Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan 3ayak.org'da: "adobe dng iso belgesi alıyor"

Ön Sayfa yazılarını, çok tutulan yazıları ya da tüm yazıları gösterebiliriz

Etiket:

özgün hikayeler hakkındaki yazılar:

savaşçı cengaver süvari atlı yiğit kahraman savaşan akıncı Hun Savaşçı türk türkler

Yiğitlerim…
Uyanın! Şafak söktü.
Şimdi varlığımızın bedelini ödeme vakti.

Sisli bir sabahtı. Tüm rüyaları geride bırakıp yola düştüğüm zaman. Uyanmıştı gözlerim. Ama aklım düşlerimdeydi. Herkes gibi…

Atlılar geçiyor önümden. Yüzleri kirli çocuklar izliyor bizi. Elleri koynunda analar. Zafer, zafer, zafer… diyor yürekler. Topal bir ite takılıyor gözlerim. Yumruğumu sıkıyorum ve göğe kaldırıyorum düşünmeden ama inanarak kapılacağım mutluluğa.

4 ahkam var
hands

—Anlatacak bir şeyim yok. Her şeyi biliyorsunuz.

—Neyi mesela?

—Ne bileyim her şeyimi. Kimden kaçtığımı, nerelere sığındığımı, kimlere ihanet ettiğimi...

—Peki, sence neden buradasın?

—Onu da siz bilirsiniz. Ben bilmem.

(…)

—Devam edebilecek misin? İstersen biraz dinlen sonra anlatırsın olup biteni.

—Yoo, iyiyim. Ben çaylağın tekiydim aslında. Ama O, çok şey biliyordu. Öbür yandan onun en yakınında yer alan kişi de bendim. Bu yüzden ikimizi aynı hücreye tıktılar. Günlerce hiçbir şey konuşmadık onunla. Sadece sustuk. Merak dahi etmedim olacakları. Sadece kitaplarımı düşündüm. Okuyamadığım kitapları.

18 ahkam var
\

Ağır sidik kokusunu artık hissetmiyorum. Hatta nasıl olduğunu bile unuttum. Buraya geleli kaç saat oldu bilmiyorum. Karanlığın koynuna kafamı uzatmış bekliyorum.

Şu şafak bir sökse de görebilsem nerde olduğumu. İniltiler duyuyorum dört bir yandan gelen. İnsan türü böyle sesler çıkarabilir mi? Ama onlar insan. Buna eminim. Çünkü gelirken biri seslenmişti; “Ölüm nerdesin?”

Soğuk koridora tavandan su damlıyor olmalı. Şıp, şıp, şıp… Beynimi kemiriyor bu sesler. Dam akıyor be! Lağım mı? Hareket edemiyorum. O kadar karanlık ki… Hemen yanımda büyük bir çukur olabilir ya da zehirli bir yılan. Yerimden kıpırdayamam. Yılan mı? Gülüyorum… Onlar güneşli tarlalarda fare peşindedirler. Ne işleri var bu lanet yerde.

9 ahkam var
güneşin şehrime doğuşu
güneşin şehrime doğuşu

Mutsuzluğun dibine vurduğum o sabah keşfetmiştim bu yöntemi. Bir oyundu bu. Oyuncusu sadece bir kişi olan garip bir oyun. “Zaten hayat bir oyun değil mi!” diyerek iyice benimsedim bu oyunu.

O sabah… Gözümün uykusuzluktan ve öfkeden kan çanağına döndüğü, tüm umutlarımın elimden kayıp gittiği o sabah oldu her şey. Güneş doğuyordu berbat odama ve bu iğrenç şehre. Pencereden izliyordum güneşin doğuşunu. Hatırlayabildiğim her şeye küfürler savurmaya çalışıyordu dudaklarım. Tükenmişlik hissi ve ümitsizlik ruhuma ızdırap veriyordu. Yaşamaktan korkar hale gelmiş ve akıl hastanesinde yatması kaçınılmaz görülen zavallı bir yaratık oluvermiştim.

0 ahkam var
\

Kara tahtalı, kara döşemeli tek bir sınıftan ibaretti tüm okulum. İçine bir kerenin dışında hiç girmediğim daha doğrusu giremediğim o garip tuvaletini saymıyorum tabii. Üst ceplerinden çıkardıkları beyaz mendillerinin üstüne ellerini koyup, tırnaklarını her sabah gösteren 60 kara önlüklü çocuktan biriydim sadece. Birleştirilmiş sınıfımın tahta döşemelerindeki deliklere düşmüş kokulu silgileri, her iki uçtan açılmış küçücük kalemleri arayacak kadar küçüktü ellerim.

O gün korkuyla girmiştim sınıfa. Kızamık yüzünden bir haftadır okula gelmemiştim çünkü. Öğretmene ne diyecektim şimdi? İnanır mı bana? Ya döverse? İçeri girdim ve üç arkadaşla paylaştığımız sırama oturup o anı beklemeye koyuldum.

21 ahkam var
\

Hele gözlerin çocuk beynime öyle kazınmış ki… Aradan on yıllar geçmiş ama bak hâlâ aklımdasın. Sen benim çocukluğumdun. Sen benim sabahın köründe yediğim kuru ekmeğimdeki kaymağımdın. İlk kaybedişimdin. İlk ayrılığımdın. İlk acımdın. Nazlımdın sen benim. Nazlım…

İlk görüşte sevmişti küçücük yüreğim seni. Diğerlerinden farklıydın. Teninin rengi farklıydı. Bakışların farklıydı. Ağırbaşlıydın. Gözlerinle konuşmaya başlamıştın benimle. Sen de anlamıştın benim seni sevdiğimi. Hiç kızmadın bana. Onca yanlışıma rağmen hiç kırmadın beni.

1 ahkam var
şarkı da söylemez martılar
şarkı da söylemez martılar


İki insanoğlu işlerinden çıkmış, sahil boyunca yürüyerek onları bekleyen yuvalarına doğru ilerlemektedir. Uzun bir sessizlikten sonra orta yaşta, iri yarı olanı başını aniden kaldırır ve sıska vücutlu, seyrek saçlı arkadaşına bakar. Sonra büyük bir sır veriyormuşçasına konuşmaya başlar:

- Martılar çığlık atmazlar, şarkı da söylemezler, Nuri!

- Haklısın abi. Hayvan işte, kendince konuşur o kadar.

- Ama onca şiir, onca şarkı hep martıların çığlığından bahseder. Yalan işte! Hepsi yalan bunların. Etrafımız yalanlarla çevrili. Sabah akşam bu yalanlarla oyalanıyoruz. İtiraz etmek aklımıza dahi gelmiyor.

5 ahkam var

Mim Nehri

geri »

Arama

Merhaba

hafif.org enteresan şeyler araştırıp, birbirimizle paylaştığımız bir topluluk blogudur. Aynı zamanda gelirini yazarları ile paylaşan pillinetwork'ün bir parçasıdır. isterseniz siz de katılabilirsiniz.
pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

etiket menüsü

kaynaklar

RSS Dosyası
pillikutu