Dokunduğun yerler açıldı göz göz
Gördüğüm sadece sızıntı, kokusu burun direğimde
Cihan oldu zarif sancına biçtiğim
Hep yanlış tek doğruyu da götürüyor..
Arafta çökmüş kalmış bir nefes
Uslandığım hayaller aşkın kefaretinde
Ellerine açan aç tomurcuklar
Doyasıya ziyan, her dem sana ölüyor..
Dilsiz renkler adınla iç çekti
Gölgeler mahçup yetim esaretinde
Mecalsiz yetişemediğim sen miydin
Uzağımdaki kor, dokununca bile tütmüyor..
Meyler biçare serzenişte
Varlığınla usul usulum kan revan iken
Ardımda hatır bile kalmıyor
Gördüğüm son şey hep mateme çalıyor
Sana yattığım her gece, sabahına hiç doğuyor....
koza 68 - efendim, "sizinle" yapmış olduğum söyleşiye sevenlerinizin bir kısmı teveccüh gösterdi bildiğiniz gibi.
naylon vicdan - eh, allah uzun ve mesud ömürler nasip eylesin zatınıza...
söyleşi için sitare baks diye ısrarcı olmasaydınız daha memnun olurdum ama neyse... karton bardakta bi şeyler içmek pek bi yavan geliyor azizim koza.
nv - kıymetli koza'cım, bu zahiri alemde kimseye
"hoca, üstat" vb tabirlerle hitap etmemek lazım gelir.
nur-u ayn'ım diyelim, mirim diyelim, azizim diyelim...
bu kabil hitaplar kafidir bence...
sevgilimle yayları gevşemiş yatağımda oynaşırken, öpüşmekten vişne çürüğüne dönmüş dudaklarımı
ısırarak bastım çığlığı: hafif'e bu hafta yazı göndermeyi unuttum!
benimki, terden yapış yapış olmuş saçlarını örerken şuh kahkahalarından birini atıp, ekledi: senin hala bir naylon avatar'ın yok değil mi?
bir de web siteli miteli yazılar da göndermiyor ve politik
duruşu kaykılmış da olsa yazılar yollamakta ısrar ediyorsun
apolitizmin cennetinde ballarla, sütlerle, gılman ve hurilerle
oynaşan ruhların çeperlerine...
hem, kim ne yapsın senin ece ayhan'ın şiir kitaplarında kullandığı marjinal kişi ve olayları "düzyazı şiir" kıvamında
dercetmeni alla'sen!
Neden, bu karda, sırtlarında 5 kiloluk giysi ve bir o kadar da çantayla sabah 7de evden çıkıyorlar? Birileri onlardan nefret ediyor olmalı. Dünyaya gelmekle çok kötü bir suç işlemiş de olabilirler.
Neden aynı soğukta, tek sıraya geçip, neden bahsettiğini bile anlamadıkları ve asla tutamayacakları şeylere yemin ettiriyorlar?
Neden kimse bunu yadırgamıyor? Neden kimse bunları yaşamadan büyüyemiyor?
Neden diye bir soru yok! Bunu ancak aptallar sorar. Akıllı olanlar, ‘Kim, nasıl, ne zaman, nerde, kiminle ne yapıyordu? Kimse gördü mü? Bişey dedi mi?’ diye sorarlar. Küçükken; daha anlamlıydı sorular, en küçükken en anlamlıydı. İstenilen yeterli cevapları alamayınca, neyin ne olduğunu derinden gelen saçmalık yüzünden anlayamayınca, soruları büyüklerin anlayabileceği şekilde sormaya başladık. O sırada kendimiz de yavaş yavaş anlamaya ve kabullenmeye başlamıştık. Hepimiz değil tabii, bir süre sonra işler iyice karıştı. Alın size şairden birkaç vecize: