Ne zormuş saygı kelimesinin anlamını kavrayabilmek. Kavradığın anda güzel herşeyin geçmişte kaldığını fark etmek ise en kötüsü. Saygı sevgiden önce gelir derlerdi hep, inandım buna ben artık. Çünkü saygıyı yitiren insanlar sevgilerini de yitiriyorlar. Birini severken ona aynı zamanda bazı konularda saygısızlık yapıyor olmak, isteklerini umursamıyor olmak ya da sana ters geldiği için yapmamak ne kadar tutarsızca bir hareket dimi? Bunun sebepleri var aslında. Karşımızdaki her ne yaparsak yapalım kabullenir zannediyoruz, nazımız geçiyor, taframız geçiyor sanıyoruz. O yapma dedikçe yapıyoruz çünkü biliyoruz ki bizi terk etmez, gitmez, kaçmaz. Yalan. Bunu sadece aileler yapmıyor. Anne ve baba. Sadece onlar terk etmıyor bizi. Ama onların dışındaki kişilere karşı daha dikkatli olmalıyız. Olmalıydık. Olmalıydım...Peki hatalarımdan şu saniye ders almış biriysem ben herşeyi geri getirebilirmiyim? Doktorun da dediği gibi 'geçmişi birbirinizin yüzüne asla vurmayın' sözünü gerçek kılabilirmiyiz? Yeni bir sayfa açmak kısmını başaramazmıyız? Ben yine de inanıyorum. Öyle bir ben doğarki benim içimden yapılan hataları unutturabilirim. Ben buna inanıyorum. Kardeşime karşı kaybettiğim saygıyı geri kazanmam biraz zaman almıştı ama olmuştu. Yani birine yeniden saygı duyabiliyor olmanın gerçekçiliğini biliyorum ben. Neden bana karşı da duyulmasın...?
İnsanların özgürlüklerini kısıtlamaya çalışmak böyle kötü sonuçlar doğurabiliyor ve siz o zaman işte daha fazla hata yapma lüksünüzün kalmadığını anlayabiliyorsunuz.
Herşeyin iyi olacağına inanmak istiyorum...

Utanmadı; demokrasi havarisi geçinenler. El kaldırdılar, güller dalından kırılsın diye... 6 Mayıs 1972, üç fidan yok edildi. Tabii 12 Eylül 1980'de de bir orman yok edildi... İnanıyorum, yeniden yeşeriyor, yeşerecek daha gür , daha büyük orman. Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan bereket ektiler toprağa, binlerce isimsizlerle beraber...
Yakalandılar Sivas Gemerek'te verilmiş ferman Dalgalandı kabardı deniz, göklere kükredi aslan Darağacındaki ipi kravat gibi taktı boynuna inan Ne kaçtılar, ne de korktular vatan için darağacında üç fidan Suçları;İşçileri desteklemek... Öğrenci haklarını savunmak... Devletin bakanını protesto etmek... ABD elçisini protesto etmek... Üniversitenin polise teslim edilip kapatılmasına karşı çıkmak... Banka soymak... 6. Filoyu protesto etmek...

Özgürlük heykeli Amerikanın Newyork şehrinde 1886 yılından beri özgürlüğün simgesi olarak kabul edilmiş anıtsal heykel ve gözlem kulesidir. Bu heykel Fransa tarafından ABD ye kuruluşunun 100. yılı olarak hediye edilmiştir. Heykelin Sol elinde bulunduğu tablette 4 temmuz 1776 tarihi (Bağımsızlık Bildirgesi'nin tarihi) yazılıdır. Sağ elinde ise bir meşale bulunmaktadır. 46 m yüksekliği bulunan heykel, kaidesi ile 93 m'dir.
bir gün anneler günü olmamalı bunu çok iyi biliyorum fakat ben sana çiçekler yerıne varlığı, sevgiler yerine de hep hüzünlerimi verdim ama sen yine olmaz demedim.İşsizliğin furyasında bir dilim ekmeğini bana verdin,kendin insan olduğunu unutup benim için hayaller kurdun...ben de anneyim senin kadar olmasa da ben de hayallere sahibim gerçekleşmese de ....
benim oğullarım, senin torunların,senin torunların benim anneliğim.farkındalık yaratacaktım sözde;sen den iyi anne olacaktım.ama görüyorum ki hala ben büyüğüm diyorum...ama sen ben den de büyüksün anne ...
ekmek uğruna,yaşam,uğruna,benim uğruma heba ettiğin hayatın sana ve bize var olduğumuz,var olduğun sürece ;güzelliklerı ve hakkettiğin mutluluklar getirmesi dileğiyle..........evladın
Sen en son ne zaman gri bulutlara doğru hevesle kanat çırpan bir martıyı seyrettin? Denizin dalgasına kapılmadan ama onsuz da olamadan yaşayabildiğini farkettin? Ben çok uzun süredir o martıyım...