Söyleyecek bir şey bulamamak ne kötü değil mi? Ne kadar sık bulamayız söyleyecek şeyleri. Yada ne kadar sık söylediğimiz şeylerin söylemememiz gereken şeyler olduğunu söyleriz. Ne kadar çok özür dilersek o kadar cesaretimiz artar o kadar yavşaklaşırız işte... Sıradan olmamak için çabalarken ne kadar sıradanlaşırız oysa. Geleceği yaratmak için geçmişten oluruz ve ne kadar kafamız karışır bu karmaşada biz ne yaptığımızı bildiğimizi iddaa ederken. İnatla ve ısrarla eleştirilmekten nefret ederken ne kadar çok eleştiride bulunuruz. Ve her ikisininde hiç bir şeyi değiştirmediğini ne kadar geç farketmeyiz. Yanlışın yanlış olduğunu anlamak ne kadar felsefik bir hüzün taşır irade için. Bu durumlarda susmayı tercih ederim genelde. Ve sustukça o kadar çok yalan söylerizki kendimize. Başkalarına söylenen yalanları tercih eder oluruz ve alışkanlık haline getiririz bunu...
Sabaha vuran güneş rahatsız ediyordu. Ve daha kötusu sadece bu değildi.. Terlemiştim ve demir gibi üşüyordum. Ter kokusu rahatsızdı. Ölmekten korkmam duş almaktan korktuğum kadar. Çıktım yataktan.. Isınma gereksinimini karşılayamamış sobanın bacasına sarıldım.. Gece boyu belki bin kez öksürmüştüm. Okul "zerdevat"larını giyinip tuvalete çıktım. Yüzüme baktım. Uyumadığımdan çapak oluşmamıştı yine de serçe parmağımla çektim göz altlarımı. Uyanmıştım "Günaydın"
Evet onlara günaydın... Servislere doluşacak olanlar "günaydın" Gece yatağında üşümemiş olanlar "günaydın" Okulda da mutlu olabilen yada en azından günü kurtaranlar "günaydın"..!!