
Çırpınır durur içime akıttıklarım. Hâlâ bekliyorum. Bir gün gelecek ve bu tutsaklığım bitecek. Özgür olacağım. Tıpkı “şeyler” gibi… Hımmm… Şeyler gibi canım. Özgürlüğü doyasıya yaşayabilen ne vardı ya…? Çıldırtmayın adamı!
(…)
Adımlarımla yoruyorum yolları. Sağımdan solumdan insanlar geçiyor. Soluk yüzlüler, çirkin suratlılar, tedirgin gözlüler, aylak bakışlılar, kahkaha atanlar, ömür törpüleri… İçlerinden birini yolundan çevirip özgürlüğü sorsam, diyorum. Gülüp geçiyorum. Sonra gülüp geçtiğim için uyumadan önce kendime kızacağımı hatırlıyorum. Yürümeye devam ediyorum. Adımlarımla tutsaklığımı aşmayı deniyorum. Hiçbir işe yaramayacağını bile bile. Hiçbir işe yaramayacağını bile bile bir şeyler yapmak bazen haz verir insana. Kendini aldatma zevki. Buyur burdan yak!
Stratejik polita terimi bu güne kadar sanırım kullanılmadı ancak yazımı okuduğunuzda aslında ne kadar önemli olduğunu göreceksiniz ve bu konuda haber portalımda da bir forum açarak bu konuda aynı görüşte olan kişiler ile bilgi paylaşımı yapmayı hedefliyorum.
Stratejik Politika veya Siyaset, hür ve tarafsız bir siyasi görüşü ön görmektedir. Günümüzde inanıyorum ki bu düşünceye sahip bir çok kişi mevcut. Tarafsız siyasi görüş ile ülke yönetiminin daha iyi olabilmesi için alternatif yaratmaktır. Örneğin; mevcut yönetimdeki bir hükumeti ele alırsak, bu hükumet çalışmalarını olması gerektiği gibi yapsada bazı noktalarda bu çalışmaların denetime ihtiyacı olması gerekmektedir. Şimdi bir çok kişi diyor ki zaten muhalefet var bu konuyu yöneten ancak bu noktada Stratejik politika devreye giriyor. Amaç en iyi ve en uygun muhalefeti seçmektir. Yani denetleyen kurumu tarafsız bir görüşün seçmesi anlamına geliyor. Çünkü bu oluşum çoğunluk değil ama etkili bir azınlık olarak yer alacaktır.
Ben 24 yaşında Atatürkçü Türk vatandaşı genç bir bireyim.Bu ülkede benimde soru sorma hakkım olduğunu düşünüyorum.Birileri bana cevap vermeli,beni aydınlatmalı bana Atamızdan yadigar kalan Cumhuriyetimiz nasıl yozlaştığını.Laikliğin sadece kitaplarda kalmadığını duymak istiyorum. Laiklik - en genel tanımı ile - din ile devlet işlerinin ayrılmasıdır. Toplum ve devlet yaşamının akla ve bilime dayatılmasıdır. Toplumun "din" adına ve binlerce yıl önce konmuş, o günün sorunlarına çözüm getiren kurallara göre yönetilme zorunluluğunun kaldırılmasıdır. "Aklın iman karşısında özgürleştirilmesidir". Laiklik toplum düzeni, bütün din ve inançtan insanların, eşit koşullarla aynı kurallara uymak durumunda bulundukları, hiç kimseye dinsel ayrıcalık ve üstünlük tanımayan bir toplum düzeni olduğunu.Laiklğin korkulacak bir tarafı olmadığını bilmeliyiz.Ben böyle yetiştirildim.O zaman medyanın yapamadığını bizler Türkiye Cumhuriyetinde yaşayan, benimseyen herkes Laikliğe sahip çıkmalıyız.
Babamın iş için gitmek zorunda oluşuyla mecbur kalmıştım Amsterdam'ı ziyarete.Oldukça hoş bir şehir izlenimi bıraktı bende.Gerçekten de farklı bir büyüsü var Amsterdam'ın.
Kaldığımız şehirden üç saatlik bir yol arabayla.Sınırlardan ilk içeri girişimde yoldaki tabelalar dikkatimi çekti.Ilginç bir dil Flemenkçe yegane izlenimlerime göre.Bir kelimesi Almanca'ya benziyorsa,diğer kelimesi mutlaka ingilizce veya ingilizce ve almanca sentezinden oluşan cümleler...Şehrin ilk kurulduğu yıllar da,arabalar ortalıkta cirit atmadığı için park alanları oldukça sınırlı...Ve herkes bisiklet kullanıyor,arabaların cok fazla kullanıldığı bir yer değil yani..Hemen belirteyim;sonradan edindiğim bilgilere göre şehirde bir buçuk milyon insan ikamet etmekteymiş ve bisiklet kullanıcılarının sayısınında 600.000'i bulduğunu söylemekte fayda var sanırım.Her yıl on beş milyon turist ağırlayan kentte 1281 adet köprü ve 165 tane de kanal bulunmakta... İsteyen bu kanallarda tekneyle gezintiye çıkabiliyor.Antika mağazaları,bol miktarda peynirciler(Hollanda'nın peynirleri çok lezzetli ve meşhurdur.),cafeler ve ünlü markalar...
Hollanda'da herkes çok iyi derecede ingilizce konuşabiliyor.Bu yüzden gitmek isteyenler sorun yaşamayacaklardır.Şehirde turistlerin en cok ilgisini uyandıran bölgede Redlight ismini verdikleri yermiş..Buradaki evlerin camları çok geniş ve her camda mayolu bikinili telefonla görüşen bayanlar var.Böylece müşteriler arzu ettiklerini camdan seçebiliyorlarmış.Çok mide bulandırıcı bir yöntem olsa da, Amsterdam'a hoşgörü ve özgürlük ülkesi demişler bir kere.Bu evlere "Redlight" demelerinin sebebi önlerinde kırmızı ışıkların bulunması.Ayrıca ;şehirde uyuşturucunun serbest olması ve cafelerde uyuşturuculu kekler bulunması da Hollanda için " Özgürlükler Ülkesi" tanımını haklı çıkarıyor.

Karşı cinsten kaç tane adaşımız var acaba? Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü'nün istatistikleri bu konuda oldukça güçlü veriler sunuyor. Şöyle ki;
Adı YÜKSEL olan erkek sayısı:79783
Adı YÜKSEL olan kadın sayısı:98938
Adı HİDAYET olan erkek sayısı:31551
Adı HİDAYET olan kadın sayısı:30815
Adı KAMURAN olan erkek sayısı:10340
Adı KAMURAN olan kadın sayısı:13125
Adı YAŞAR olan erkek sayısı:244556
Adı YAŞAR olan kadın sayısı:52108
Uyandım. Daha bir özgürdüm bu sabah. Benim değildi bugün, belki başkaların da. Nasıl desem, bu sabaha kadar binlerce parçaya bölünmüş düşüncelerim bozgun sonrası yenik bir ordunun askerleri gibi komutanlarına –yani benliğime- isyan ediyor ve geçmişimde bedelini ödemeyi göze alamadığım her kare arka arkaya sıralanıp tanıdık bir filmin -yani hayatımın- bütün trajedisini ve sefaletini intikam alırcasına önüme seriyordu… bu dehşet verici bir durumdu. Ben kahramanı olduğum filmin senaryosunu yazarken bunu hiç mi hiç düşünmemiştim...
Öyle ya görünüşte hayat tepe taklak yuvarlanıyor, kahraman yaşıyor, dostluklar kuruyor, insanlarla geçiniyor yada geçinemiyor, kadınlar tanıyor, aşık oluyor, tanımadığı kadınlara aşık oluyor, tanımadığı kadınları unutuyor, kadınları tanımadığını unutuyor. Birinde mutlu oluyor. Bütün bunlar olurken yemek yiyor, yemek için çalışıyor, çalışmak için çalışıyor, çalışmamak için çalışıyor. Meslek sahibi oluyor, ev sahibi oluyor, çocuk sahibi oluyor, sahip oluyor, sahip olmazsa sahibi oluyor, sahibi olmazsa sahipliğe karşı oluyor, biri olmazsa öbürü oluyor, o da olmazsa her şeye karşı oluyor. Duyarlılık içinde, uyarlılık içinde, kararlılık içinde, tutarlılık içinde, -lık, -lık, -lık, içinde ve her şey birbirinin içinde, hayat tepe taklak kör bir noktaya yuvarlanıp gidiyor... kısacası her şey kelime manası dışında hiçbir kişiliği olmayan bütünsel bir boşlukta birbirine karışıyor ve hepsi aynı noktaya yönelmiş oklar gibi aynı delikten yukarı doğru fışkırıyorlardı. Kendime "yaşadığın bir tek şeyin ama bir tek şeyin arkasında kaya gibi durabilir misin?" diye sordum, görünüşte her şeyin arkasında durabilirmişim gibi geliyorken beynimde fırtınalar koparan o soruyla uyandım... "Hayır!" diye bağırdım "sen hiç başka film seyretmedin ki..."