Bir düş görürüm kanatlarım yok ama uçarım bulutlara kadar,oradan aşağıya bakarım öyle küçülmüş gelir ki gözüme seçemem sanki.
Aklıma ailem gelir yeter bu kadar hadi evine koş özledin bak şimdiden onlar da seni özledi.
Süzülürüm yeniden aşağıya ayaklarım yere basınca havalanma gücümün gittiğini hissederim bu kez bulutları özlerim.
Gecenin incesi,düşümün tenhası bitmesin isterim.
Bir düş görürüm yüzüm yaralanmış kanlar içindeyim düş mü gerçek mi sezemeden ağlarım yanaklarım ıslanınca uyanır anlarım bu sadece bir düş diye.
Küçükken de çok düş görürdüm korkunca koşarak annemlerin yatağına giderdim.Aralarına alırlar iki taraftan severlerdi beni.Babam beni severken arada annemi de öperdi.
Büyüdüm şimdi düş görmeye devam da ediyorum hatta bazen bilim kurgu gibi çok korkup uyandığım oluyor.
Koşup şefkatine sığınacağım kimse yok şimdi…

O gün korkuyla girmiştim sınıfa. Kızamık yüzünden bir haftadır okula gelmemiştim çünkü. Öğretmene ne diyecektim şimdi? İnanır mı bana? Ya döverse? İçeri girdim ve üç arkadaşla paylaştığımız sırama oturup o anı beklemeye koyuldum.
Diğer ruhani dinlerde olduğu gibi hristiyanlıkta da, ve kutsal kitaplardan biri olan incilde de, yaratılış bölümünde insanın nasıl yaratılığından bahseder. Bu yaratılış bölümünde “Başlangıçta Tanrı Gökleri ve yeri yarattı” Yaratılış 1:1.. diye bahseder ve devamında ise Tanrı'nın dünya ve insanı yaratışı anlatılır. Burada dikkati çeken tek gerçeklik ise Tanrı'nın insanı yaratırken onu kendi benzeyişinde yaratmasıdır. Buradan anlayacağımız odur ki,
Tanrı dünyayı yaratır ve daha sonra Adem’i yaratır. “Tanrı. İnsanı kendi suretinde kendine benzer yarattı. Ve insan Tanrı suretinde yaratılmış oldu. İnsanları erkek ve dişi olarak yarattı.” Yaratılış 1:26,27 bu ayetlerden de anlaşılacağı üzere Tanrı insanları kendi suretinde yarattı. Suretinde ne demek olduğuna gelince;i kendi benzeyişinde yaratmıştır. İçimizde Tanrı’dan bir parça vardır.
Bu gece, kulağımda ki “Camdan Kalp” şarkısının hüznüne, mail kutuma gelen Sayın Ahmet Altan’ın yazısından bir alıntının, kalbime verdiği sızı eşlik ediyor.
Gözler, tüm gerçekleri söyleyen ve baktığınızda acı ve mutluluğu görebileceğiniz, duyguların saklanmasının en zor olduğu yerdir. Hele ki bir kadının gözlerinde…
Zihnimin kabul ettiği tek gerçektir, mutlu ve mutsuz kadını gözlerindeki ışığın ele verdiği. Mümkün değildir ki sevgiye doymuş bir kadının gözlerinin içinin parlamaması, şevk ve heyecan dolu olmaması, enerjisi ve kahkahası ile gururla gezinmemesi. Ne acıdır ki, sevgiye hasret bir kadının gözlerinin feri sönmüştür. Bakışları donuk ve hissiz olabilecek kadar tepkisizdir. Tüm heyecan ve isteklerini yitirmiş, ertelemiş ve hatta unutmuştur. Amaçları da, kendi ben’i gibi kaybolmuştur. Sadece ve sadece yaşamın gereklerini yerine getirmek için hareket etmeye başlamıştır. Kırgın ve kırılgandır. Artık yıkılmış umutlarını bile hatırlamamaktadır.

Aldatmak, intihar etmek gibidir ve intihar edenlerin çoğu gerçekte ölmek istemezler. Aldatan erkeklerin çoğu da, aslında bu amaçla güne başlamazlar. İntihar fikrinin bir diğer yanıysa, genellikle zamanla olgunlaşmasıdır. Fakat aldatma eylemi, aniden de ortaya çıkabilir. Dolayısıyla, bir gözlemci olarak, aldatma eyleminin çoğunlukla, zihinsel bir hazırlıkla değil, aslında “boş bulunmakla” ortaya çıktığına inanıyorum.
çok inceyiz, kibarız, anlayışlıyız son zamanlarda birbirimize karşı. ne ürkütücü bir şefkattir bu. sanırım bitmek üzere bizim aşk. mesaj yolluyorum mesela. lütfedip güzel parmaklarını, değerli zamanını, konturunu benim hizmetime yönlendiriyor tamam, peki, ok gibi gereksiz karşı mesaj için ki görmedim ben hiç ondan böyle güzellikler bugüne dek. nerde o eski kavgalar, sinirlenmeler, kırılmalar, küfürler hatta. neyse ki salak değilim, yola getirdim nihayet herifi diyecek kadar. paranoyak? o da belki. ya da morali düzgün adamın nihayet. özler bekler sevdiğini köyden gelebilsin diye. neyse. hikaye hepsi. seviyorum ben. hala. galiba. o ne halt olursa olsun. her haline razıyım. bugün böyle. yarın kimin umurunda.