
mengenede ruh;
sığıntı kimliğimin
son yükü.
duyulmasın desem de iniltiler,
görülmesin desem de silikliğim,
ne yana dönsem,
ne yana atsam benliğimi,
kurtulamam!
peşimde bir çift göz.
“güzel günler” düşleriydi
tüm uykularım.
yaşamak yürüyebilmekti
özgürlüğe.
ve aşkın ateşiydi
bedenimi ısıtan.
oysa şimdi geride kalan;
cılız ürkek bir köz.

Savaş bu…
Derince
Kime karşı?
Niye?
Nereye kadar?
İnanmak yeter mi?
Kendine
Doğrulmak yeter mi?
Dövüşmek için
Susmak yeter mi?
Bilgelik için
Rüyalar yeter mi?
Dinginlik için
Savaş bu…
Delice
Kim başlattı?
Neye karşı?
Nasıl?
Yalnız
Bir hınç var
Ya da kin
Kanımda.
Zehrini kussam
Dağılır mı bu duman?
Kaybolur mu benliğim?
Korkuyorum
Savaş bu…
Sessizce
Altta mıyım?
Üstte mi?
Mağlup muyum?
Galip mi?
kan rengi gök
ve kapalı
ufuk bile...
sus, sus!
diyor içim.
"içim"...?
yani boşluk
bomboşluk...
boşlukta
bir kervanın gölgesi
katır sesleri
ve hüzün yüklü
develer...
boşlukta
yangın;
göğe yükselmiş
alevler…
boşlukta
göz yaşları
yorgun izler
kayıp "ben"ler…
kendimi tutamasam
"içim"i çıkarsam, atsam
düşlere sığınsam
yansam, yansam
kül olsam
toprağa karışsam
toprağa...
sus, sus!
diyor içim.

Bu ifadeyi bir şairle yapılan bir röportajda okumuştum: “Kadınlar şairleri sevmezler”. O zamanlar anlayamamıştım bu sözü. “Nassı yani? Sen kalk kadınlar için şiir yaz. Onların (belki de sadece uykusuzluktan dolayı) hülyalı bakan gözlerinde bile ummanları gör, ondan sonra seni sevmesinler! İnanmıyorum!” şeklinde bir tepkim olmuştu.
Fakat zaman geçtikçe bu sözün aslı, zihnime soğuk su gibi sızdı. Yaşanacak ve görecek şeyler varmış demek ki! Anlamadığınız sözleri hemen unutmayın, saklayın. İlk duyduğunuzda anlamadığınız sisli ifadeler, zamanla zihninizde, gevşek bohçalar gibi çözüleceklerdir. Bunu derim başka şey demem!