Sen ki şiirsin
Yalanın ölümü
Yenidoğan bebek
Yetmişinde bilge
Tanığı akıp giden zamanın
Sen ki şiirsin umutsun
Sen ki şiirsin
Genç kız gülüşü
Çocuk sevinci
Delikanlı Kıvancı
Yaydan çıkmış ok
Ekmeği kavrayan el
Sen ki şiirsin umutsun
Sen ki şiirsin
Bir dost selamı
Ağaçta yaprak
Havada bulut
Toprakta tohum
Ocakta aş
Gurbette memleket türküsü
Sen ki şiirsin umutsun
Dünyanın bir ucundaki bir adamı sewmek ….
Ne de kolay söyleniyor’ di mi?
‘Dünyanın bir ucundaki bir adamı sewmek’…
Ama eğer bir ucunda sen varsan,eğer sensen özleyen ,eğer kokusunu duyuyorsan onca mesafeye rağmen,tadını arıyorsan hala …
İşte o zaman hiç de kolay değildir ‘dünyanın bir ucundaki bir adamı sevmek’..
Duyularındır duygulardan önce aşkı aşk yapan..
Dokunmaktır,duymaktır, Koklamaktır içine çekerek,
Bakmaktır gözlerine doya doya….

Babam vefat ettiğinde çift kişilik mezar alındı. Birisine babam konuldu diğeri boş.
Anne bu boş mezar sana mı alındı.(annecim ters ters bakmaya başlayınca)
Annecim yanlış anlama Allah geçinden versin, seni başımızdan eksik etmesin ama eninde sonunda gideceğimiz yer orası kızma bana.
Tamam, kızım kızmadım haklısın ama ben burada gömülmek istiyorum.
Anne o zaman o mezar benim olabilir mi?
Annecim şaşkın, kızgın ve de öfkeyle, şaşırdın galiba sen neler diyorsun beni üzüntüden kahretmek mi istiyorsun. Henüz bu yaşında ölümü düşünmek niye, dur bakalım önce biz sıramızı savalım dedi.(ölümler sırayla olsa keşke)
Babamın mezarı kıraç bir yerde ağaç ve yeşillik yok, ama yine de ben babamın yanını istiyorum.
Yıllar sonra bir gün rastlarsan bana
Bakma ağaran saçlarıma ufukta, renk
değiştiren gözlerime ve yıllar sonra bir gün
rastlarsam sana, evinin balkonun da yanın da bebeğine
bak yavrum feleğin lanet ettiği insanlardan biri de bu de
serseriy di de ayyaş tı de ama sakın ha ! sevme di deme...!
Oda senin gibi tüm sevenlerden nefret etmesin.
İstikbalim için attığım altıncı adımı beşinci adımdan gelecek kuvvete ve kudrete lanet olsun. Paramıdır insanların miktarı ve nazarı, her yerde kurulmuş bir orospu pazarı, biz de olduk bu alemin okur ve yazarı ....
Sosyete kim biz kim BeLALIM...
Keşke zamanı durdurabilseydik
Geriye dönebilseydik keşke
Büyüklerimiz nefret yerine sevgi aşılayabilselerdi bize
Keşke
VE biz de bu kadar esiri olmasaydık gururumuzun
Keşke hiçbir şey yaşanmamış
Kalpler hiç kırılmamış olsaydı
Keşke
Kimbilir bayramlar bu kadar yavan
Düğünler bu kadar sessiz
Ölümler bu kadar acı verici olmazdı
Yanımda olsaydınız
Yanınızda olabilseydim
Keşke
Keşke karşımda kadehi kaldıran
Hayalin değil sen olsaydın
Keşke canım acımasaydı
İçim yanmasaydı
Her hatırladığımda
Ah keşke
Çocukluğum, baykuşların ağaç kavuğundaki düzenlerini insafsızca bozmaktan keyif aldığım Polonezköy de geçti. Herşey, kafalarının yarısını kaplayan gözlerini, sonuna kadar açıp bana bakan şaşkın ifadelerini, görmek içindi..Hala gözlerini gereğinden fazla açarak konuşan insanları gördüğümde, baykuşları hatırlarım.
Polonezköy ün derinliklerine indiğinizde her yeri ağaçlarla kaplı sihirli bir masal ülkesinde hissedersiniz kendinizi..Eğer, sonbahara rastlarsanız ve bir gecenizi bu ağaçların altında geçirirseniz ertesi sabah, kahverengi yapraklardan oluşan kalın bir yorgan bulursunuz üzerinizde.. .
sana belki çok uzaktan belkide çok yakından ne anlami var, sesleniorum sana. dunyanın öbür ucunda yada burnumun dibinde olman ne farkeder, kim oldugunu bilmedikten sonra. bayram öncesi gecenin bi yarısı, köyde bi dağın basındayım. kulağımın biriyle etrafı dinliorum; sessizliği bıçak gibi delen havlamalar, dikkatli dinlersen derenin sesi ve meltem. diğer kulağımdan ferhat tunc sesleniyor sana vurgunum hasretine.
daha nelerine vurgunum bir bilsen, daha ne düşler kuracağım bizim için. ama sen lazımsın önce. tek tarflı aşklarda bile muhatap var. nerdesin ey sevgili. 22 koca yıl geçti. sen sandıklarım oldu, yanlışlar yaptım, sutten cıktım demiyorum, ama artık beklemenin tadı kalmadı. ve bundan cok sonra gelirsen sanki doğru insan olacağından kusku duyacakmısım gibi geliyor gel ey sevgili nerdesin. neyi bekliyorsun beni bulmak için. sıkılmadınmı beklemekten sende. istemiyormusun sevilmek, gel ey sevgili....

Bir Alman arkadasimin dinini mükemmellestirisi...
Kendisi bir siyasi Partinin bölge yöneticisi olmasi hasebi ile, gazeteciler gelmis ona soruyorlar:
- Siz dininizi mi degistirdiniz..?
- Hayir dinimi mükemmellestirdim...
Bu cevap beni cok etkilemisti ve sordum:
- Gazetecilere neden böyle bir cevap verdin..?
- Dogruyu söyledim. Deyip devamla sunu anlatiyordu:
- Bütün semavi dinleri arastirdim, ve sonunda sunu gördüm, islam dini ayri bir din degil, hanif dinlerin sonuncusu ve mükemmellestirilmis hali, onun icin böyle dedim...
Orak adasına gidesim Löngöz’de ölesim var gece gece… Gerçi Löngöz’e uzun zamandır Azrail uğramıyor diyorlar ama olsun orada yaşayıp-ölesim, oraya gömülesim var. Cırcır böceklerine “susun uleeeyyynn” diye bağırıp, susmadıkları için kendimi onlardan da küçük göresim, diyaframıma lanet edesim var. Ali dayının herkesi bayıltan şarabından içip inatla bayılmayasım var. Gecenin bir vakti yalınayak dolaşıp “yaban” olasım, avaz avaz “yıldızların altında” adlı eseri makamına uygun söyleyesim var… Kahvaltıdan sonra çilingir sofrası hazırlayıp adam gibi-o’nun gibi içesim, karanlık çöktüğünde yaktığı ateşi körüklerken yüzüne bakasım var.
Kalbim egede kaldı… Birkaç güne kalmaz gelirim dedi… O gelene kadar orak adasındaki balıklar gibi uykuya-suya dalasım var… Daha neler neler yapasım olduğunu yazasım var sana. Ama burada bitirme gereksinimim var…