Orak adasına gidesim Löngöz’de ölesim var gece gece… Gerçi Löngöz’e uzun zamandır Azrail uğramıyor diyorlar ama olsun orada yaşayıp-ölesim, oraya gömülesim var. Cırcır böceklerine “susun uleeeyyynn” diye bağırıp, susmadıkları için kendimi onlardan da küçük göresim, diyaframıma lanet edesim var. Ali dayının herkesi bayıltan şarabından içip inatla bayılmayasım var. Gecenin bir vakti yalınayak dolaşıp “yaban” olasım, avaz avaz “yıldızların altında” adlı eseri makamına uygun söyleyesim var… Kahvaltıdan sonra çilingir sofrası hazırlayıp adam gibi-o’nun gibi içesim, karanlık çöktüğünde yaktığı ateşi körüklerken yüzüne bakasım var.
Kalbim egede kaldı… Birkaç güne kalmaz gelirim dedi… O gelene kadar orak adasındaki balıklar gibi uykuya-suya dalasım var… Daha neler neler yapasım olduğunu yazasım var sana. Ama burada bitirme gereksinimim var…
Çitlerle örülmüş sokağımız...
Şimdi ayak seslerimizin yerini koskoca bir ıssızlık almış.Sokağımızı bizim yapan hiçbir şey kalmamış.Biz onu kandırmışız; o bizi aldatmış...
Oysa en masum heyecanlarımızda, sınırları zorlayan en öfkeli anlarımızda, en telepatik sessizliklerimizde sabırla bizi kucaklayan o değil miydi?
Ağaçlarını kesmişler bizden habersiz...Biz?..
