Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan 10marifet.org'da: "Örgüeli'nden Beyaz Bileklik"

Ön Sayfa yazılarını, çok tutulan yazıları ya da tüm yazıları gösterebiliriz

Etiket:

ölümsüzlük hakkındaki yazılar:

Gece evde yalnızdım ve yapacak hiçbir şey bulamayıp Ayla’yı çağırdım. Memur olarak çalışıyordu Ayla. Dört senelik üniversitenin bilgisayar mühendisliği bölümünü bitirdikten sonra, bulabildiği tek iş memurluktu. Bütün gün nüfus kâğıtlarıyla uğraşıyor, bozuk para sayıyor ve iş çıkışı saatinin gelmesini bekleyerek yüzünde sivilceler çıkartıyordu. Beni Ayla’yla tanıştıran arkadaşım Murat da Ayla’nın çalıştığı yerde çalışıyordu ve o da dört senelik felsefe mezunuydu. Kapı çaldı ve açtım. Güldük ve neskafe için su ısıtıcısının düğmesine bastım. “Neskafe’mi? Bira almadın mı Deniz?” diye bağırdı…
Bira olmadan gelmiyordu Ayla, bira yoksa Ayla yoktu. Sadece sevişiyorduk Ayla’yla başka bir şey istemiyorduk ikimizde…
“Tamam” dedim. “Hemen alıp geliyorum”
Son yirmiliğimle dört bira, bir paket sigara ve Ayla için birkaç dandik çikolata aldım. Yatağa oturduk ve birasını açtı, her zamankinden daha üzgün görünüyordu yüzü. “Neyin var?” diye sordum ve sigaranın poşetini bir çırpıda söküverdim.
“Bir şey yok, sadece düzüyorlar bizi, başka bir şey yok!”
“Çok sinirlisin bu gün?”
“Telefon makinesi bozuldu”
“Nerede?”
“Devlet dairesinde nerede olacak?”
“Eee?”
“Parasını bizden kestiler”
“Niye?”
“Bilmem”
“Devlet dairesinde bozulan telefon makinesinin parasını memurlar mı ödedi?”
“Evet, hepimizden ikişer milyon kestiler”
“Çüş”
“Çüş, tabi, devletin telefon makinesinin parasını ödemeye gücü yok sanki”
Soyunmaya başladı Ayla, üstündekileri çıkardı ve yatağa uzandı. Sigaramı kökledim ve biramın kapağını açmak için çakmağı aradım.
“Bizi cezalandırıyorlar, biz bozduk telefon makinesini sanki”
“Bence cezalandırmıyorlar, gerçekten o iki milyonlarla kar ediyorlar.”
“Kendi çalışanına böyle davranan bir devletin yönettiği ülkede yaşıyoruz anladın mı Deniz”
“Anladım, çakmak sende mi?”
Elimde ağzı kapalı bira şişesiyle bekliyordum ve Ayla birasını köpürte köpürte karşımda içiyordu.
“Yani iki milyon ödemek zorunda değilim ki ben! Zaten bütün gün yüzlerce deliyle uğraşıyorum orada”
Battaniyenin altına girdi ve çoraplarını çıkartıp yüzüme fırlattı Ayla. Çekmeceyi açtım, çakmak orada da yoktu.

20 ahkam var

Bulutların arasında, martılarla koyun koyuna, sevişerek ve uçarak yaşarken, yumuşak kalplerimizi ve solgun yüzlerimizi neşenin göbeğine çevirmişken, çocuk değil miydi her şey bizimle birlikte? Şimdi ayakkabılarımızı bağlarken işe gitmeden hemen önce, aklımıza gelmiyor nedense hiçbir eski güzel saniye…
“Bana geri dön!” diye yalvarırken, şarjı bitmek üzere olan cep telefonundan en çok sevilmiş olan sevgiliye veya bağıra bağıra ağlarken kimsenin duymayacağı güvenli yatak odasındaki son iki taksiti ödenmemiş yatağın üzerinde… Çöreklenmiş, kollarımızın arasına gömülmüşken. Aklımıza gelmesi imkânsız mı, bunca kavramın ve çorba olmuş binlerce kelimenin anlamsız dünyasının içinde? Ağlarken veya gülerken geçmişe, geçmiş nerede?
Gökyüzünün mavisinde veya çimenlerin yeşilinde, karıncaya takılmış dikkatimiz veya pembecik ellerimizle ararken geleceği, duyduğumuz umut ve kıvanç nerede? Cevapsız aşklarımızın ve sessiz sevişmelerimizin hesabını ödeyecek mor kanatlı melek garsonlarımız nerede?

26 ahkam var

—Sakın şaşırmayın bir gün yaşlanmış bulursanız kendinizi çocuk parkından geçerken ve öksürürken ve pineklerken. O gün bastonunuzu her değdirişinizde yere, bilmediğiniz bir şeye lanet ederken… Bastonunuzun ucu sarı kavrulmuş yaprağı çatırdatırken. Satın almak uğruna yaşadığınız ve ömür boyu çalıştığınız yazlık ev bir şekilde elinizden gitmiş olduğunda veya başka herhangi moral bozucu bir olayla karşılaştığınızda, kalpten gitme tehlikenizi yanınızda ağır bir yük gibi taşırken. Sakın şaşırmayın o gün, gözleriniz yuvalarınızda sızlarken ve nikotin dolmuş damarlarınız nefes alıp verişinizi ağır bir ıstıraba çevirirken. O gün şaşırmayın, kazandığınız her şeyin bir küle dönüşmesini izlerken, sinsi ölüm çok yakındayken ve siz kendinizi hala tanımaya fırsat bulamamışken.
Yaşadığınız olayları birer tatsız fıkra gibi geçirirken aklınızdan ve aslında hiç de değerli olmadığını hissettiğinizde hayatınızın, sadece beslenip büyümüş bir hayvan gibi hissettiğinizde kendinizi şaşırmayın sakın. O gün ambulansın sesini duyduğunuzda ve sizin için artık her şeyin bitmiş olduğunu duyumsadığınızda, sararmış dişlerinizin arasından yavru serçe gibi süzülen sessiz fısıltıda küfürleriniz karşılık bulamazsa şaşırmayın.
Bir ilkokul çocuğu gibi sıraya dizilişinizi hatırladığınızda hayatın her alanında, yönetildiğinizi ve sürüldüğünüzü bir yerlerden bir yerlere… Şaşırmayın! Bir gün hiçbir şekilde özgürlüğünüzü kovalamadığınıza pişman olur gibi olurken.

32 ahkam var
tuttum
12

Bazen

Bazen sabaha kadar bir sürü saçma sapan yazı yazarım ve o zamanlarda genellikle ayakta duramayacak kadar zil zurna ve hatta kör kütük sarhoş olurum. Şimdiki gibi…
Sabah olunca yazdıklarımı nereye kaydettiğime bakmak için bilgisayarı açarım ve bazılarını kaydetmediğimi bazılarını da rasgele bir yerlere kaydettiğimi fark ederim. Fotoğraf albümü klasöründe, mp3lerin yanında veya porno filmlerin içinde… Didik didik aradıktan sonra bulduğum yazıları okurum ve çoğunu hiç şüphe etmeden silerim. Silerken “Shift” ve “Delete” tuşlarının ikisine birden basarım ki çöpe bile gitmeden yok olsunlar! Çoğu berbat, okunmaya değmez yazılardır…

25 ahkam var

Bara girdim ve yırtık pırtık pantolonumla dikkat çekip nefret edildikten kısa bir süre sonra güzel bir köşe bulup oraya oturdum. Turuncu saçlı bir garson kız servis yapmaktaydı. Müzik güzeldi, ışık loştu. Barın eski tip kiremitle kaplanmış duvarlarını kırmızılı morlu ışıklar daha da sanatsal hale getirmişlerdi. İçeride insanları karanlığıyla kucaklayan bir romantizm dalgası hissediliyordu. Turuncu saçlı yanıma geldi, “bu defa asılmayacağım” dedim içimden. “farklı bir hikâye yaratmalı gelecek için.”
— Bir şey içer misiniz?
— Değişik bir şey istiyorum, biradan sıkıldım, değişik ama ucuz, ucuz ama kaliteli, kaliteli ama beni sarhoş edebilecek kadar alkollü…
Şaşkınlık ve gülümsemesini birleştirdi suratında, kalemini ve not defterini andıran hesap fişini kurcaladı, sağa baktı, sola baktı ve “hemen getiriyorum”. dedi, bir daha güldü, beni tepeden tırnağa süzdü ve arkasını dönüp bara doğru koştu. Çantamı kurcaladım. Kâğıdım kalemim ve diş macunum vardı çantamda. Benim olan şeylerin azlığı değersiz şeyleri daha çok “benim” yapıyordu. Üç tane genç kız yan masada oturmuştu, bağıra - çağıra ve gülüşe - kıkırdaşa konuşuyorlardı. Onlara dönüp bakmak için kendimi haklı gördüm ve baktım. Biri esmer biri sarışın ve biri de kızıldı, fıkra ya da porno film gibi. Esmer olan ayaklandı, tuvalete gitmek için çantasını kaptı diğer sandalyeden. Dört sandalyenin biri çanta koyma aracı ilan edilmişti. En büyük çanta ayaklanan esmer kızınkiydi. Siyah deriydi ve sapı metal halkalardan oluşuyordu, şişkin, damızlık ve zor taşınan çantalardandı. İçinde orkid, hırka, ayna, mendil, kolonya, diş fırçası, tarak, ruj, oje, defter, günlük, kalem, silgi, kalemtıraş, ince çorap, tırnak makası, ayna, kalem pil ve yine ayna olan bir çantayı andırıyordu. Sırıttı ve gitti, diğerleri kulaktan kulağa bağrışmaya başladılar ve önüme döndüm. Çantama baktım ve kadınların hayata daha çok hazırlıklı olduklarını düşündüm. Garip bir içkiyle geldi portakala benzeyen kafasıyla garson. Beyaz tişört üzerine mor bir hırka giymişti Ayaklarında mavi bez ayakkabılar vardı, pembemsi bir sıvısı ve beyaz bir köpüğü olan garip içkimi vermek için masaya eğildiğinde gözlerim refleks olarak tişörtünün boğazına bol geldiği bombe yapan yerlerinden göğüslerini görmeye çalıştı. Bir şey göremedim ama göğüsleri küçüktü. Teşekkür ettim ve gitti. Garip içkimden bir yudum aldıktan sonra kâğıt ve kalemi çıkartıp bir şeyler yazmaya başladım:

11 ahkam var

Âşık olma dönemine girerse insan
Kimse tutamaz onu
İyi veya çirkin herhangi birini sevebilir o kişi
Gözleri parlar her gördüğüne
Herkes hoştur karşılık vermese de
O zaman âşık olmak ister herkese insan
Bu şey aşılamaz, bazı başka şeylerin içinde olunduğu sürece…
Dışına çıktığında ise aşksız ve soğuk bir hayat bekler insanı
Bilerek ve severek kandırmaktır aşk kendini.
Ve iyi de bir şeydir.
Yoksa bütün bu tipsizler, dişlekler ve cırtlak sesliler
Sevgilileriyle mutlu olamazlardı
Aşk gereksiz olan tüm insanları kutsadı
Zamanın ötesinde
Hiç bilemeyeceğimiz bambaşka bir yerde…

0 ahkam var

Âşık olunmuş sevgilinin koynunda bir Pazar sabahı uyanmak için mi bütün bunlar? Çok sevilmiş bir karşı cinsin sizi bütün bu pislikten soyutlaması uğruna mı yaşıyorsunuz? Siz de onu soyutlayacak mısınız? Daha çok kazanıp daha çok Pazar kahvaltısı etmek için mi yaşıyoruz? Neye dönüşmesine izin veriyoruz hayatın? En büyük korkunuz sokakta açlıktan ölmek mi? O sokaklar ki; bir zamanlar gezmeye, koşmaya doyamadığınız? Salıncak sırası beklediğiniz yeşil parklar nerede? Şimdi çoğunuz ve ben ve şimdi belki hepimiz, kredi kartları borçlarımızı ödemek dışında bir şey düşünemezken kendimize getiriliyoruz. Boğazımıza kadar çamura batmışken ve hayallerimiz iğne deliği kadar küçülmüşken uyandırılıyoruz. Ertesi gün hemen yeniden uyuşturuluyoruz ve Pazar sabahı sevgilimizin koynunda mutlu olup olmadığımızı düşünemeyecek kadar mutluyuz. Çırılçıplak bir sevinç doğuyor içimize “iş güç yok” diye düşünebildiğimiz her saniye. İçinde çırpındığımız boktan çıkıp, derin bir nefes alıyoruz. İşte o zaman sarılıp öpüyoruz önümüze gelen her kimse onun dudaklarını salya sümük… Bütün bu s.kilmiş hayatlarımızı önemliymiş gibi görmeye çalışırken ve yarım yamalak hatırladığımız anıları tek parça halinde tutmaya uğraşırken. Bize hayal dünyamıza ulaşmamız veya mutlu olma yollarımız zerre kadar öğretilmemişken ve her zaman yarıştayken. Şimdi sokaklardan korkuyoruz. O sokaklar ki; bir zamanlar evimiz gibi gördüğümüz, toprağının kokusuna doyamadığımız, çimenlerinde yuvarlanıp çiçeklerini kokladığımız… Gecesi ayrı, gündüzü ayrı cennetlerimiz. Para ile bulanmış neon ışıkları ve arkasını göremediğimiz boyalı sahtekârlıklardan öteye gidemiyor artık. Umutla baktığımız hayatlar, parlak sandığımız gelecekler, özneler, ben’ler. Benzemeye çalıştığımız artistler, inandığımız masallar ve tuttuğumuz takımlardaki futbolcular. Bizden ömürleri boyunca haberleri bile olmayacak bütün süslü hizmetçiler. Ve şu halimize bakın. Bizi köle özentisi insanlar haline getiren şeye bakın. Bütün mutlu çingeneler veya ölmüş Kızılderili ruhları adına bize bakın! Âşık olunmuş sevgilinin koynunda bir Pazar sabahı uyanmayı bekliyoruz. Çok sevdiğimiz karşı cins bizi bütün bunlardan kurtaracakmış gibi. Onu bulduğumuzda onunda aslında bizi beklediğini fark ediyoruz genellikle… Ama yine de iki kişiyle olacak gibi değil bu kurtarma işi. NEYE DÖNÜŞMESİNE İZİN VERİYORUZ HAYATIN??? Ailelerimize bakıyoruz, bizi sevdiklerinde ve bizim iyi olmamızı istediklerinde ne kadar haklı ve masum görünüyorlar. Cahilliklerini sevdirip nasıl da korkularını bize aşılıyorlar. Ailelerimize bakıyoruz, nasıl da her şeyden habersizler tıpkı bizim gibi. Evlenenlere, dünyalarını birleştirenlere, dünya evine girenlere ve hatta yeni birini bu dünyaya kazandıranlara bakıyoruz. Hangi zincirin hangi halkası olduğu umurunda olmayan insanların mutluluklarına özeniyoruz. Örnek alıyoruz, kötüyü veya iyiyi… Örnek alıyoruz önemli değil gerisi…
Daha çok kazanıyoruz birileri kaybederken, daha çok gülüyoruz birileri ağlarken ve daha çok mutluyuz bir başkasını istemeden üzdüğümüzde. Bir başkasının sevgilisi her zaman koynumuzda… Biz birbirimizin sıçtıklarını yemekten başka bir şey yapmıyoruz.
Sizce neye dönüşmesine izin veriyoruz hayatın?

28 ahkam var

Ben burada bu gece ölsem
Evinin hemen dibinde, çok yakınında…
Anlar mısın, görmeden ve duymadan
Sadece hisseder misin?
İlk öpüştüğümüz o gecede
Balkondan aşağı boşaldığım yerde
Koltuğu kapının arkasına dayadığımız salonu
Ve kullanılmış prezervatifi ortalık yerde unuttuğumuzu
Hatırlar mısın? Utanç ve aşk içinde gülümseyişimizi…
Tequila şişesi ve gece denizin dibi
Tatilde, beyinlerimiz pamuk şekeri gibiyken
Bira bardağının kenarında, pembe ruj lekesinde
Bacağındaki yara izinde
Ve seni bulabildiğim her boktan yerde
Parçalarını toplamış gibi oluyorum içime…
Ben burada şu anda ölsem
Bedeninde veya ruhunun herhangi bir yanında
Duyar mısın, hisseder misin?
“O öldü” der misin?
İçinden mırıldanmalarla…
İlk tanıştığımız günde
O kavrulan hecede, bulduğumda seni
Yanakların öpücük tarlalarıyken
Dudakların terk ederken beni
Göğüslerinde,
Uçlarında, okşayınca sertleşen
Ve bitmeyen, hiç bitmeyen
Ölümsüz tanrıçam olur musun benim?
Acı çeksem, sevinsem
Korku duysam, güvensem
Yeniden senin olsam, ya da hep seninsem
Beni sana tercih etsem
Ellerinde, tırnaklarının bittiği yerde
Son aldığın ojeyle
Hangi renkse,
Boyar mısın beni?
Ya da burada hemen ölsem
Yazarken ve okurken
Evinin hemen dibinde, çok yakınında
Anlar mısın, hiç düşünmeden
İçinden gizli fısıldamalarla
Sadece hisseder misin?

Beni…

40 ahkam var

Üzgün bir bakış ve ergenliğe giriş dönemini belli eden bir yüz ifadesine sahiptim.
Lise bire gidiyordum ve sınıftaki bütün kızlara âşıktım. Hepsinin ayrı bir güzelliği vardı ve hepsini herkesten kıskanıyordum. Hiçbir kızla kalem-silgi alış verişi dışında konuşmamıştım henüz. Duygularımı bilmelerini istememiştim ilk etapta. Sadece izliyordum. Bir de edebiyat öğretmenime âşıktım; içimden ona “hocam” demek gelmiyor, gördüğüm yerde dudaklarına yumulmak istiyordum. Kendim dışında bütün erkeklerden ve rekabetten nefret ediyor, dünyada bir erkek ben kalmak istiyordum. Böyle bir hayalim vardı ve dönüp dolaşıp bu hayali kuruyordum: Hayallerimde çok zehirli bir gaz bütün dünyada erkeklerin sonunu getirir ve ben o sırada bu gaza maruz kalmayacak tek yerde olurdum. O yer genellikle battaniyemin altı olurdu. Çok teferruata girmezdim düşlerimde, içerikti önemli olan. Hayallerimde üçüncü dünya savaşı çıkar ve benim dışımda bütün erkekler savaş katılır sonrada birbirilerini kimse kalmayacak şekilde öldürürlerdi. Askere gitmemiş olmak beni hayallerimde hiç rahatsız etmezdi, nasıl olsa herkes ölecekti. Ya erkek bebekler ne olacaktı hayalimde! Bunu düşünmek bile istemezdim çoğu zaman. Hayallerimde uzaylılar dünyayı işgal ederler ve bütün erkekleri götürüp onları test etmek isterler, ben o sırada tesadüf eseri atari salonunda tek başıma oyun oynamakta olduğum için beni göremezler ve uzaydan dünyaya tekrar dönmenin yolunu bulamazlardı. Street Fighter oyununda Dhalsım ile oyun bitirmenin sevinci daha büyük bir mutluluğa bırakırdı yerini. Hayallerimde bir manyak erkekleri kadına çevirebilen bir ilaç yapar ve ilk kendisi içtikten sonra bunu dünyanın bütün şehir sularına karıştırırdı. O gün herkesin musluktan su içeceği tutardı ve ben şans eseri yanıma pet şişeyle su almış olurdum. Asıl önemli olan tabi ki hayallerin aynı sonuca bağlanan ikinci kısmıydı. Kadınların koskoca dünyada üremek için başvuracakları tek kişi benim. Çok önemliyim ve bulunmaz Hint kumaşı gibiyim. İşte buydu hayalim, kadınların egemen olduğu bir dünyada tek erkek olduğum için egemenliğin bile üstündeyim ve ne desem yapılıyor. Bazı kadınlar dünyanın öbür ucundan benimle sevişmek için geliyorlar ve ben dünyanın başbakanı oluyorum. Bütün dünya tek bir dil konuşacak diye emir veriyorum ve bütün kadınları Türkçe öğrenmeye mecbur bırakıyorum. İstemeyen gelmesin kardeşim. Spermlerim çok değerli ve onları dikkatli kullanmak istiyorum. Kadınlara panik yapmamalarını öğütleyip ortalıkta dolaşıyorum ve kıskançlık kavgalarını izleyerek bundan zevk alıyorum. Hayallerimin ikinci kısmı gerçekten güzeldi, kadınlar arası futbol, boks, koşu ve yemek yapma yarışları düzenliyorum ve birincinin ödülü belli… Artık kadınların hiçbir sırrı yok, artık küçük oyunlar ve aptal yalanlara gerek yok. Dünya cennete döndü ve ben bu cennetin kralıyım. Artık yüzüme bakıp beni çirkin bulacak bir kadın yok, artık ihtiyaç duyulan benim ve kadınları elde etmek için çalışmama gerek yok. Yani sonuçta aşk ve güven dolu bir hayat benim gizli ütopyam olmuştu. Kapı açıldı ve sınıfça ayağa kalktık, edebiyat öğretmenimiz Tülay Hanım gelmişti sınıfa. O ince gözlüklerinin ardında gizlenen buğulu gözleriyle selamladı bizi. Beline kadar gelen saçları her adımında dalgalanıyor ve beni peşinden gitmeye zorluyordu. Peşinden gidemezdim sınıftaydık ve o güzel kalçaların gidip oturacağı yer öğretmen sandalyesiydi. Tülay’ım bir tanem, reçel kavanozum, papatyam, benden büyük ve benden yüce sevgilim. Benden “hocam” dememi nasıl beklersin sana? Tülay’ım ceylan gözlüm, ipek dokunuşlu ve sert tavırlısın yatakta, biliyorum. Binlerce kez hayal ettim seni koynumda. Tülay’ım şeftali ağacım, benden nasıl beklersin sana “hocam” dememi? Tuvaletlerden çıkamadığım, her teneffüs bahçedeki futbol maçını iptal ettiğim. Tülay’ım işte oturuyorsun yine hiç bakmadan gözlerime…

73 ahkam var
tuttum
4

Paket

“Bir çete kuralım” dedi arkadaşım, elindeki plastik topa bir tekme atıp burnundaki sarımsı sulu sümüğü “hrrk” diye içine çektikten sonra. Çete kuracaktık, planını anlattı ve işe koyulduk. Yan mahalleden Murat, geçen kavga ederken bize yardım eden Fırat, araba lastiklerinin havasını söndürüp kaçarken gözetlemecilik yapmış olan Turat ve tabi ki dişlek Serhat. “Bunlar kesin katılırlar oğlum!” dedi arkadaşım. İkna olmuştum planın devamını merak ediyordum. Her zaman sinirli, her zaman pancar rengi suratlı terzi Şefik amcanın dükkânının arka tarafındaki atılacak astar içlerini topladık. Onları dikip biçtik, siyah vatkalardan ve plastik parçalarından kendimize Zorro maskesi yapıp hepimiz siyah giyindik. Hepimiz farklı siyahları temsil ederek parkta buluştuk ve geleneksel yeminler uydurduk. Şişko Murat “maskeleri saklayın oğlum” dedi. “Hemen tanınmak istemeyiz öyle değil mi?” Az önce film izlemişti Murat. Az önce film izlemiş olmak marifetti aramızda. Dişlek Serhat maskesinin yüzüne tam gelmediğini söyleyip duruyordu. Turat ona “sen maskesiz çalış arka plan işlerini yap” diyene kadar ısrar etti. O lafı duyunca da “maske oluyor oğlum sadece biraz acıtıyor” dedi.

12 ahkam var

Mim Nehri

geri »

Arama

pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

etiket menüsü

kaynaklar

RSS Dosyası
pillikutu