
Boyu 40-50, çapı 1-1,5 metreyi bulan kayın ağaçları devasa cüsseleri ile orta ve yüksek bölgerlerdeki ormanlarda bulunurlar. Ömürleri dört-beş yüz yıl kadarcıktır. Ama dokuz yüz yıl yaşayanlarına da rastlanmıştır.


6-9 cm uzunluktaki dalgalı kenarlı, damarlı elips şeklinde yaprakları ilk baharda sarıya çalan açık yeşil bir renge sahipken , son bahara doğru kızıla dönerek ormanların yeşiline nefes kesen bir kırmızı ile eşlik eder. Kış ortasına doğru da kahve rengine börünerek dökülür.

BOLU YEDİ GÖLLER
Eşsiz manzarası, yeşilinin binbir tonu, her yerinden bereket fışkıran toprağı, dingin ve birbirinden güzel yedi gölü yanında, belki de bunlardan daha da çok içinde barındırdığı huzurla bahsetmeye değer yedi zümrüt gölden. Zümrüt çünkü yeşilin her tonunu yansıtıp göz alıyorlar. İnsanın iyi, kötü bütün düşüncelerini; mutlu, mutsuz bütün anıların; bütün hüzünlerini ve bütün sevinçlerini bağrından yansıttığı o yeşilin içinde boğan, geriye koskoca bir sıfır, koskoca bir huzur, bırakan bu yedi yeşil cübbeli büğücü bence yanlarına sokulan her insan evladının kalbinden bir parçayı çalıp yeşil sularında saklıyor.
Seçtiğim kara bir dut, karadut..
Ağacın en tepesinde duruyordu, kaç gündür odamın penceresinden dürbünle, ona öylece bakıyordum. Sadece, o koca dutu yerken, aldığım lezzeti düşünüyordum. Her sene gittiğim yaz tatillerimden herbiri ayrı bir güzellikte geçerdi.
O ağaca, sabah herkesten önce uyanıp, çıkabilirdim.
Evet, saat tam istediğim gibiydi..
Zaten ağaçlara çıkmak ya da inmek benim için yolda yürümek gibi birşeydi..
Ağaç ,tahmin edebildiğinizden çok daha haşmetli, sanki her kötülüğü içine çekip bütün insanlığa üzerindeki meyvaları sonuna dek sunabilecek kadar kollarını açmış, tüm merhametiyle bekliyordu.
Bunlar çukulata sevenler derneenin yeni çukulata tasarımları, yiyin gari...



"ve yırtılmış bir tül gibi savrulup duruyor zaman”
Kayıpları çekmecelere kaldırmış, geçmişe teslim olmuş, sonrakileri acı gerçeklerden kışkışlamış…
Ağaçların yapraklarının ucundan ağladığını görüyorum, histeri krizleri içerisinde yüzen dünyaya bakmaktalar. Bileylenmiş hiçliğini son sözcükler, son haykırışlar duyar yoksunu olmayan… yapraklar şarkı söylemekten ziyade geleceğe ilişkin düşüncelerini söylüyor artık, susturulmuş bir coğrafyanın ağaçlarını susturamadılar bir türlü … nedense basit; bitmeyen çıkar ilişkileri… kuruyup düşerken her yeşil ağaç parçası son kez çığlık atıyor…
Bir avuç kumla oynuyor derisi bahtının rengi çocuk, başka oyuncağı olmadığından. Dünden kalma cinayetlerin katil zanlıları kovalamakta bu ufaklığı… ninniler mırıldanarak yaklaşmakta sulu boyayla siyaha boyanmış sarmaşıkları korkunç sonların… yavaşça ele geçiriyor… kaosun arasından görür gibi oluyorum, gözlerim acıyor
kar akarken...
deli bir köpek, patilerim olsaydı, diyerek, ağaç gövdesine yaslandı. sanki, o an içinde, bütün ağaç kökleri gökyüzüne uzandı. Köpek tanrıları ayaklandı. Hiç şiir akınmadı. Güçsüzce, hiç, yerinden doğrulmadı.
vasıta bekliyordum. Kar akarken. Hvahavın biri yanıma yakınlaştı, patilerim olsaydı, dedi. Sustum.
kedi olurdun dedi. Bakındım. Dizesini kaybetmiş bir ağaç şiiriydi.

Ben de şunlar gibi ya da bunlar gibi ortaya karışık bir dolu süs atıyorum. Arzu eden herkes, içlerinden geçen ne tür dilekleri varsa, o dileklerini temsilen seçecekleri süsleri alıp ağaca yerleştiriversinler. Ortam şenlensin. Hafif renklensin.