Hiçbir öykü bu denli derinlemesine yazılamazdı.
Dediğinde babası bir türlü olamamaktan yakınıyordu.
Çünkü tüm şarkılar türetilmişti.
Tüketilmek için besleniyordu.
Bir kırmızı için bir denli yankılık saltanatı gerekliydi vesselam.

Yiğitlerim…
Uyanın! Şafak söktü.
Şimdi varlığımızın bedelini ödeme vakti.
Sisli bir sabahtı. Tüm rüyaları geride bırakıp yola düştüğüm zaman. Uyanmıştı gözlerim. Ama aklım düşlerimdeydi. Herkes gibi…
Atlılar geçiyor önümden. Yüzleri kirli çocuklar izliyor bizi. Elleri koynunda analar. Zafer, zafer, zafer… diyor yürekler. Topal bir ite takılıyor gözlerim. Yumruğumu sıkıyorum ve göğe kaldırıyorum düşünmeden ama inanarak kapılacağım mutluluğa.

canistan adlı yarım kalmış romanını okudum yusuf atılganın. bir solukta hem de.
pınar kür'ün bir sürü kitabını okumuştum daha önce. asılacak kadın dışındakileri çok sevememiştim açıkçası. oysa yarın yarın ne kadar iyi. ne kadar güzel. teknik açıdan da. üstelik elinizden bırakamıyorsunuz. karakterler çok sağlam. anlatımı akıcı ve iyi, yazarın. bu roman yayımlandığında epey ses getirmiş. pınar kür'ün küçük oyuncu adlı bir romanı var. onu da okumak istiyorum.
bejan maturun tüm şiir kitaplarını okudum. tarif etmek zor, matur'un şiirini. güçlüler ama, bu kesin. doğayla çok içli dışlılar. kafiye kaygısı yok şairin. farklı uyaklar var şiirlerinde. dizelerin terslerinde, ortalarında (mesela birinci dizenin ilk sözcüğüyle, ikinci dizenin son sözcüğü arasında vb). neticede okunmalılar. farklı ve güzel, maturun şiirleri.
şimdi füruzan'ın kırkyedililer'ine başlayacağım. füruzan'ın öykülerini çok severim bakalım romanı nasıl...
geçen cumartesi delirdim. bütün birhan keskin kitaplarını aldım. iki saat sürdü tüm şiirlerini okumak. öyle iyi geldi ki. hatta pazar günü de "birhan keskin suskunluğu" başlıklı bir deneme yazdım. yayımlayabilirim inşallah.
kim bağışlayacak beni'yi, ba'yı, y'ol'u edinin okuyun. size de iyi gelecek. altın portakal şiir ödülünü aldı ya şair ba adlı kitabıyla, metis yayınları, sempozyumu kitaplaştırmış yayımlamış, dayanamadım onu da alıp okudum. birhan keskin şiiri ve ba, su gibi içtim resmen. zihninizi açıyor, bir şiiri esas nasıl okumanız gerektiğini öğreniyorsunuz..
betty blue'nun peşinden ayrıntı'nın yeraltı edebiyatı'na devam..bu kez eşiktekiler'e başladım. yine çok iyi. betty blue'nun bittiği yerin 5 sene sonrasından başlıyor, eşiktekiler.
buket uzuner'in karayel hüznü adında bir öykü kitabını da okuyorum bu arada, bitmek üzere.
bir kitaptan daha bahsedecektim, silindi gitti aklımdan..
sabah akşam bu kliple, bu şarkıyla yatıp kalkıyorum. radikal, yaptığım röportajı yayımlamadı, pek keyfim yok. betty blue bitti. fena çarpıldım aslına bakarsanız. ayrıntı'nın yeraltı edebiyatı hoşuma gitti, hatta bu yazardan da devam edilebilir. ama yine de türk edebiyatı! nezihe meriç'in yandırma'sı bitti. yazarın kendini belli ettiği metinleri çok sevemiyorum. yani okuduğumun gerçekliğini sulandıran; bunun bir kurgu, zihin ürünü olduğunu belli etmeseler keşke..haldun taner okuyorum şimdi: yalıda sabah. ne kadar sağlam, sade bir dil. bir öyküsünü arıyorum haldun taner'in, onu bulana kadar öykülerine devam edeceğim. daha tiyatro oyunları var sırada..şiir yazmak çok keyifli. daha başka şeyler de anlatacaktım ama tutamıyorum aklımda. sanırım not almalıyım..
kül öykü gazetesini çıktığı ilk sayısından beri takip ediyorum. ondördüncü sayısı çıkmış bile. bu kez alev alatlı ve akın başal röportajları süslüyor gazetenin kapağını. akın başal'ın ismini ilk kez duyuyorum.
bir de bu sayıda şöyle bir güzelliğe imza atmış, gazete. bir öykü kitabı belirleyip (bir önceki sayıdan), o kitap hakkında hem çok önemli yazarların hem de okurların görüşlerini yayımlamışlar. çok güzel bir fikir. bu sorgulamanın ilk talihlisi vicdan saatleri olmuş, abdullah ataşçı'nın..
ama bir durum daha var dikkatimi çeken, kül öykü gazetesi eskisi kadar çok genç öykücülere açmıyor kapılarını sanki. hep aynı isimlerin öyküleri yer alıyor adeta. ya da bana öyle geldi. kestirip atmamak lazım hemen. çünkü artık kül öykü gazetesinde bir editoryal ekip var titizlikle öyküleri ayıklayan. ki bu ekipte yavuz ekinci, beşir sevim gibi yetkin isimler yer alıyor.
sanırım en son peride celal'in mektup'unda kalmıştık. onun ardından aslı erdoğan-mucizevi mandarin'i okudum. çok sarmadı açıkçası. aslı erdoğan'ın ismini görünce büyük beklentilerle almıştım aslında. dili yine çok iyi, yazarın, haksızlık etmeyelim ama kırmızı pelerinli kentle mukayese bile edilemez bence. sanırım bir de kabuk adam'ı okuyacağım aslı erdoğan'ın, bakalım o nasıl..
sevim burak'ın hep ismini duyuyordum ama hiçbir kitabını okumamıştım daha önce..afrika dansı adlı öykü kitabını okudum yazarın.öyle ilginç bir üslubu var ki. hatta her öyküsünde bambaşka biçemler denemiş, yazar. sırf bu yönüyle bile okunmayı hak ediyor. yazar epey bir süre afrikada yaşamış, bunu kitabı okuyup bitirdikten sonra öğrendim ekşisözlükten..
şimdi de benim adım kırmızı(orhan pamuk)'ya başladım. epey geç kaldım. arkadaşlarım bu kitabı ilk çıktığı zamanlarda okuyup bitirmişlerdi..
orhan pamuk sayesinde türk edebiyatına olan ilgi artarak devam edecek. orhan pamuk sayesinde avrupalılar vs başka türk yazarlarla tanışacaklar...
çok kitap okumanın da kötü tarafları var. her kitabı beğenmez oluyorsunuz. hatta çoğunu. yarım bıraktığım, beklediğimi bulamadığım onlarca kitap. neyse güzel kitaplardan söz edeceğim gene. belki de kitapları insan yerine koymaya başladım, bilmiyorum.
peride celal'in mektup'unu bitirdim. birbirinden güzel dört öykü var bu kitapta. incelikle işlenmiş, usta işi öyküler hepsi. edebi açıdan, kurgu açısından, teknik olarak çok iyiler..kitaptaki öykülerden birkaç cümle alıntılamak istiyorum: