Nihat Genç'e karşı özel bir sempatim olmadığı gibi
antipatim de yok. Nihat Genç'in yazılarını ve kitaplarını
da okudum diyemem.
Sadece birkaç kez TV programında izledim.
Nihat Genç saç sakal tıraşı olsun.
Nihat Genç, son günlerde ilginç eleştirileriyle gündemde.
Bir de Nihat Genç'i eleştirme akımı başladı.
Nihat Genç şöyledir, Nihat Genç böyledir...
Eleştiriler çoğunlukla Nihat Genç'in kişiliği ve eleştirilerinin
dikate almaya değer olup olmadığıyla ilgili.
Nihat Genç takım elbise giysin.
Nihat Genç'in eleştirilerini beğenmeyebilirsiniz.
Bununla birlikte,
Nihat Genç hakkındaki eleştirilerin niteliği ise maalesef üzüm yeme yerine bağcıyı dövme üslubunda.
Bizim buralarda bir deli var. Kimbilir ne yaşamışta aklını yitirmiş. Kim bilebilir ki?
Onunla hep otobüste karşılaşıyorum. Bir keresinde yanıma oturmuştu. Bir temizlik hastalığı var belli ki. Ayağında ayakkabıları yok ve ayaklarının altı simsiyah. Ayaklarının altını temizliyor hep elleriyle. Sonra parmaklarını otobüsün camına dokunduruyor, diğer elinin parmaklarıyla etrafında gezdiriyor. Bir şekil çiziyor, bilmiyorum ne.Gökyüzüne bakıyor camdan. Çizgifilmlerden çıkmış gibi.. Haline üzülmenin yanında aslında bu doğallığı ve ne yaptığını bilmemezliği hoşuma bile gidiyor. Onu izlemeden yapamıyorum. Sonra onun çaprazında ve oldukça uzağında oturan genç kadının yerinden huzursuz huzursuz kalkıp başka koltuğa oturuşunu izliyorum. Sanki 'e, baksana deli. Ne yapacağı belli olmaz,bitlidir mitlidir belki' diyen düşüncelerini gözlerinden okuyorum kadının. Sanki kendini haklı çıkarmak ister gibi gözlerimin içine bakıyor. Gülüyorum haline.. Biraz da acıyorum bizim zararsızdan korktuğu için..
Bizimkisi ise o sıralar küfür savuruyor camdan dışarı bakarken. Bir şeylere hep kızgın.. Hep dargın. Kimbilir canını ne yaktı ve bu duruma düştü. O küfrederken kızamıyorum bile çünkü toplumumun içinde okuyan-okumayan yüzlerce gencin sadece takımlarını desteklemek adına bile sokağın ortasında, halkın arasında ana avrat küfrettiklerini düşündüğüm zaman, bu kadınınki o kadar masum kalıyor ki.. Çünkü bilinçsizce yapıyor..
Böyle işte, ben bizim deliye sempati duyuyorum çünkü felaketin nereden geleceği belli olmaz diyor bana aklım hep.. Ya bir gün biz de o hale düşersek diyor...
Evet… Evet… Başlık sizi buraya çekti. Bakalım kimler var. Büyük aşk yaşamış olanlar, aşka inanmayanlar, inanıpta kimseyi sevilmeye değer bulmayanlar, sevip pişman olmuşlar, sevmeyi bekleyenler, iş işten geçmişler, gelgeç ilişkilerle idare etmeye çalışanlar, durmuş oturmuşlar, oturamamışlar, modası geçmişler, uslanmışlar, uslanmamışlar, duyuları körelmişler, duyuları körelmemişler, tövbekârlar, modası geçmişler, dağılmışlar, bileklerini jiletlemişler, değişik seçenekler arayanlar, boş vermişler… Herkes buradaymış desenize…
Değerli okurlar…
Az sonra aşağıda bütünüyle benim emeğim sonucu ortaya çıkmış bir yazı okuyacaksınız. Bu yazı bu bölümde çoğu yazının olduğu gibi bir takım insanların başına gelmiş bir takım olayları anlatıyor. Birini, bir başkasını, bu iki kişiden bağımsız ya da onlarla şu yâda bu biçimde ilintili bir üçüncü kişiyi. Bekli de tek görünüm altındaki iki kişiyi; ona yakın olanı ve bu üçüncü kişiyle anlaşılması zor bir ilişki içinde olan tek, iki yâda üç insanı konu ediliyor.
Biraz karışık kabul ediyorum. Ama bunlar zor durumdalardır bilirsiniz. Bunlarla özellikle şunu belirtmeme izin verin. Yazıdaki kişi ve olaylar hiç kimseyle uzaktan yâda yakından ilgili olmayıp baştan aşağı düzmece ve uydurmadır. Kimi dar görüşlü kişi yâda kişicikle, Yazıda yaşamsal izleklerin yer almış hatta ağır basmış olduğu savını ileri sürebilirler. Bunlar eleştirecek başka bir şey bulamamış olacaklardır benim için. Sorarım size bir yazı yaratırken insanların kendi yaşamlarından yararlanması neden bu kadar küçümsenir? Başkalarını anlatmak beceri olurken, kendi kendini anlatabilmek cesareti niye böylesine hor görülür? Bu hor görücülere şunu söylemek istiyorum.
Yazıktır arkadaşlar ön yargılı olmayalım.

Erkekler hem güzel sevişen bir kadın hem de, o kadının ilk’i olmak isterler. Böyle düşündüklerinden evlendiklerinde tatmin olamadıklarından aldatır ve mutluluğu dışarıda ararlar. E adamlar azıcık akıllı olun bunu takmayın. Hem artık diktirmek gibi bir şey de var ki ruhunuz duymaz.
