Ne kadar çok şerefsiz insan var, bu insanlar ile uğraşmak yoruyor artık ama fitil fitil getireceğim önüme gelen her şerefsizi layıkı ile terbiye edeceğim. Ne zaman ki bedenim ruhumdan ayrılana kadar...

Sevgili kardesler...
Simdiye kadar actigim tüm konularda kendimizi bilmeden bahsettim, simdide insanin kendini bilmesi nedir, nasil yapilir? Onu anlatmaya, yüce Yaratan'in verdigi müsade ölcüsünde sizlerle paylasmaya calisacagim...
Allah (cc)'nun bir benzeri yoktur o her yerdedir. Ve esrefi mahluk olarak yarattigi, adina insan
denilen yaratiklarin kalbindedir. Bütün melekleri o insanin önünde secde ettiren de odur. (Seytan
haric) Bizleri Esrefi Mahluk olarak yaratan Mevla, bizimde buna layik kullar olmamizi istiyor. Söyle
ki:" Rabbimiz bize beni bilin, ve bana kulluk edin buyuruyor, pekiyi beni bilin buyurmasi ne
demektir? Yani kendi öz varligimizi bilmemizi, bunu bilincede onu taniyacagimizi, ona yakin
olacagimizi, ve sonra yapacagimiz kullugun sadece sekli degil, mana itibari ile de bir anlam
kazanacagini cesitli Ayetlerle bizlere bildiriyor.
Hiç düşündünüz mü,ne kadar Türküz?Örfümüzü,ırkımızı,dilimizi,dinimizi,toprağımızı,bayrağımızı,anlı şanlı geçmişimizi ne kadar biliyoruz?Ne kadar farkındayız,bir an bile durup düşünmeden basıp geçtiğimiz toprakları,akan bedelleri,altında yatanları...Dünün yarınlarına olan şeref ve vicdan borçlarını,tüm kutsal değerleriyle birlikte bugünlere bırakanları falanca bayram gününde bilmem kaç defa hatırlamak değil,akıldan çıkarmamaktır,Türk'ü Türk yapan.Yarınların emanetini taşıyan sizler!Yarınların ataları olarak anılacaksınız...Bu borcu ne kadar farkındasınız?Hani bir söz vardır,bilir misiniz?"Batan gemiyi terkeden fareler,geminin batmamasını hazmedemezlermiş."Geçmişten bugüne gelen siyaset anlayışıyla tamamen özdeşleşen bir cümle kanımca.Koltuğu değil,Türkü başının üzerinde taşıyabilmektir,bu tacı değerlerimizle süsleyebilmektir Türk olmak...Bu yüzden bir dakikanızı lutfedip de düşünün ne kadar Türk olabildiğimizi...
Kendine, yaratılmışların en şereflisi olma payesi verilmiş insanoğlu, bireysel dünyasını oluşturan yapısallık içinde kaldıkça, sınırsız bir davranış özgürlüğüne sahiptir. İstediğini düşünmekte hür, çevreye zarardan arınmış eylemlerinde bağımsızdır.
Fakat toplum önderliğine soyunduğu an; onun kişisel keyif yaşamından ve bireysel davranış özgürlüğünden vazgeçmek zorunluluğu ortaya çıkar. Örneğin; şahsi hayatını sürdürürken, istediğini sevebilme serbestliği, toplum yöneticisi olduğu zaman; tüm yurttaşlarını,ayrımsız kucaklama mecburiyetine dönüşür.
Özetlersek yöneticilik; büyük bir ÖZVERİ oyunudur; toplumsallığı becerebilen oynar, hala kendi düşlerini sevme
bağımlılığı devam edenler ise, yönetememenin silikliği içinde yokluğa mahkum olurlar."İsteyici olmamak, yalnız teklif edileni kabullenmeki" kuralı; insanımızın, DEVLET ADAMI olmak için
koyduğu önemli bir ayıraçtı. Asırlarca sürdü bu gelenek. Devlet kapısından ikbale uzanmak, kişisel istekten çok, halkın ve toplum büyüklerinin teklifleri ile gerçekleşirdi. Önüne makam sunulan kişi, görgüsüzlük hırsının verdiği "acüllükle"
dilek üstüne atlayıp, hemence, "OLUR" demez, öncelikle; "benden daha iyisi vardır, benden hayırlısı, daha uygunu bulunur" mazeretini ortaya koyardı. Açlıktan ölüm noktasına gelse bile, başkalarından ekmek dilenmeme milletimizin bir ONUR anıtıydı böylesi davranışlar.
önce dişlerimi söktüm babamdan kalma kir pas içindeki kerpetenle...
sağ üstteki gemi azıya alan dişlerimi çekmekten garip bir zevk aldım. kanımın rengi bordo şarabı gibiymiş...
hidrofil pamuklarla tıkadım açtığım boşukları.
bir süre sonra yapış yapış oldu kanla...
çıkarıp attım klozete. birkaç yudum viskiyle oto-gargara yaptım. koydum dvd'ye!
dişlerimden yüzük yaptırmak için, bir akşam üzeri 250 gram kıyma isteyen müşterinin gözlerini oyan kuyumcu çıraklığı da yapmış kankam murat'ın ellerine teslim ettim alkole yatırıp temizlediğim dişlerimi.
sıkı bir muşta yaptı bana özel...

Seppuku’dan önce intihar edecek kişi banyo yapar, en sevdiği yemeği yer ve beyaz bir kimono giydikten sonra, sapı genellikle bir kumaşla süslenmiş, Tanto adı verilen bıçağı önüne koyarak bir ölüm şiiri yazar.