Soru: Genellikle takip ettiğiniz televizyon programları?
Cevap: Belgesel Film.

Belgesel Film (Documentary)
İnsan duygularının ön planda olmadığı, eğlenceden uzak, tarihsel, sosyal, bilimsel ya da gerçek olaylarla ve kurguya dayanmayan konularla ilgilenir. Gerçeğin kendisini iletir. Bu tür filmler, tamamıyla belgelere, gerçek insanlara, gerçek mekânlara ve gerçek olaylara dayanır. Belgesel filmin genel amacı; bildirmek, öğretmek, eğitmek, inandırmak ve coşturmaktır.
Bu terim, Fransızların kullandıkları “documentarie” kelimesinden alınmış ve ilk defa John Grierson tarafından, Robert Flaherty’nin 1926’da çektiği “Moana” adlı filmin eleştiri yazısında kullanılmıştır. Gerçeği, bir öykü çerçevesinde değil, gerçekliğinin kendi dramatiği ile aktarır. Lumiera’nın çektiği ilk gerçekçi filmler, bu türün ilkleri olarak görülebilir ancak, dünya genelinde modern anlamda belgesel sinema Robert Flarherty ile başlamıştır.

Belgesel filmin ilk örneği, Flarherty’nin 1922 yılında çektiği “Nanook of the North” (Kuzeyli Nanok) olarak kabul edilir. Ancak bu tür, sinema tarihine birdenbire ortaya çıkmamış, bir takım süreçlerden geçerek oluşmuştur. Bu yıllardan da öncesine dayanan teknik ve konu bakımından önemli gelişmeler kaydedilmiştir.

Bertolucci ilk yönetmenlik denemesini, 1961 yılında tanıştığı Pier Paolo Pasolini’ye ‘Accatone’ (Dilenci-1962) adlı filmin yönetiminde asistanlık yaparak gerçekleştirdi. Bu işten sonra 22 yaşındaki Bertolucci, yönetmen olmaya karar verdi ve üniversite tahsilini yarım bıraktı. Aynı yıl içinde tamamladığı ilk yapıtı, ‘La Commare Secca’ (Sıska Vaftiz Anası-1962) adlı filminde bir fahişenin öldürülmesi olayını anlatan Bertolucci; bu filmi amatör oyuncularla çekti.
Yönetmen, ikinci filmi ‘Prima Della Rivoluzione’ (Devrimden Önce-1963/64) ile eleştirmenlerin ilgi noktası oldu. Bununla beraber kendi çevresinden kurtulmayı başaramayan, orta sınıf bir gencin öyküsü seyirciler tarafından tutulmadı ve Bertolucci parasal sıkıntılarla karşı karşıya kaldı. Ünlü yönetmen, sinema çalışmalarına bu sebepten ötürü dört yıl ara verdi.
Faşizme karşı 1969-1970 yıllarında çevirdiği iki filmle Bertolucci, İtalyan faşizmini irdelemeye başladı. ‘La Strategia Del Ragno’ (Örümceğin Stratejisi-1969) adlı filmin konusu: Babasına bir faşizm kurbanı olduğunu ve siyasal geçmişinden dolayı öldüğünü düşünerek tapan bir oğul, onun bir hain olduğunu öğrenir. Bertolucci, burada ince ince hesaplanmış bir anlatım yöntemi kullanmıştır. Alberto Moravia’ nın romanından uyarlanan ‘II Confarmista’ (Konformist-1970) adlı filmi ile Bertolucci, kendi ifadesine göre “Faşizmi burjuvazinin bir hastalığı olarak” tarif eder.

Yılmaz Güney, yüzden fazla macera filminde oynadı. “Türk Sinemasının Çirkin Kralı” lakabı ile sevildi.
1966 yılında senaryosunu yazıp aynı zamanda oynadığı, Lütfi Akad’ın yönetiminde çekilen “Hudutların Kanunu” adlı filmi, Güney'in sinema kariyerinde dönüm noktası oldu. Film, büyük beğeni topladı.

Onun kaleminde insan malzemesi öyle bir şekil alır ve öyle bir teşhir edilir ki, öyküleri okurken tüm derinizi kaldırıp bizzat görmek istersiniz kendi içinizi. Öykülerinde, bir yanda üst üste yığılmış insan etlerinden oluşturulan tepeler savaşa tutuşturulur, diğer yanda yaydığı karanlıktan ötürü bugüne kadar gölgede bırakılan gecenin çocuklarına ya da ayın döllerine, gece ekspresiyle taşınır insanoğlu kurban olarak.
Çağdaş Azerbaycan yazarlarının ortak buluşma mekanı olan www.bizimki.org artık Türkce yayınlanmağa başladı. Hatırlatalım ki, sanal alemde ilk kez çağdaş Azerbaycan edebiyat yazarlarını Türkce okuma şansınız var. Derginin amacı Azerbaycan-Türkiye edebi ilişkilerine küçücük de olsa birer katkı niyetindedir. Dergiye www.tr.bizimki.org adresinden girerek "Bizimki" genc e-dergisinin Türkce bolümünü okuyarak yorumlarınızı ekleye bilirsiniz. Derginin sloganı her şey Azerbaycan-Türkiye edebi ilişkilerin gelişmesi için...
Önce Karanlık Sokak 1'i okumalısınız. Karakola ulaştıklarında, uzun süre bekledi. Kendisiyle birilerinin ilgilenmesini istiyordu o an. Ancak herkesin çok işi vardı. Karşısındaki orta yaşlı kadın yemek yiyordu, çok uzakta biri sürekli öksürmekle meşguldü, bir diğeri hiçbir şey yapmıyordu. Gözleri, kendisini buraya getiren polisleri aradı. Ancak bulamıyordu. Uzunca bir süre sonra, Annie'nin evinde, John'a kapıyı açan polis, Bay Wins, John'un yanında beliriverdi ve kendisini takip etmesini istediğini söyledi. Duvarlarında resim olmayan bir koridordan geçerek ufak ve çok sıcak bir odaya girdiler. John'un ilk dikkatini çeken, odadaki çalışmayan vantilatör oldu. Onun çalışmasından daha başka ne isteyebilirdi? Ama çalışmadı. John, vantilatörü çalıştırmak için izin istemeden, çalıştırdı. Kimse, bu harekete dikkat etmemişti.
John, vantilatörün yanındaki koltuğa oturmak isterdi, ama o koltuk boş değildi. Koltukta genç bir kadın polis oturuyordu. John onun yanındaki koltuğa oturdu. Ardından üzerindeki gömleği çıkardı ve koltuğunun arkasına attı. Üzerinde, Conquer yazan t-shirt'ü kalmıştı sadece. Karşısındaki masanın arkasındaki koltuğa ise Wins oturdu ve John'a bir kağıt uzattı. Ondan kağıdı doldurmasını istedi. John, istenileni yaptı ve kağıdı geri iade etti. Sonra Wins, John'a, "artık gidebilirsin" dedi.
John, sinirlenmişti. Bu kadar basit bir işlem için, saatlerce burada kalmıştı. Ancak ağzını açacak, laf söyleyecek hali yoktu. Bir an önce eve gitmek ve sabah evden çıkarken odasında unuttuğu sigarasını içmek istiyordu. Şimdi o paket yanında olsaydı, tüm paketi içebileceğini düşündü.