısı koyulabilsede bence bu tim amcanın hayal gücüne ve kendini ifade etme şekline yapılmış büyük bir hakarettir.oysa direk realist bir bakış açısıdır onun bize sunduğu.çünkü mükemmel olan insan yoktur ve o bunun farkındadır.o yüzden aşırı iyimser kusursuz ve etkin karakterler yerine eksiklilklerinin farkına vardığı oranda kahramanlaşabilecek masal diyarı sahipleri sunar bize.
ve bu masal diyarı sahiplerinin tek bir sahibi vardır ki oda tim burton'ın ta kendisidir. tim amcanin bariz bi özelliğide kuşkusuz egoizmi ve saplantıları...hiç asosyal özellik taşımayan bir karakter gördüğünüz olurmu burton filimlerinde?benim olmuyo mesela.eğer sizin görmediğiniz oluyorsa sizin tim amca başka biri kuşkusuz...tekrar egoizme dönecek olursak şunu diyebilirimki her yönetmen kendini katar filimine ama burton yalnızca bakış açısını yansıtmaz ya da kamerayla doğru orantılı değildir onun yönetimi.o bizzat kendini katar filimine. dağınık saçını,donuk bakışlarını,içindeki şiddeti çoçukluğunu birebir yansıtır.saplantılara gelincede asosyallik;aile sendromlari;mekaniklik;zıtlıklar ve tabii masallar vs vs vs....... tim burton diyarına yolculuk başlığı altında yalnızca bir giriştir bu.asla bir iddia ya da sunum değildir kendi başına... serüvenimiz devam edecektir muhakkak... tim burton'sa söz konusu olan;masallar uçsuz bucaksız bir çikolata diyarıdır.doyurucu,lezzetli,tatlı ve tabiii iyi bir bitter gibi acı...(2006)
14 ahkam var
Etiketler: , ,

“İçimde seni bana özleten bir güç var, her dakika büyüyor ve daha çok eline alıyor kontrolü… Aşk dedikleri buymuş demek ki, şimdi bu benim olmayan güçle ne yapacağımı bilemiyorum. Tek bildiğim sensin, hayatıma anlam katan ve onu istediği zaman geri alan.”

Yağmur, çılgın bir köpek gibi suçsuz olduğum halde bana havlıyor ve diş gösteriyordu. “Anlamsızsın sen, bu hayatta tek başına” diye çığlıklar atarak beni aşağılıyor ve suratıma tükürüyordu. Senin nerede olduğunu düşünüyordum. Yanımda olmadığında bana çok uzaktın nerede olursan ol. Bir parçam kopmuş ve uzaklarda kalmış gibi hissediyordum. Sadece daha çok âşık olmak isteği vardı içimde. Bazı istekler sebepleri düşünülmeden öylece içimde gelişiyorlardı. Kot pantolonunun deseni, parfümünün kokusu, birkaç bakışma ve ses tonu… Bu muydu aşk? Yalnızca kendi âşık olma becerilerimize âşık oluyorsak eğer, seni seçmemi sağlayan şey neydi herhangi biri olarak? Özel bir insan olmanı sağlayan benimle yaşadığın herhangi şeylerse, benimle bir şeyler paylaşan herkese âşık olmam gerekmez miydi? Şimdi sadece seninle olma isteği nereden geliyor içime? Beni artık istememenden mi? Güçsüzlüğe olan özlem olmasın gerçek aşkın tam anlamı? İçimde güçsüzlüğe karşı özlem var. Aşk dışında neye yazılır ki? Kendini kandırmak dışında ne üzerine yazılabilir bu hayatta? Her harfim seninle dolup taşmışken hiç haberin yok bundan. Bilemez bir kadın bir erkeğin ne kadar çok âşık olabileceğini çoğu zaman ve ne kadar gizleyebileceğini onu herkesin içine apaçık atabilmişken. Bilemez bir erkek kendi içindeki âşık olabilme gücünü, fark edemez çoğu zaman bunca koşuşturma içinde. Sadece basit fanteziler vardır erkeği kurtarabilen hayatın içinde. Yoksa kim dayanabilir her an ölüp dirilebilecek bir bedene? Ruhunu kim atabilir sokağa zaman içinde yok olacak bir aşk uğruna? Aşkın tanımını yapabilen biri var mı kişiselleştirmeden? Ancak böyle anlatılır aşk, hazır içindeyken…

7 ahkam var

İnsanın hayatında birkaç şarkı, birkaç şiir, birkaç film vardır…Beynine kazınan…
“Chocolat – Çikolata” filmi benim için bunlardan biri oldu izlediğim günden beri.
Hayır hayır! Johnny Depp oynuyor ve hatta muhteşem uzun kumral saçlarıyla inanılmaz yakışıklı falan diye değil:) Ya da Juliette Binoche hem kendi güzelliği hem de yaptığı çikolataların güzelliği ile büyülüyor diye de değil…Filmde bambaşka bir şeyler var beni bu dünyadan bir süreliğine de olsa alıp götüren…
Bu filmi ilk “hocam”la izledim, sinemada…Hocam derken, eski ev arkadaşım ve benim kadar ruh hali değişken bir deli kadından bahsediyorum. Biz sadece bir film izleyeceğiz sanarak gittik sinemaya, aldık biletlerimizi, yerleştik bir güzel koltuklara…Ne olduysa o 117 dakika içinde oldu…Bunca yıl sonra hala birbirimize “Ne filmdir ama ya!” dedirten filmi izleyip, arızaya bağlamış bir modda çıktık sinemadan. (hala da toparlandığımız söylenemez).
Film bir anne ile kızın öyküsü. Çikolata kaplı bir öykü bu…Anne, kendi annesiyle de aynı serüveni yaşayarak büyümüş. Kızıyla beraber bunu sürdürmek amacıyla kasaba kasaba geziyor. Kuzey rüzgarları onlara “gitme vakti” dediğinde toplayıp bavullarını başka bir yere gidiyorlar…
Filmde geldikleri kasaba tutucu denilecek kadar dindar bir kasaba…Korkunç bir belediye başkanı ve iletişim kurulması neredeyse imkansız insanlar…Juliette işi biliyor ama…Kendinden emin, sunuyor çikolatalarını…Birkaç cesur insan dışında ilk başlarda kimseyle dostluk kuramasa da yenilgiyi kabul etmiyor.
Savaşının en alevli yerinde bir tekne yanaşıyor kasabaya…Johnny Depp…Ben bu noktada objektif olamayacağım Nasıl bir sahnedir, nasıl bir adamdır, siz izleyin, siz değerlendirin diyorum.
Aralarında “dostluk” adı altında başlayan aşk filmin ikinci yarısına renk katıyor…
Filmi ve sonunu anlatmayacağım. Lütfen izleyin. Kolaylıkla bulabileceğinize eminim.
Ben bu yazıyı filmi anlatmak için yazmıyorum aslında…Bu filmi her izlediğimde bir küçük bavul toplayıp “gitmek” isteğini çok güçlü hissettiğim için yazıyorum…Kuzey rüzgarına bırakıp kendimi, gitmek…Bilmediğim bir yere yerleşip, orada tanımadığım insanların içine girmek. Her biri ayrı bir hikaye olan hayatlar görmek, yaşamak, tanımak..Ve sonra tekrar “gitmek”…
İmkansız diye bir şey yoktur…Buna inandırıyor kendimi ve bir gün belki diyorum…
Belki de hiçbir zaman…
Olsun.
Hayali benim içimi ısıtıyor işte.
Sanırım ruhumun bir şekilde asi bir yanı var. Ya da belki de bu sadece yaşadığımız ezici zorunlulukların, zoraki seçimlerin kaçınılmaz sonucu…Her neyse…
Lütfen izleyin filmi…
Yanınıza da mutlaka bir paket en sevdiğiniz çikolatadan alın:)

55 ahkam var

Hatırla sevgili. Hani o günler vardı ya tam da yeni filizlenmişti sevdamız. Gizli mektuplarla büyüttük aşkımızı ve bedenlerimizi. Bıyıklarını ilk defa kestiğin o günü hatırlıyorum da ustura için ne hayaller kurmuştuk. Yatak odamıza koyacaktık. Nasıl masumduk yeni sevdamızla, her şeyi geride bırakıp saatlerce gözlerimizin içine bakardık. Her gün ortak yediğimiz çikolata paketlerine yazardın sevdiğini. Her hafta sonu sinemaya gidebilmek için biriktirdiğimiz paralar ve bir daha ki hafta parasız geçecek olduğumuzu düşünmeden. Evlilik aşkı öldürür derlerdi ve korkardık aşkımızı yitirmekten. Aynı üniversiteyi kazanmak için çok çalışırdık. Sıkıldığımız zamanlarda gelecek hayali kurarak biraz daha çalışırdık. Birbirimizi tanımak için sorduğumuz sorular ve sayfalarca anlattığımız mektuplarımızda hayatlarımızı birleştirmek için bizi tetikleyen itici güç sevgimizdi. Çocuklarımızın ismini bile koymuştuk her sevgili gibi. Kalbime dokunduğunda o şiirlerinle kendimi Leyla’sı gibi hissederdim Mecnunun. Bana yazdığın onca çocuksu şiirler dünyanın en iyi şairin kaleminden çıkan şiirlerden bile güzeldi. Şimdi geriye baktığımda ne kadar çocuksu. Ama hala en güzel şiirler benim için onlar. Gece evden kaçıp arkadaşımda kalıyorum diye sokakta ve soğukta geçirdiğimiz o geceyi zihnimden silmem mümkün mü?Bana ilk yıldönümümüzde bir sürpriz yapmıştın. Beni bir yere götüreceğini ve daha önce hiçbir yerde böyle bir şey görmediğimi iddia etmiştin. Ve haklıydın internetle ilk defa o internet cafede tanışmıştım. Belki de hiç kimse sevgilisini yıldönümünde böyle bir yere götürmemiştir. Ve en az senin kadar heyecanlanmıştım sadece yahoo sitesine girmekten ve ilk mail hesabı açıyor olmaktan. Biz istedik ve bütün hayallerimizi olmasa da büyük bir kısmını gerçekleştirmekte başarılı olduk. Aynı üniversiteyi kazanmasak da aynı şehirde idik. Kendi emeklerimizle düğünümüzü yaptık. Hayatlarımızı birleştirmek için o sihirli kelimeyi söyledik. EVET seninle evlenmeyi kabul ediyorum dedik karşılıklı. Şimdi ise seni ellerimde gönderdiğim asker yolunu bekliyorum. Seni her düşündüğümde kalbim sızlıyor. Gözlerim her defasında doluyor. Sana olan sevgim ne Mecnun ne Leyla ne Ferhat ne Kerem aşkına benziyor. Hem kim demiş onların aşkı en büyük aşklar diye. Kim demiş aşklar ölür diye. Ölmedi sapasağlam ayakta. Tam 12 yıldır. Hiç eksilmeden. Artarak. Dön sevgilim seni özledim. Hem de çok özledim. Şafak 1

6 ahkam var
Etiketler: , ,
ÇİKOLATA2
ÇİKOLATA2
ÇİKOLATA
ÇİKOLATA
Çikolata yemeye kim bayılmazki!herkes çok sever değilmi?.
Kimi bitter,kimi beyaz çikolata sever.Ama asıl çikolatanın bitter olduğunu ve biraz acımsı bir tada sahip olduğunu belirtip yemenizi tavsiye ederim.Ancak çikolatayı günde 200 grdan fazla yenmemesi gerektiğini vurguluyorum.Mutlaka farklı yerlerde faydalarını zararlarını duymuş görmüşsünüzdür.Ben sizlere çikolatanın fayda ve yararlarını araştırıp yazdım bakalım hangi derde devaymış: *Çikolata, özellikle siyah çikolatanın içerdiği bir madde, damarların sertleşmesini önlemenin yanı sıra kalp kaslarının gücünü artırıyor, kasları rahatlatıyor, kolesterolün damarlarda birikmesini önlüyor ve kalp damarları ile ilgili hastalıkların önlenmesi ve tedavisinde etkili oluyor. *Hemen mutluluk hormonunun çalışmasını hızlandırıp içimizdeki romantizmi ortaya çıkardığını yazayım *siyah çikolatanın nezlenin önlenmesi için da yararlı olduğunu açıklamışlardı *Çok çikolata yersek ne olur?İşte cevaplar: *Alerji olabilirsin. *Kendi pantolunun 2 büyük bedenini almak zorunda kalırssın:) *karaciğerimizde hastalıklar oluşabilir. *beyindeki seratonin salgılanmasını bir süre artrırdığı için az yenilmesinde sakınca yoktur ama fazlaca yenmesi bu hormonun çalışmasını bozar. *En önemlisi Sigara ve Alkol gibi alışkanlıklara bağlılığı hızlandırır
Ama kıvamında herşey güzeldir
AFİYET OLSUN!:))
103 ahkam var

1.Gün

Önceki akşam arayıp İstanbul'u gezdirme sözün hala geçerli mi diye sorduğunda gerçekten şaşırdım. Her halde 2-3 hafta olmuştu, sarhoşken öylesine söylemiştim. Her ne kadar güzel bir kız olsa da ilgimi çekti desem yalan olur. Umarım bir haftasonu gezisinden başka bir şey beklemiyordur diyerek buluştum. Kahvaltı için deniz kıyısında bir yere gittik, birer kahvaltı tabağı ve ortaya menemen söyledik.

Menemen:

Gerekli malzemeler

Yumurta
domates
biber
yağ

Herkes menemen yapmayı becerebilir diye düşünülür ama sonuçta genelde önünüze domatesli omlet gelir. Menemen domatesli yumurtadan farklı bir şeydir.Önceden kızdırdığımız yağda biberleri hafifçe kavururuz. Biberler hafifçe renk değiştirmeye başlayınca tavanın altını kısıp, tavaya domates rendelemeye başlarız. Domatesleri önceden rendelerseniz, elinizde çok homojen bir karışım olur. Bizim istediğimiz farklı oranlarda pişmiş bir domates püresi. Hiç acele etmeden elimizdeki domatesleri rendeleyip, hafifçe fıkırdamaya başlayınca yumurtaları kırmaya başlayabiliriz. Önemli nokta şu; eğer önceden kırılıp çırpılmış yumurtaları eklerseniz elinizde menemen değil, domatesli yumurta olur. Bir çok yerde de önünüze gelen de budur zaten. Yumurtaları kırdıktan sonra, yumurtaların beyazı saydamlığını yitirmeye başlayıncaya kadar dokunmuyoruz. Yumurta akları beyazlaşmaya başlayınca yumurta sarılarını tahta bir kaşıkla patlatıp yavaşça domates ile karıştırıyoruz. Hızlı değil, menemen az pişmiş yumurta akı, çok pişmiş yumurta akı, sarısı ile karışmış yumurta akından kısımlara aynı anda sahip
olmalı. Hafifçe sulu haldeyken ocağın altını kapatıp tavayla beraber servis ediyoruz ki, biz sıvı kısmına ekmeğimizi bandıkça, menemen yavaş yavaş katılaşsın, banma hevesimiz bittiğinde çatallayabileceğimiz kıvama gelsin.

17 ahkam var

Mim Nehri

geri »

Arama

Merhaba

hafif.org enteresan şeyler araştırıp, birbirimizle paylaştığımız bir topluluk blogudur. Aynı zamanda gelirini yazarları ile paylaşan pillinetwork'ün bir parçasıdır. isterseniz siz de katılabilirsiniz.
pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

etiket menüsü

kaynaklar

RSS Dosyası
pillikutu