Çocukluğumun şekerli anılarından biridir TipiTip. O zamanlar içinden araba resimleri ya da “artiz” resimleri çıkan sakızlar yanında çocuksu, şirin, sıcak bir seçenekti benim için. Sakızını şapırdata şapırtada çiğner, içindeki TipiTip karikatürlerini biriktirirdim. Ama bilmezdim TipiTip’in benden önce doğduğunu, hatta Şener Şen’in seslendirdiği bir çizgi filminin yayınlandığını.


Birini bulmak şart mıdır? O biri devamlı insanın hayatında mı olmalıdır? İnsanın kişisel alana ihtiyacı yok mudur? bunların da hepsi ayrı tartışma konuları.
Senin yalnızlığının zorladığı dünyada bizleri de birliktelikler ve o birlikteliklerin gereklilikleri zorluyor elbette. İnsan büyüdükçe anlıyor ki çocukluğunda edindiği dostların yerini hiçbirşey tutmuyor. Büyükken edindiğin arkadaşların hep başka hesapları var. Oysa çocukken en içten pazarlıklı hesabımız kendimizi o arkadaşımızın evine davet ettirip, annesinin tatlılarından yiyip biraz oyuncakları ile oynamak oluyor.

Okul çıkışımızda oradaydı...
Mahallemizde, 'anne biz aşağıda oynayacağız' deyip izin aldığımızda -aşağıya inince muhakkak onu göreceğimiz ve kaçınılmaz olarak alışveriş yapacağımız düşüncesiyle, ihtiyattan- annemizden muhakkak harçlık aldığımızda biz çocukları mahçup etmezdi, kesin geçerdi oralardan...
Kim mi?
Tirmisçi...
Bir amcamız vardı Antalya' mızda tirmisçi idi, Antalya o dönem bu kadar kozmopolit, kalabalık değildi. Hatta rahatlıkla taşra denilebilirdi.
Gökyüzü parıldıyor, martılar şarkı söylüyor ve Büyükada manzarası yeşilin tonları arasından göz kırpıyordu. Arkasında kocaman köpükler bırakan ada vapuru iskeleden henüz ayrılmış ve Burgazada’ya doğru yavaş ve sakin bir şekilde ilerlemekteydi. Heybeliada’nın cenneti andıran tepelerinden birinde çamların arasında, ağaçlar ve çalılardan oluşmuş bir ev bulmuştuk. Çiçek kokan doğal bir yuva, kelebeklerin misafir olduğu gizli mekân… Dört arkadaş her zaman orada buluşur ve orayı ikinci evimizmiş gibi görürdük. Aramızdan biri kilim bile getirmişti. Orası bizim için çok önemliydi çünkü ilk kızlarla orada öpüşmüş ve ilk sigaralarımızı orada içmiştik…
Yine orada oturuyorduk ve manzaranın tadını çıkartıyorduk. Yanımıza sigara, çikolata, gofret ve kola almıştık. Burak birden aletini çıkartıp “haydi yarışalım” dedi. Önce davranıp bende çıkardım diğerleri fermuarını açana kadar gözlerimi kapatıp konsantre olmayı başarmıştım bile. Burak benimkine bakıp güldü. Konsantresi bozulmuştu, çünkü benimki onunkinden daha küçüktü. “Hızlı davranan kazanır” dedi Mert. Dört kişi hızlı bir şekilde otuz bir çekiyor ve gülmemek için birbirimizin eline veya kamışına bakmamaya çalışıyorduk. Kadınları düşünmeye çalıştım, birkaç porno film sahnesi geldi aklıma. Görüntüleri hızla düşünüyor ve en çok beni tahrik edeni içlerinden seçip onun üzerinde yoğunlaşmaya çalışıyordum. Sami telaşlı bir şekilde “durun!” dedi. Herkes durdu. Yaşlı bir kadın çalılara doğru ilerliyordu. Ellerimiz şeylerimizde kaldık. Sessizce bekledik ve yaşlı kadın ağır ağır yürüdü. Yürüdü, yürüdü, yürüdü, yürüdü. Yanımıza kadar geldi ve bizi görmeden yoluna devam etti. Burak şakır şukur devam ediyordu. Mert bize göstermeden çekmeye çalışıyordu çünkü onunla daha önce çok dalga geçmiştik. Nokta kadar çükü vardı ve yine de bizimle yarışıyordu. “Önemli olan boyu değil” diyordu her seferinde. Ben boy sıralamasında ikinciydim. Aslında Sami’ninki bazen benimkiyle aynı boyda gözüküyordu. Hızlandık ve komik inleme sesleri çıkarmaya başladık. Derken Sami patladı, çam ağacının gölgesi altında Mert’in cırtlak sesi konsantreyi ve sessizliği bozdu: “geri zekâlı gofret poşetine patladın!” Ağzımla iğrenme işareti yapıp işime devam etmeye çalıştım. Mert susmuyordu: “bütün gofretleri açıp onların üstüne fışkırtacağım ve hepsini sana yedireceğim.” Sami oralı bile değildi, çok mutlu ve uyuşuktu. Burak olan bitenden habersiz bir sağır gibi gözlerini sıkıca yummuş yoğunlaşmış ve dişlerini kenetlemişti. Tekrar kadınları düşünmeye başladım ve biraz zevklendiğimi hissettim. İşte geliyordu, erkeklik ispatı, arkadaşlar arasında güç gösterisi, kadınların hâkimi, erkeklerin rehberi işte boşalıyordum hemde Burak’tan önce… Zevkle inledim ve Mert’in bacağına patladım.
Çocukluğum, baykuşların ağaç kavuğundaki düzenlerini insafsızca bozmaktan keyif aldığım Polonezköy de geçti. Herşey, kafalarının yarısını kaplayan gözlerini, sonuna kadar açıp bana bakan şaşkın ifadelerini, görmek içindi..Hala gözlerini gereğinden fazla açarak konuşan insanları gördüğümde, baykuşları hatırlarım.
Polonezköy ün derinliklerine indiğinizde her yeri ağaçlarla kaplı sihirli bir masal ülkesinde hissedersiniz kendinizi..Eğer, sonbahara rastlarsanız ve bir gecenizi bu ağaçların altında geçirirseniz ertesi sabah, kahverengi yapraklardan oluşan kalın bir yorgan bulursunuz üzerinizde.. .
Ayırt etmeden herşeyi yıkasam- yıksam..
Kirlileri ayırır gibi, bu renkli bu beyaz diyip yaşadıklarımı da ayırsam, sonra ön yıkamalı bir programda 60 derecede (p)aklasam hepsini..
Kezzap dökünce tuvalet taşına nasıl çıkar cızzzzzzztt diye bir ses, tüm mikroplar yok olur, ama gözün de yanar biraz, hele o koku hiç güzel değildir..Artık kezzaplarla yıkanmıyor tuvaletler, ace’li domestoslu oldu temizliklerde.Şimdi yaşananlarda kezzap kadar yakıcı değil, temizlik malzemeleri değiştikçe duygularda değişti, daha hijyen ve hırpalanmıyor artık ruhumuz..Tuz ruhu diyorlar dı adına BİR zamanlar, ruhsuz insanlar olunca temizlik bile ruhsuz şimdi.. Yaaa arapsabunu nerde kaldı, yerleri kayganlaştıran o miss gibi temizlik kokusu yerini, lavantalara, okyanus kokularına(sanki bilirmişiz gibi okyanus kokusunu, kaçınız gördü okyanus- ben görmedim) bıraktı yerini...Meyva kokulu sıvı sabunlar var artık, eskiden Hacı Şakir sabunları vardı, kocaman çocuk ellerime sığmazdı saçlarımı köpürtürken mutlaka düşüverirdİ:) Oysa şimdi binbir çeşitli SPA duş jelleri var, saçlarımızı yıkayınca yıldız gibi parlayıvereceğimiz kandırmaca şampuanlar var.. Parlatabilirler mi acaba içimizi, yaşanan İÇ sıkıntılarımızı, yada çocuk gülüşümüzü verebilir mi o bilmemne tarafından onaylanmış diş macunları..
BABAANNEM
Acıkacaksın diye sıçmaya korkuyorsun derdi babaannem, çok cimriydi amcam. Babaannem de özlü söz ansiklopedisi sanki, her ortama her konuya uygun bir söz söylerdi. Adam bildim eşşeği altına serdim döşeği demişti bir keresinde, komşusuna çok kızıp, hiçbir söylediğini kaçırmamak için dikkatle dinlerdim onu. Babama kızmıştı birgün aksayanla aksak, suya gidenle susaksın demişti. Başkaları ne yaparsa onu yaparsın manasında. Akşam ahıra, sabah çayıra gider diye dedikodu yapardı gelinleri için, yiyip içip yatar başka birşeye yaramaz demekmiş:) Ooo derdi biz böyle mi olacaktık deden akşam kavurup sabah savurmasaydı..
