Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan 3ayak.org'da: "Sam Abell"

Ön Sayfa yazılarını, çok tutulan yazıları ya da tüm yazıları gösterebiliriz

Etiket:

şenlik hakkındaki yazılar:

Düşünüp üretmek paylaşmak için 3-4-5 temmuzda tüm üniversite öğrencileri Mehmet Akif Ormanı'nda (SARIYER) AKP'ye karşı bir araya geliyoruz. Gündüz tiyatro gösterimleri, sanat atölyeleri, paneller ve daha fazlası, her akşam birbirinden güzel süpriz konserler. Park alanı ücretli olduğu için yalnızca 10.-YTL giriş ücreti alınacaktır.

iletişim :veysel_cinarbas@hotmail.com

5 ahkam var
\
Evet son 2 günü burada da bahar şenliğinin,bugünde hava kapalı hafifte yağmur atıştırdı eminim herkes kaçışmıştır.Şenlik,şenlik havasında geçmemiştir mevsimlerde değişti onunda ayrı azizliğini yaşıyoruz ;bir yanıyoruz sıcaktan bir yağmur yağıyor ıslanıp kaçışıyoruz. Ne iş anlamadım;Hey Allahım işler bozuk heralde sona yaklaşıyoruz diye düşündürüyor beni topluca dünya olarak :/ Neyse ya, bir dinginlik sardı bak beni şimdi,aslında bu yağmurda ıslanmakta ayrı bir güzellik tabi ıslandıktan sonra direk eve gitmek şartı ile,o halde kimseye görünmek istemem lakin üstüm başım ıslak;saçlar keza öle ve makyajım akmışken hiçte güzel bir görüntü sergilemem insanlara karşı.=)Zaten yağmurdan sonra eve gidip bir güzel neskafeyi yudumlaması lazım malum kişinin,yağmurun üstüne bırakmış olduğu hoş duygudan bir an önce kurtulmamak mümkünse o hissi uzatabilmek için inceden sakin bir müzik eşliğinde elinde kahvenle manzaraya karşı oturup yudumlayacaksın hayatı,gözünün önünden hayatın beklentilerin,umutsuzlukların,mutsuzlukların gelip geçecek sonra insan oğlunun ne kadar doyumsuz olduğunu ve nankör olduğunu anlayıp kendine söyleneceksin sonra neden böle yaratıldığını düşüneceksin ama işte böle gelmiş böle gider deyip “Büyük sona” daha ne kadar kaldı acaba diye hesaplamaya başlayacaksın,gelip geçmiş olan tam 22 yıl var kocaman bir 22 yıl hiç kolay değil ama gelmiş ve geçmiş…Oysa nasılda teker teker ve yavaş yavaş ilerliyor geriye baktığında da ne kadar uzak görünüyor diye hayatı da suçlarsın sana kötü bi plan hazırladığını düşünerek,yolculuk nereye? daha ne kadar ilerleyeceğim diye ilerlerken tabi daha ne kadar acı çekeceğini de düşünürsün sonra nasıl bir ölümün seni beklediğini,hani sende bilirsin internette nasıl öleceğimizi bize bir nevi söylemeye çalışan testler var ya aynı onlar gibi,acaba kalp krizinden mi dersin sonra geçmişteki ölümlerini hatırlayıp,yok yok benimde sonum kanser dersin nede olsa genetik bir sorun bu,babadan oğula geçer yada babadan kıza da geçer mi? diyede düşünürsün,bu cinsiyet farkı etkiler mi acaba diye saçma sapanda düşündürür bu illet,boğazında bişeyler takılır tükürüğünü bile yutkunamazsın.İnsanın birden içini bir sıkıntı basar nefes alırsın ama aldığını farketmessin giden herkesin ardından nasıl hayat devam ettiyse,sende ölsen aynı şekilde öyle devam edileceği bilinci uyanır,peki bu bilinç bencilce değil midir?Peki neden ölüyoruz diye düşünmeye başlarız,ölmesek,hiç bir insan ölemese diye düşünmeye başlarıs sonra İstanbul'un o en kabalalık caddesi beynimize şimşek gibi çakar,karınca gibi insanlar bir yerlere yetişmeye çalışarak hızlıca farklı yönlere ilerlediklerini izlerken buluruz kendimizi,,,bu kadar insan nereye gidiyor niye gidiyor?Hepsinin bir ailesi olduğunu düşünürsek ne kadar da fazla insan var diyerek birden bu insan yoğunluğunu tabiki dünyanın kaldıramayacağını anlayarak dünyanın işleyişine hak veririz,evet elbette bir dönüşüm olmalıydı birileri gidip birileri gelmeliydi bu döngü böle ilerlerdi ama daha az acı veren yada hiç vermeyen bir yöntem yok muydu bu döngünün devamını kılacak böyle mi olmak zorunda?Hiç gelme eğer gideceksen demiş şarkı sözünde solistin biri,ürkek buz tanesi zamanın gelince eriyeceksen gelme demiş...Haklı mı peki evet eğer yok olucaksak zamanı gelince, demek ki aslında acı veren hayat değil,zaman!Geçmesin zaman,eskitmesin bizi diye içimizden geçiririz bu sefer zamana söveriz,peki bu sefer zaman geçmese ne olur?İyi kötü yaşadıklarımız tekrar aklımıza gelir,kötü şeyleri yaşamak istemeğimiz için yaşadığımız iyi şeylerden de olacağımız durumunu idrak edince onları feda edip etmeme kişinin kendi bünyesiyle alıp vereceği bir durumdur eğer şahsi konuşucaksak kötü şeyler olsa da güzel şeylere ulaşmak için kötülere katlanmak gerektiğini düşünür,yüzümde “benim hala umudum var” ifadesi yaratmaya çalışırım,bir yandan da Emmiliana Torrini'nin What's the problem? I don't know deyip dead things,sad things have to happen sometimes şarkısını dinleyerek kendimi buna inandırmaya çalışırım,adeta şarkı beni motive edilmek için yazılmış olduğunu düşünüp yüzümde oluşan “ne hissedeceğini bilemeyen” bi ifadeyle pencereyi açarım ve gözlerimi kapatıp yüzüme yağmur sonrası serin havanın yüzüme çarpmasını beklerim bir yandan da toprak kokusunu içime çekerim,o esnada insan ne düşünür?Huzur...huzurun tanımı yapılamaz o böyle bir histir,dolayısıyla onu anlatmaya başlamadan sevdiğim bir şarkıyı mırıldanıcam ve omzumda bir el hissedince aniden gözlerimi açıcam ve gerçek dünyaya hoşgeldin diyen bakışlarıyla arkadaşım elinde başka bir bardak neskafeyle beni karşılayacak,yada bana öyle geliyor...
0 ahkam var
\

Cowparade 01 Ağustos – 31 Ekim 2007 tarihleri arasında, İstanbul'da. Bu tarihlerde Nişantaşı’nda gördüğünüz inekleri beslemeye ya da kovalamaya çalışmayın, bunlar sanatçılar, ünlüler ve halk tarafından tasarlanmış inek heykelleri.

\

CowParade İstanbul’un ardından ineklerin büyük bir kısmı açık artırma ile satılıp elde edilecek gelir AÇEV, Sokak çocukları Rehabilitasyon Derneği’ne ve TEMA Vakfı’na bağışlanacakmış.

12 ahkam var

Kanyon'da 4 gün sürecek Apple Festivali başladı.Cumartesi -Pazar dansçılar, bisikletçiler ve de djler ile şenlenecek: ) iPod dinleme kuleleri, iMacler test için kullanıma hazır. isteyenlerin anında photobooth la fotoğrafını çekip maille yolluyorlar.

0 ahkam var
\

Yankılar içindeyim
Sessiz kalabalıklar geziyor
mırıl mırıl hissizliğimde
Bulaşan dokular bilincimi değiştirecek
Biliyorum

Saptamalarım
‘acabalarım’
açıklarımda durgun bir su şimdi

yiten duygu bağlanımları
telkinle onar mı
düş yapraklarını sıyırıp

oysa ‘telkin’
totaliter rejimlere açık bir ruh muydu
şenlik zamanlarında

şans
küçük bir kedinin kıvrıla kıvrıla gitmesiyle
geçiyor hayatımızdan

varoluşlarımızı avuçlarımıza bırakıyoruz
varoluşsuzluğumuzu alıp içimize

7 ahkam var

son günlerde elimdeki iş nedeniyle cambaz sözcüğünün ingilizce karşılığını bulmam gerektiği için ve de buna eklenen takla mevzuu nedeniyle metin andın 40 gün 40 gecede anlattığı bir hikaye yeniden zihnimde canlandı.
osmanlı şenlik ve eğlenceleri çok ileri imiş devrine göre hatta bu eğlenceleri gören dünyanın çok çeşitli yerlerinden gelen biçok ağzı açık kalırmış, bunu birçok gezi yazısı ile örnekliyor metin and kitabında. özellikle osmanlı cambazları o devrin en iyi cambazları imiş. mısıra vali olarak gönderilen zatı muhterem, orada iki çok iyi cambaza rastlamış ve hediye olarak bu cambazları padişaha yollamış, zaman içinde hediye anlayışının oldukça değiştiğini görüyoruz böylece, dünyada halen bu tür hediyeleşmenin devam ettiği bir topluluk var mı bilmiyorum ama, her neyse konumuza dönersek; istanbula hediye olarak gelen cambazlardan biri çok yetenekli olduğu için yükselip canbazbaşı ahmed ağa oluyor zaman içinde, bir çok tuhaf numarası var; ipin üstündeyken başaşağı düşer gibi yapıp, ayak bileğinden ipe asılı kalmak en göz alıcı numaralarından biri, bunun minyatürü kitapta var. ünü yaygınlaştıkça canbazbaşı ahmed ağa cin ahmet olarak da anılmaya başlanıyor. cin ahmet'in en büyük numarası ise şuymuş; bir gün ipe kucağında bir koyunla çıkmış, koyunu kurban etmiş ipin üstünde, derisini yüzmüş, sonra ipe mangal çıkarmışlar, etleri pişirmiş, sini içinde iki francala, 2 sürahi ayran bikaç tabak salata ile yemiş. buraya kadar anlatmış, sonrasında ne yaptığını anlatmıyor.
bu arada sirk numaraları ile ilgili bikaç ilginç siteye de denk geldim buyurunuz:
circus arts forum
acrobat productions
cin ahmet gibi olmak isteyenler için de:
circus maniacs

2 ahkam var

Mim Nehri

geri »

Arama

pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

etiket menüsü

kaynaklar

RSS Dosyası
pillikutu