şener şen ve ilyas salmanın oynadığı çiçek abbas filmini bilmeyen yoktur heralde bide filimde kahvede çayları kimin ısmarlayacağı üzerine çıkan tartışmayı sonlandırmak için atışıyorlar ya işte orası filmin en izlenesi yeri olsa gerek.buyrun izlemediyseniz sizi şiddetle izlemeye davet ediyorum yok izlediyseniz bir daha izlemek size bir şey kaybettirmez,şener şen-ilyas salman atışması.


Asıl anlatmak istediğim başka.
İnsanların Niyazi olmasının çeşitli sebepleri vardır sanırım. Benim örneğimde ki en büyük sebebi ise sanırım duyarsızlıktan olur. Hani şu “etliye sütlüye karışmamak” veya “boş ver sana mı kaldı” laflarımız var ya ondan işte. “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın…” Peki… ya bir gün o yılan bize veya sevdiklerimize dokunursa ne olacak?

1994 yılında Anadolu Ajansı’nın genel müdürlüğüne getirilen Ekrem Ergin Karaismailoğlu anılarını topladığı “Sivri Kayalar Üzerinde Çıplak Ayakla Dolaşmak” isimli kitapta bu konuya şöyle açıklık getiriyor.
Bir yere ulaşmaktan çok gitmeyi severim, sanırım bunu seven tek kişi de ben değilim. Belki sıcaklardan, belki sıkıntıdan hayatımdan memnun olmadığım kararına vardım. Dört duvar bunaltıyor beni; ben, ben olmaktan çıkıyorum sanki. İşimin bana göre olmadığından emin oldum önce; her şey çok ağır işliyor, o kadar sıkılıyorum ki takip etmekten vazgeçip, "bana ne yahu!" diyorum. Oysa insan işini sevmeli değil mi? İşim değil belki de problem, bu işi yapmaya çalıştığımız şehir, anlayış, pazar... ve yahut biz yanlışız da, iş bizim diye başkalarına çamur atıyoruz. Düşündüm uzun uzun bırakıp gitmeyi; hani benden bıksınlar diye, atladım habersiz 10 gün tatile çıktım, aslında başka bir sürü sebebi var bu kaçamağın ama, 3. günü filan mesaj attım: "ben İstanbul’dayım," diye, kimsecikler de tepki vermedi. Döndüğüm gün internetten haberleştik iş arkadaşlarımla, "nerelerdesin?" dediler sadece, ertesi gün kaldığım yerden yapıştırdık devam ettik işe. Oysa ben "inceldiği yerden kopacak," düşüncesi ile hareket etmiştim. Gerçi bu aralar hayatımda sorundan bol bir şey yok, sanırım benim için: "aman üzerine gitmeyelim; çıldırdı, çıldıracak!" diye düşünüyorlar. Üstelik 10:30 gibi ofise teşrif etmeme rağmen, ağızlarını açıp bir kelam etmiyorlar. Bilmiyorum ki; işlerine mi yarıyorum, beni mi seviyorlar...
araba nasıl kullanılır?
Temmuz ayının son cumartesisi çıktık yollara. Önümüzde koca 2500 kilometre. Deli mi fiilî livataya geçmişti de yolara düşmüştük? Uyy, ne tatil bu be, yorgunluğunu atmak için bir hafta tatil köyüne gidip malak gibi yatmam gerekiyor.
27.08.2002
05:55. Gözüm göstergelerde. Sayaç 26,588 km gösteriyor. Yakında buna 2500 daha ekleyeceğiz. Alfa 156 2.0 Selespeed. Şoför Chacky Beyefendi, ancak yol sükunetli geçecek. Öyle söz verdi bize. Diazem stoğum sağlam.
İlk durak, Sapanca McDonald’s. BP kuponlarıyla burgerleri lüplerken gözüm yolda. Mütemadiyen gazlayan araba sesi duyuyorum. Ancak ne gelen var, ne giden. Meğerse yandaki oyuncak arabadaki çocuk yapıyormuş sesi. Aşkolsun güzel yapıyordu.