Salsa nın ortasında bir müddet donup, asılı kaldığım dolunayın, ertesi gün yaşayacağım ızdırabın habercisi olduğunu nereden bilecektim.
Gitme anne, beni bırakma, maviş, gözünü aç..
İş dünyasının, insanı ister istemez şekle soktuğu kalıpsal görüntüm , çalıp duran telefonlarım, toplantılar Ve, bir haftadır yazlıkta tek başına kalan annemi aramamı engellemeyen, hayata karşı biraz da olsa duyarlı yaklaşmamı sağlayan şiirsel, ağlak ruhum....
-İyi misin anne? Telefon açılıyor ses yok....
Bir his; sıcacık, bir o kadar da soğuk, sanki ilahi bir güç, bana bilmece soruyor.. Kelimelerim sınırlı, tek hakkım var , ılık esen rüzgar tenimi okşuyor, yolu kavrayışım her tümsekte mıknatıs gibi bütün negatif düşünceleri üzerine çeken sünger beynim, savruluşum, hala o soruya cevap vermiş değilim..

Babama güvendiğimde 6 yaşındaydım.
İnsan sevdiğine güvenmez mi, elbet güvenir. Ama o zamanlar sorgularım vardı yanımda.
İlkokula başladığım gün herkesten biraz daha fazlaydı korkum. Paranoyaktım belki de.
İlk gün okula bırakan beni babamdı. Okul bitiminde ve her ihtiyacım olduğunda yanımda olacağı sözünü verdikten sonra her an tam zamanında oradaydı.
(insan sevdiğine güvenmekten ziyade onu sevene güvense daha güzel olmaz mı!)