Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan 10marifet.org'da: "Ekose Desenli Boyama"

Ön Sayfa yazılarını, çok tutulan yazıları ya da tüm yazıları gösterebiliriz

Etiket:

şiir hakkındaki yazılar:

sadece ön sayfa yazıları gösteriliyor, tümünü görmek için tıklayın
tuttum
19

Sinemada Faşizmin Tarihçisi…

resim:profile.myspace.com
resim:profile.myspace.com

Bernardo Bertolucci (16.03.1941- )
Bertolucci, yazar ve sinema eleştirmeni Attilio Bertolucci’nin oğlu. Parma’da dünyaya gelen ve babasının izinden gitmeyi düşünen genç Bertolucci, edebiyat fakültesine yazıldı. Üniversiteye devam ederken yazdığı “Gizem Arayışında” adlı şiir kitabı ile 1962 yılında önemli edebiyat ödüllerinden olan Vieareggio ödülünü kazandı.

Bertolucci ilk yönetmenlik denemesini, 1961 yılında tanıştığı Pier Paolo Pasolini’ye ‘Accatone’ (Dilenci-1962) adlı filmin yönetiminde asistanlık yaparak gerçekleştirdi. Bu işten sonra 22 yaşındaki Bertolucci, yönetmen olmaya karar verdi ve üniversite tahsilini yarım bıraktı. Aynı yıl içinde tamamladığı ilk yapıtı, ‘La Commare Secca’ (Sıska Vaftiz Anası-1962) adlı filminde bir fahişenin öldürülmesi olayını anlatan Bertolucci; bu filmi amatör oyuncularla çekti.

Yönetmen, ikinci filmi ‘Prima Della Rivoluzione’ (Devrimden Önce-1963/64) ile eleştirmenlerin ilgi noktası oldu. Bununla beraber kendi çevresinden kurtulmayı başaramayan, orta sınıf bir gencin öyküsü seyirciler tarafından tutulmadı ve Bertolucci parasal sıkıntılarla karşı karşıya kaldı. Ünlü yönetmen, sinema çalışmalarına bu sebepten ötürü dört yıl ara verdi.

Faşizme karşı 1969-1970 yıllarında çevirdiği iki filmle Bertolucci, İtalyan faşizmini irdelemeye başladı. ‘La Strategia Del Ragno’ (Örümceğin Stratejisi-1969) adlı filmin konusu: Babasına bir faşizm kurbanı olduğunu ve siyasal geçmişinden dolayı öldüğünü düşünerek tapan bir oğul, onun bir hain olduğunu öğrenir. Bertolucci, burada ince ince hesaplanmış bir anlatım yöntemi kullanmıştır. Alberto Moravia’ nın romanından uyarlanan ‘II Confarmista’ (Konformist-1970) adlı filmi ile Bertolucci, kendi ifadesine göre “Faşizmi burjuvazinin bir hastalığı olarak” tarif eder.

44 ahkam var
tuttum
11

Mimesis: Platon Vs. Aristoteles

Antik dönemin büyük iki filozofunun, Platon ve Aristoteles’in neredeyse her konuda söyleyecekleri vardı. İkisi de etiğe, politikaya, fen bilimlerine, matematiğe, geometriye ve daha birçok konuya ilgi duydu. Bazen birbirlerinin fikirlerini kabul ettiler, fakat genellikle zıt düşüncelere sahip oldular. Edebiyattaki görüşlerine gelince, ikisi de edebiyatı gerçek hayatın taklidi olarak görüyorlardı (mimesis); fakat bu taklidin tanımı, kullanışlılığı ve insanlar üzerindeki etkisi hakkında tamamen farklı düşünüyorlardı.

Platon ve Aristoteles
Platon ve Aristoteles

12 ahkam var
tuttum
6

görsel şiir

görsel şiir de olur mu demeyin.. ne olduğu tanımlanamayan bir şeyin en güzellerinden biri kendisi. sesi olan bir şeyin görüntüsü neden olmasın? işte bir kısım güzel insan bir araya gelmiş ve görsel şiir blog'u oluşturmuş..

dada bunlar dada

direkt link

0 ahkam var
tuttum
6

İnternetde Türkce ilk çağdaş Azerbaycan yazarları

Çağdaş Azerbaycan yazarlarının ortak buluşma mekanı olan www.bizimki.org artık Türkce yayınlanmağa başladı. Hatırlatalım ki, sanal alemde ilk kez çağdaş Azerbaycan edebiyat yazarlarını Türkce okuma şansınız var. Derginin amacı Azerbaycan-Türkiye edebi ilişkilerine küçücük de olsa birer katkı niyetindedir. Dergiye www.tr.bizimki.org adresinden girerek "Bizimki" genc e-dergisinin Türkce bolümünü okuyarak yorumlarınızı ekleye bilirsiniz. Derginin sloganı her şey Azerbaycan-Türkiye edebi ilişkilerin gelişmesi için...

1 ahkam var
tuttum
3

‘Savcı kelam etti mütalaayı, sıra mahkemenin, versin uygun cezayı..'

Artvin'de mahkemeye savunmasını şiir ile yapan, sanık makamındaki Aşık Gülhani'ye karşı Cumhuriyet Savcısı da mütalaasını nazım ile kaleme alıyor.

4 ahkam var
tuttum
0

Cem Yılmaz

Etiketler: , ,

Gösteride okuduğu şiir mutlaka izleyin.

3 ahkam var
tuttum
0

Emily Dickinson

Emily Dickinson'ın bütün şiirleri (ing.)

0 ahkam var
tuttum
1

BİR GÜN MUTLAKA!

Edirne'ye yol alırken kulaklarımda Nazım Hikmet'in "Bir Küvet Hikayesi" şiiri yankılanıyor. Ne kadar bana uyuyor diyorum. Bunu hakedecek ne yapmıştım acaba. Birlikte geçen 23 yıl ve bunun meyvesi birbirinden güzel ve akıllı dört çocuk. Neden,niçin iklemleri içerisnde dışarıya öylece bakıyorum. Heryer ne kadar güzel. Buğdaylar sararmış biçilmeyi bekliyor. Taptaze tarlaları yeşilin her tonuyla ne güzel boyanmış toprağı, sebze ayçiçek tarlaları.

Aman Alllahım böyle güzellik olur mu? Nasıl bir duruş o! Güneşe ulaşabilmek için bu kadar kendini ona benzetmek olur mu hiç? Sanki herşey güneş. Ayçiçeğini bu kadar sevmemin nedeni ne diyorum kendime. Öyküsünün bana benzemesi mi? Hani ayçiçek güneşe aşıkmış; gün doğumundan batışına kadar onu takip edermiş. Ayçiçeğine de sarmaşık aşıkmış, çekemezmiş bu aşkı. Hergün birazcIk ona baksın diye yalvarırmış. Birgün ayçiçeğinin gözleriyle karşılaşmış,çok sevinmiş benim oldu diye. Ama bakışlarda canlılık yokmuş. Sarmaşık onun kalbini kazanayım derken sarıldığı bedenini çok sıktığını ve bu yüzden ayçiçeğinin öldüğünü anlamamış. Şimdi diyorum;ben bu öykünün neresindeyim? Ayçiçek tarlarını görünce fanteziler üreten ve bunu eşime söylediğimde "neden olmasın" yanıtını alan ben ve bu öykünün beni bu kadar etkilemesine izin veren ben ayçiçeği miyim? Yoksa sarmaşık mıyım?

Okul yıllarından başlayan öyle bir aşk ki gerçekten gözleri kör eden bir aşk.Ben aşka inanıyorum ve insanların yaşama nedenlerinden biri diye yorumluyorum.Ama ulaşılmaz olanı savunuyorum. Şöyleki; biraz gizemlilik kalmalı. Hergün bişeyler keşfetmelisin. Çabucak kavuştuğun zaman veya cinselliği çok fazla ön plana çıkardığın zaman aşkın,aşk olmaktan çıktığını savunuyorum. Bedenden çok ruhların bütünleşmesi ve uyuşmasının aşkı yücelttiğini düşünüyorum. Ben ruhu keşfetme nedeniyle yola çıkmıştım ve 23 senede hiçbirşey yapamadığımı gördüm çünkü karşımdaki insanın bu duyguları taşımadığını gördüm. Ona göre aşk "seni çok seviyorum" ve "haydi yatağa..." Halbuki ben keşfedilmeyi ruhumun güzelliklerini ona sunmaya çalışıyordum ve buna ne kadarda hazırdım. Aradan bu kadar zaman geçmişken ve yaşım 45 olmuşken hala vazgeçmemiştim tabiki aldatıldığımı öğrenene kadar. Hani filimlerde görürüz yaşantı bir film şeridi gibi gözünün önünden geçer hiç inanmazdım, böyle şeyler yaşayamacağımı düşündüğüm için heralde.Çünkü bana göre değil ama çevremdeki kişilere göre ben kusursuzdum,başarılıydım(hem anne olarak,hem öğretmen olarak)herkezin gıpta ile baktığı birisiydim.Üstelik çirkin bir kadın da değilim peki bu ihanetin nedeni ne olabilir?Acaba suç bende mi?soruları içerisinde kendimi suçlu çıkarmaya çalışıyorum ona o kadar güveniyordum ki çocuklarımın uyarılarını bile dikkate almıyordum. Birgün kendime cep telefonu aldım.Ona şiirlerden pasajlar yazarak onu çok beğendiğimi ve herşeyini bildiğimi buna rağmen kendisiyle msjlaşmak istediğimi söyledim (aklım sıra onu deniyordum,acaba yanıt verirmiydi gerçekten buna meyillimiydi diye)o da bana cevap vermeye başladı yüreğim nasılda daraldı.O güzel sözleri birgün bile bana söylememişken adını "sevgi" koyduğum kadına (yani bana)yazıyordu.üstelik Ahmet Arifin "terketmedi sevdan beni" şiirini de yazmıştı.Halbuki bu benim en sevdiğim şiirdi!Kendimi daha çok ihanete uğramış saydım.Kadınlar gününde beni kutlamamışken onun kadınlar gününü kutlamıştı.Evet artık herşeyi ortaya çıkarmalıyım diye düşündüm ve buluşma teklifi ettim kabul etti.O gün buluşma yerine çocuklarımla birlikte gitmeye kararlıydım.Ama içimden ona bu kadar aşağılayamassın diyen sesi dinledim. "neden gelmedin" msjına karşılık telefon açarak "neden gelmediğimi" söyledim.Telefonun öbür ucundan sesimi duyunca şok yaşadı ve inkar etmeye çalıştı şimdi bu işin suçlusu benmişim gibi davranıyor, hadi beni benle aldattı peki ya o başka kadın?

Bunlar kafamın içinde çarpışırken hiç konuşamıyoruz.Birde elimi tutmak istiyor bütün vücudum buz kesiyor,elimi çekiyorum.Hayır diyorum.Eskiden olsaydı hatta 2 gün önce olsaydı ellerimiz ve gözlerimiz kenetlenmezmiydi?

Yol bitti ve eve geldik dahalen bana suçlayıcı bakışlarıyla bakıyor,bense hala ahmet arifin şiirinde takılı kaldım.Uzun yıllar önce öğrenciyeken miting alanlarında söylerdik şiirimizi o zamanlar neler neler yaşamıştık ki.Ölümle bUrun buruna yaşamak, güzel memleketimin refahı için protesto yürüyüşleri, çok sevdiğim arkadaşlarımın ölümleri ,sanki bunları onunla hiç yaşamamışım! Gözüm televizyona takılıyor, milli takımın yurda gelmesi şölenlerin hazırlık çalışmalarında küçük bir boyacı çoçuğun yırtık ayakkabısını boyayayrak katılması beni uyandırıyor.Kardelenin sessiz çığlıklArını kimse duymuyor...Varsın duymasın, zaten yıllarca sesini duyuramamıştı, varsın gözyaşları yine içinde seller oluştursun, yine içinde fırtınalar oluştursun, bir gün bahar göz kırpmaya başladığında bembeyaz karın içinde başını özgürlüğe doğru ve çevresinde doyumsuz bir koku bırakan kardelen gibi birgün mutlaka ...

26 ahkam var

Mim Nehri

geri »

Arama

pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

etiket menüsü

reklam

kaynaklar

RSS Dosyası
pillikutu