Dün bir filim izledim. Binyediyüzlü yillari anlatiyordu.. Araba yok, Atarabalari ile yolculuk yapiliyor. Savaslar bilek gücü ile, kilinclar kalkanlarla yapiliyor. Camasir, bulasik makinesi hic yok, elleri ile yikiyorlar. Firin, ütü, elektirik süpürgesi, fön, kahve makinesi, mikrovelle, radyo, telefon, tv, pc, vs.vs. hic yok...

Düsündüm de; galiba biz onlara göre cennette yasiyoruz. Bir elimiz yagda bir elimiz balda. Düsünün bi kere; bu saydiklarima ek olarak bir de en önemlisi elektrik yok...
Mikrobakteriyel bir sentez sonucu, klastrofobik olan bütün kanguru yavruları, tüm yaşamlarını aborginlerle birlikte, ikoruku kabilelerinin yaşadığı niagara'nın ormalık kesimlerinde "körler sağırlar birbirini ağırlar" oyunu oynayarak, tilki kuyruklu jon'a minnet borçlarını ödeyip, kırmızı başlıklı kız öyküsündeki kurtun homosexuel dürtülerle babaanne kılığına girdiğini ıspatlamak için
hep beraber yıldırım nikahıyla hem cinsleriyle evlenip sonra boşanacaklardır. Bu durumdan hoşnut olmayan bütün kanguru ebeveynleri kuduse gidip tuttukları bütün yahudilerin sakallarını kesip hristiyanlara satacaklar, burda kazandıkları paraylada, küçük ama huzurlu bir ev satın alıp homofobik bir şekilde sarkmış bölgelerini birbirlerine sürterek kamp ateşi yakacaklar ve gergedanların kaçmasını sağlayacaktır.
Uzay gemisini andıran bu yardımcı alet ne olursa olsun biz insan oğlu ve kızına fazla yaranamaz....

Kadın erkek ütü yapmayı sevenimiz azdır sanırım... Geçmişe dönük yaptığım ufak çaplı yolculuk sonucunda bu muhteşem icadın 16. yüzyıl sonu 17.yüzyıl başlarına denk geldiğini gördüm... İçine kömür koyulan eziyetli bir ev gereci olduğunun dışında mazisinin ne olduğuna dair net bir bilgim yoktu. Kumaşla yaptıkları ateşli flört... Sıcacık muhteşem bir dans... Günümüzde de olduğu gibi sanırım geçmişte de kadının baş belasıydı bu iki sevgili... Zamanın da herkeste bulunmayan bu ütüleri gördüğümde bu işin ne kadar basit bir şey olduğunu düşünmeden edemedim. 20 yüzyıla kadar aristokratların kullandığını düşündüğüm bu tapılası gereç 21.yüzyılın da olmazsa olmazlarından... İlk olarak giysilerin ağır taşlar ile düzeltildiğini öğrendiğim ütü işlemi sonra ateşte ısıtılan demir plakalar, daha sonra da içine kömür közü koyulan demir kutucuklar ile yapılıyormuş. 1888 yılında ise günümüz ütüsünün ilk şekli olan "elektrikli ütü" Henry W.Seely tarafından icat edilmiş. Buharlı ütü ise 1926’yılında Eldec Kuru Temizleme Şirketi tarafından Newyork’ta kullanılmaya başlanmış.Kynk..
Ben ütü kullanmam diyenlerdenseniz bir şey söyleyemeyeceğim... Yok, pantolonu gösteren ütüdür diyorsanız, işte size geçmişten sanat eseri sayılacak, görmekten kesinlikle çok zevk alacağınız çeşit çeşit ütüler...
Yemek programlarında "maydanoz yoksa yerine börülce kullanabilirsiniz" şeklinde olmayan yemeklik malzemeler yerine evde olan muadilllerini kullandırırlar. Peki ya yemeklik malzemelerimiz tam fakat donanımda eksiklik varsa? Buyrun o halde:

Somon balığı aldınız ve eve gelince tüpün bittiğini, doğalgazın kesildiğini farkettiniz ve az önceki paragraftan öğrendiğimiz üzre tost makineniz de yok. O halde alüminyum folyo ile sarıp sarmalayın somonu bir güzel ve bulaşık makinenize atıp çalıştırın. Bir saat sonra yemeğiniz hazır.