
RAKI: absurd masallardan ödünç alınmış bir öcü gibiydi yüzün.
uzun uzadıya ve uzaya savrulurken teyellenmiş hüznüm aşkla tarandı tarator ömrüm.
ŞARAP: ahşap bir masada maşrapayla içerken
içerledim aşka ve sana ve hayta aylak hayata...
boyuna posuna ve çocukluğumu dağıtan
o kaba postuluna...
kalbimdeki kırık ukde hep aşşaa...
CİN: ecinni bir buluta tutunurken çatlamış damarlarım,
lifleri lif lif lamelif alaturka ihtirasıma sırnaşırdın.
meyvelerin aftos piyosu cin'sel, tin'sel ve feri alınmış
bir can'sel yıpranmışlığındaydı cin ayetlere kazıdığım masum
cinayetlerim...
'Sokak karanlık ve yanımdan gülen insanlar geçiyor. Yüzlerini seçemesem de sesleri yetiyor. Mutlu bir çift.. 'Peki benim mutluluğum nerde?' diye iç geçiriyorum, kimse duymuyor..
O daracık, nefret ettiğin yokuştan çıkıyorum kimbilir kaçıncı kez. Üzerime doğru son hızla bir taksi geliyor, ezdi ezecek çekilmesem. Yerde ölü bir güvercin görüyorum. Bütün güzelliğiyle yatıyor. Biz de öldüğümüz anda bile güzel değilmiyiz, aynen öyle.. Eve gidip kendime hazırlayacağım içki kadehinin arzusuyla yanıp tutuşuyorum. Birazdan yanından geçeceğim arabanın içindeki sarışın yelloz bana kötü kötü bakıyor. Kimsenin yüzü asık olamaz mı, ağlayamaz mı? Neden bana öyle bakıyor?
Yol bitsin istemiyorum inan. Ne olacak ki yol bitince? Bu dar, pis kokulu yol bitti diye sevinmeyeceğim çünkü eski püskü evime varacağım sonunda. Hem yürürken insan huzurlu oluyor. Bir tek yürürken ve senin yanındayken bu huzuru buluyorum. Şimdiye dek gerçekleştirdiğim ve gerçekleştiremediğim tüm hayallerim geliyor aklıma yürürken. Gerçekleştiremediklerim daha fazla inan. Bu canımı sıkıyor biraz. Geçecektir diye teselli ediyorum kendimi. Başarırım bir gün. Hep umutluyumdur bilirsin. Ve inan apartmanın önüne geldim sayılır. Bildiğimiz o pis koku yayılıyor dışarı. Pis apartmanımın pis kokusu. Geldiğim gibi posta kutusundaki telefon faturasıyla karşılaşıyorum. Bakışıyoruz bir süre. Almasam diyorum, ödemesem, öylece kalsa, bende evde gebersem, çürüsem, kokumdan evi bassalar, sonra da götürüp bir güzel gömseler. Tabi olmuyor bunlar alıyorum faturayı. Hani şu senin yardım etmesen ödeyemeyeceğim faturam. O da diğerleri gibi çantayı boyluyor. Geldim,dairemin önündeyim. İnan buraya gelmeden önce sahile gidecektim biraz, turlayacaktım ama korktum nedense.. İnsanlardan, hemde bu saatte. 9'da. Sonuç? Muhteşem sarayımla başbaşayım. Hizmetkarlarım oradan oraya koşuşturuyorlar. O diyor 'ben hizmet edeceğim' o diyor 'ben'! 'Durun' diyorum, 'ben yemeğimi kendim' alırım. Ahh şu esprilerim.. Girer girmez votka koydum, en Rus'undan. Bakarsın yarıya indiririm bu gece, yarın da gerisini ,ohh mis..
Bilgisayarı açıyorum. Müziği açıyorum. Teoman 'gemiler' çalıyor. Dinle arka arkaya 50 kere,bak ne hale geliyorsun. Seni arayacaktım cepten ama aramadım. Sen merak et istedim beni. ETMEDİN. Arayıp eve vardığımı söylediğimde ruhsuz ve tadsızdın. Film izliyordun, bölmüştüm,sözlerin küfretmese de ses tonun bana küfrediyordu, biliyorum. Kapadım telefonu. Daha 40 dakika oldu,başım güzel dönüyor. Bak bir gün daha bitiyor. Şurda 2 saat sonra yatarım ben ya da sızarım. Çabuk geçiyor günler. Bak biri daha bitti. Keşke bitmese. Keşke 25 Eylül 2007 gelmese. Keşke ayrılığı tadacağıma bilincimi kaybetsem. Hiçbirşeyi ve sana olan aşkımı hatırlamasam. Kendimi bilmesem.Sorarak öğrensem, seni beğenmesem. Tipini, ruhunu,karakterini,gülüşünü,gözlerini beğenmesem. İnsan hep imkansızı ister, ah bu ben...
Senin yanından ayrılışım 1,5 saat olduysa evde de 1 saat geçirdiysem, bak bu, sensiz geçirdiğim 2,5 saatin özeti. Nasıl sıkıcı ve boğucu anlayamazsın. Sanki birlikte geçirdiğimiz güzel günlerin acısını çıkarıyor biri benden. Sanki birileri benden nefret etti, beddua etti ve mutsuz olmamı istiyor. Varsa öyle biri ve her kimse evet mutsuzum. Sensizlik damarlarımda, kan yok, alkolle besliyorum. Ve bu, daha yazacaklarımın başlangıcı' dedi kız romanı için aldığı deftere bakarken ve romanının ismini koymaya karar vermişken:
'Hayatın ÖZ'ü.....'
Başkalaşmanın kusursuz bir biçimde gerçekleşmesi ya da değişmeyen idelerin okült bir şekilde kabullenilmesi, bilinen ve bilinmeyenler arasındaki tercihlerin canlılarda derin izler bırakmasının anlaşılmadan kaybolması ve hiçbir çelişkinin benimsenmeden kabul edilmesi gerçeğini kabul etmek acı verici. Bu acının etkisi uzun, süreli ve zamansız olmayacak.
Sorgusuz hayatların manası yüksek ayrıntılarla dolu gözlemlerin sonucu olması ve evrensel gerçeğe yabancı gelişmesi suçlanamaz. Düşünenlenlerin; yaşamın anlamı ne sorusuna verdikleri cevaplar kısaldıkça sorunlar azalacak, sona yaklaşılacak. ve sonun daha fazla bekletilmesinin işe yarayamayacağı göremeyenlerin kendilerine ne kadar da saygılı olmaları gerçeği belirsizleşeçek. Bir tiran gibi başkalarına eziyet etmeleri ve sonucun amaç olması;
kendi özeleştirileriyle karşılaşmalarını engelleyemiyecek.
Kommix biraderimiz "tayt üstüne etek" garabetinden duyduğu huzursuzluğu belirtmişken, benim de popüler kültürün gündelik hayata olan yansımalarından bahsetmemem olmazdı!
gözlemim biraz daha "siyasi"... hatta "dini"...
bu garabetin temelinde de, öze vakıf olamayışın, şekilciliğin,
ezberlenmiş davranış kalıplarının yansımasını buluyoruz.
batıni manalara ulaşmaktan uzak oluş... ezbercilik... kalıpçılık... sorgulamama... atalet...
sıkmabaş hanımlardan bahsediyorum... ama bu sıkmabaş hanımların yüzdesel ağırlığı oldukça "modern" bir giyim kuşam tarzıyla salınmakta...
izafi bir modernlik bu elbette. daha doğrusu iki arada bir derede olma durumu... bu durum bana çok hüzün verir.
mini etek giyip de eline aldığı öte beriyle, oturduğu zaman sağını solunu kapatma uğraşıyla helak olanların hüznüne benzer...
Bir köyde yaşıyorlardı zamanla büyüyüp genişleyen.
Bir düzenleri vardı, çünkü kuralları vardı, sınırları içinde, basit.
Sınırları vardı aralarında ve etraflarında. Sınırlar iyiydi. Ve kuralları vardı, karmaşık görünen, ama basit.
Sınırları vardı içinde yaşadıkları, düşündükleri, hayaller kurdukları. Umut ettikleri.
Herkesin kendi sınırı vardı ve herkese ortak bir sınır, içinde yaşarlardı.
Kuralları vardı kendileri için. Ve kuralları vardı ortak. Çünkü bir düzenleri vardı. Hep vardı ve hep olacaktı.
Sınırları vardı aralarında, sınırlar gerekliydi, çünkü herkes kendi sınırları içinde yaşardı.
Sınırları vardı etraflarında ve hepsi o sınırın içinde yaşardı birlikte, ama ayrı. Çünkü herkesin ayrı sınırı vardı, sınır içinde.
Sınırlar birlikte çizilmişti özenle, etraflarına ve hepsinin etrafına.
Kuralları vardı sınırlar içinde.
Sınırların kuralları, kuralların sınırları vardı, düzen içinde.
Çünkü hayat böyleydi.
Kurallar koymuşlardı sınırlar içinde, zamanla ve gelişmişti kurallar kendi içinde.
Unutulmuştu bazı kuralların neden konduğu, zaman içinde, ama gerekliydi herhalde.
Sınırları vardı içinde yaşadıkları, sevdikleri, sevildikleri, paylaştıkları.
Kuralları vardı sınırlar içinde ve sınırların.
Paylaşmaktı esasında sınırlar, özgürlüğü, sevgiyi, umudu, hayalleri.
Ve ayırmaktı sınırlar, herkese ait olanı.
Sınırlar vardı sınırlar içinde, aşama aşama, derece derece.
Sahiplenmekti aslında sınırlar, belirlemekti neyin kime ait olduğunu ve ne kadarının.
Böyle olmuştu hep, sorgusuz, çünkü hayat böyleydi.
Bir sınır vardı bütün sınırları kapsayan ve herşey o sınırın içindeydi sınırlarla birlikte.
Kurallar vardı, artık kimsenin hatırlamadığı, nasıl konduğunu.
Böyle iyiydi, çünkü hayat böyleydi.
Kurallar iyiydi, kuralsız olmazdı, sınırlar içinde.
Sınırlar vardı herkesin bildiği, çünkü içinde yaşarlardı.
Pek azı merak etti sınırların ötesini, çünkü herşey zaten sınırların içindeydi, hayat buydu, bunu herkes bilirdi.
Sınırlar vardı tanımlı, tanım, tanım içinde.
Ben, vardı sınırlar içinde tanımlı, ben'le başlayan.
Ben'e göre yapıldı tüm tanımlar, ben için. Sınırlar vardı ben içinde, ben'le başlayan tanımlı.
Ben içinde sınırlar vardı, sınırlar içinde ben'ler.
Hayat böyleydi.
Sınırlar gerekliydi.
Sınırlar, paylaşmaktı, sahip olmaktı, yalnız kalabilmekti kalabalık içinde, var olmaktı.
Sınırlar ben içindi. Çünkü ben, var olmaktı, sevmek, kıskanmak, öfkeden deliye dönmek, anlamak, ağlamak, tiksinmek, alışmak, kanıksamak, acıkmak, doymak..
Sınırlar, bensiz olmazdı ve ben, sınırlar olmadan.
Sınırlar ölçüydü, ben bunu bilirdi.
Bunu herkes bilirdi.
Kurallar buna göreydi ve sınırlar.
Ben'ler vardı yan yana, aralarında ve etraflarında sınırlar.
Düzen içinde yaşarlardı, çünkü kuralları vardı.
Düzen içinde düzen vardı, çünkü kural içinde kural, sınır içinde sınır vardı.
Sınırlar tanımdı, hayatı özetleyen.
Ben bilirdi, herkes bilirdi, hayat böyleydi.
Bir köyde yaşarlardı sınırları belli, ordan ötesi önemli değildi.
Çünkü ordan öte birşey yoktu.
Hepsi buydu.
Bunu herkes bilirdi.
uykusuz kalmak, bilerek ve isteyerek. elekrolit dengesi, gözde kasılmalar, yarı halüsüle hal. karşımda sandalye, sarı saçlı, kırıtkan, biraz önce bana göz kırptı. tv'de buffy var. hani anti-vampir hatun. odunla ruh kovayan kız. bu kaçıncı sigara, bilmiyorum. sabaha kanserim, o kesin! tablada önemsiz yangınlar, küller. küller beni yutmak üzere. yanımda bir tepsi. üstünde reklamlar, nutella, cafi meyt süt tozu. süt yok. dolap çalışmıyor. çalışınca kriz geçiriyor, sonra geçirtiyor. özellikle durduğunda. depremle arasındaki tek fark dolap olması. geceleri fişini çekiyorum. rahat dursun diye. ama gene de titriyorum. nefesimi tutuyorum bilinçsiz. takılıyor sanki. bir an farkına varıyorum, beynim bana 'oksijen lazım' diye bağırdığında. beynim zavallı. ruhum ve bedenim; farklı fabrikalarda üretilmiş, soketler uymuyor. ruhum yaşamak istiyor, titreyerek, inleye inleye, vücudum yakuza, gözleri karşıda, bakışları donuk, dingin zazen duruşuyla ölüp gitmek istiyor. sanki böyle oluyor. ama dünyada sponge bob varken buradan gidilmez. yazıktır.
Neden ise sürekli anlaşamadığımız bir durum var ortada ;
"Arkadaşlar lütfen özümüze dönelim artık" diyeceğim ama bunun arkasından da hemen gene ırkçı ithamları yağmaya başlayacak . :))
Ama unuttuğunuz bazı şeyler var , lütfen bir hatırlayın ;
Bizim kültürümüz de birlik ve beraberlik var ,
Bizim kültürümüz de anlayış ve hoşgörü var ,
Bizim kültürümüz de her türlü zorluğa karşı tek vücud tek beden olmak var ,
Bizim kültürümüz de Düşünmek var , öğrenmek var , bilmek var ,
Bizim kültürümüzde bakmak yok görmek var ,