
Çalışmayan yâda olmayan kalorifer sistemi yüzünden buz kesmiş ellerinle, saatlerinin geçmesine rağmen ısıtamadığın o plastik içerikli direksiyonun başında…
Bir şemsiyenin altında, tanımadığın bir sokak lambasının ışığında, “Sen” olduğun için ıssızlaşmış bir yolun kaldırımında…
Titrek parmaklarının ters yüzüyle, dudaklarını kapatırken, dirseklerini dayadığın bir pervaz kenarından ve sadece karşı binanın sarı boyalı, çatlamış, nem kapmış duvar manzarasına bakarak…
İnsanca bir duygu ağlamak. Doğuştan gelen bir özellik. Gözlerde buğu, rahatlatıcı bir gözyaşı seli ve hıçkırık... Bebek ihtiyaçlarını gidermek için kullanıyor ağlamayı. Uzmanlara göre; anne bebeğin ağlama sesini tanımlayarak süt üretimine geçiyor. Ya da bebek başka ağlamalarla yeni bir kardeş gelmesini engelliyor. Annede yeni yumurta üretimi engellenebiliyor. İnsanlar yaşam boyunca yaklaşık 10 kova gözyaşı döküyor. Kadınlar yaklaşık 5 dk boyunca 50 damla gözyaşı akıtıyor. Erkekler buğulu gözlerle olayı tutmaya çalışıyor. Hayvanlardan fillerin, acı çektiklerinde ya da sevindiklerinde gözyaşı döktükleri görülmüş. Timsah gözyaşları ayrı bir olay. Avını yutmak için çenesini aşırı açan timsahın gözleri baskı altında kalıyor, gözyaşları dışarı çıkıyor. Yetişkin insanları ağlamaya iten ne acaba? Yakınların ölümü, aşk acısı, ayrılık, kopma, dışlanma vb. acılar. Evlenme, ödül, mutluluklar, duygusal film ve müzik vb olaylar ağlama da nedenleri... Biriken gözyaşlarının boşaltılıp yenilenmesinin bir temizlik olduğu, beyni rahatlattığı düşünülüyor. Fransız filozof R. Decartes'e göre; ağlamayı bilen insan sevme ve merhamet etme becerisine sahip oluyor. Ağlamayan insanda ise artan bir durumda korku ve nefret duygusu oluşyor. Romalı şair Ovidius " Ağlamak öfkeyi siler" demiş. Ağlamak istedim bugün. İsteyince olmuyor tabi... İhtiyacım vardı... Ağladım da.... Umarım insanlar hep mutluluktan, ödülden, iyiliklerden ağlarlar. Olumsuzluklara hıçkırmazlar...
Sağ yanağı boyunca ilerlemiş ve ince bir iz yapmış olan gözyaşı, şimdi alt dudağının dibinde birikmiş ve damlamak üzereydi. Dudakları her zamankinden daha kırmızı ve parlaktı. Yüzünün buruşmasıyla bir olmuştu içimin sızlaması. Ona yalvarır gibi baktım ağlamaması için. Elinde değildi, bıraktı kendini…
Ağlarken sadece gözyaşı döküp hıçkırmıyor, aynı zamanda yüzünde derin ve buruk bir ifade oluşturuyordu. Evrensel bir acı ifadesi… Bu derinliğin geldiği yer çok saf olmalıydı. Bir çocuğun ağlaması vardı onda. Ah o çocuklar ve o an için ilgilendiği şeyin elinden alınmasıyla bir olan ağlamaları. Saf, çoğu zaman gereksiz ama iç acıtıcı ve fazla ciddiye alınmış ağlamalar…
Saçını okşamak istedim ama izin vermedi buna. Refleks bir hareketle elimi itti ve kaşlarını çattı. Benim ona her dokunuşum onun yaptığı bir hataymış gibi hissettirdi bana. Boynunun göğsüyle birleştiği yer içimde ona sarılma isteği uyandırıyordu. Sarılamıyordum yinede, aramızda yasaklar ve kurallar oluşmaya başlamıştı çoktan. Onu üzen bendim ve onun için üzülen de bendim. (Çiçekleri seven biri çiçek toplamamalı.) Altında eskimiş ve lekelenmiş pijamasıyla çok samimi görünüyordu. Saçları dağılmış, makyajı akmış ve burnu kızarmıştı. Ayağında biri başka diğeri başka terlikler ve üzerinde ona çok büyük gelen gömlekle yatağın kenarında oturmuş, ellerini başına koymuş ve bir şeyler düşünüyordu. İçten ve gerçekçi, yalın ve hüzünlüydü. Tam benim kadınımdı. Bakışlarındaki anlam, sesinin tonu, teninin yumuşaklığı, göğüsleri ve ruhu…
Hayatımın geri kalan kısmını başkalarının mutluluğu için çabalamakla geçirmek istemiyorum. Sırf birileri mutlu olsun, üzülmesin, gönül koymasın diye kendi mutsuzluğuma sebep olmamalıyım. Artık gönlümün dilediği gibi yaşamak istiyorum ben. Hesapsız, sorgusuz, sualsiz... Yaptığım hatalar için hayıflanmayı bırakın artık olmaz mı? Bazı şeyleri öğrenmem için hata yapmam gerekiyorsa bırakın yapayım…
Hayatımdaki yerleri "dış kapının mandalı" konumunda olan insanlar bile her şeye burunlarını sokmaktan kendilerini alıkoyamıyorlar. Bundan böyle kulaklarımı kapattım ve sizi duymuyorum.
Neden her zaman mutlu olmak ya da mutlu etmek zorunda olayım ki? İçimden nasıl davranmak geliyorsa öyle davranacağım. Ağlamaksa ağlamak, gülmekse gülmek, neyse ne iştee...
Biraz olsun kendinize gösterilmesini istediğiniz saygıyı başkalarına da gösterin...
Bundan sonra benimle ilgili verebileceğiniz tek karar hayatınızda bana yer olup olmadığıdır. Gerisi boşş gerisi yalan...
bazen kırarız istemeden "herkesi" ama bilmeyiz aslında "herkes" dediklerimiz değerleri ile sıyrılmıştır diğerlerinden... tutmayız sözlerimizi ve bize uzatılan elleri. görmeyiz aslında sevgileri ve adımıza yapılan sayısız gerçeği.
giderken üzülür hep "herkes", birilerini kaybederken ve dilimize gelir sözler ama söyleyemeyiz. bilmeden yaşarız aslında "herkes" kimdir ve nedir? anlatmak isterler ya da göstermek bazen sevgi ile bazen değer ile bazen de... susarız içimize atarız ve ekleriz "kurtar beni..." gösterilmez aslında değerler ve gösterilirse de anlamı kalmaz aslında kime ve neye. zamanı geri almak için aslında "herkes" gibi çabalarız ama nafile.
zaten "herkes" de zamanı geri almak için çabalamaz bunu anlayamayız. "herkes" içinden çıkıp bambaşka bir şekilde olduğumuz söylenir ama söylediklerimiz gülüp geçerler "herkes" gibi yine ve yine... şimdilerde eksik kalan yanlarımızı anlatırız ve yine ekleriz "birisine güvendim, kendimi teslim ettim ve yine "herkes" gibi yanlış zaman yanlış insan".
sarılmayız aslında uzaklar da bile olsa, önemini bilinmez değersiz taş gibi davranız "herkes" e... yaşamak isteriz sonra, atamadığımız adımları atmak ve bu sefer biz uzatmak isteriz elimizi "herkes" dediğimiz kişiye, bir bakarız ki "herkes" gibi o da gitmiş bilinmezlere ve arkası dönük uzak yerlere... koşmak isteriz "herkes" gibi tükeniriz yarı yolda çünkü "herkes" dediğimiz yaklaşırken attığı adımları hep çoğaltarak gider uzaklaşırken bizden ve bu sefer o ekler "herkes gibi olmaktansa hiç yaşanmamış ve başlamamış bu değerler kavramının kaçan kahramanı olmak..."
bazen biz de ağlarız ama akmaz gözyaşlarımız "herkes" gibi...

Engellenmislik...
Öfkeye yol acardi degil mi? ve öfke kontrol edilmeliydi öyle degil mi?
Engellenmislik, neden mi?
Deger yüklediginiz nesnelerin / öznelerin degerliliginin önce adiniza karar verme özgürlügüne sahip
oldugunu sananlarca hafife alinmasi, degersizmis gibi gösterilmeye calisilmasi,
Yine dalıp gitmişim gecenin siyahına.Gözümden yaş akmış bir anda. Sebepsiz yere demeyeceğim, sebepli gerçekten. Ama sen anlamamazlıktan gelmişsin. 'Neden?' diye sormuşsun. 'Neden ağlıyorsun bu kadar çok?' Ağlarım ben. Doğduğu günden beri ağlar insan. Ama ben senin gidecek olmana ağlıyorum. Ayrılık vaktinin yaklaşmasına, sana istediğim gibi, istediğim anda ulaşamayacağım anların gerçekliğine ağlıyorum. Sen yüzümü okşuyorsun. Yanaklarıma ve saçlarıma dokunuyorsun. Ellerin o kadar güzel ki. Çok uzun zamandır yapmamıştın bunu. Hala yanımdasın ve hala sıcaklığını hissediyorum. O an anlıyorum beni hala çok sevdiğini ve söylemesende aslında gideceğin için üzüldüğünü...
Pencerenin kenarındaki koyu kırmız koltukta kurulmuş, acı kahvesini içiyordu son kez...

Çok geçmeden kahveden daha acı gerçek oturdu içine; bu son kahvenin son yudumundan sonra onu deli gibi seven adama bir daha tatlı dil sunamayacaktı, bunu bilerek daha bir keskin yutkundu, boğazını tamamen temizleyerek sözcüklerin ağzından daha emin çıkmasını sağladı.
Sevdiği adamın hem bakışlarını yakalamak, hem o iri ela gözlerinden kaçmak istercesine yüzüne baktı; sağ elini saçının tokasını oynamak istercesine kaldırdıysa da havada yumruk yapıp, pes etmiş bir yarışçı edasıyla dizinin üzerinde duran sol elinin yanına koyabildi ancak.
Dallarına kuşların konduğu ağaçların gölgesine oturmanın tatlı serinliğiyle uyumak istemenin ne kadar zararı olabiliri ki birine. Uykuların en tatlı anlarına gelindiği zamanlarda uyanıp bir bardak soğuk su ferahlığına ulaşmak için gece yarısını beklemeli. baykuşların seslerini duyabilmeli insan uyandığında, ürpertiyle üşümeli. verilen sözlerin tutulabilmesi için çaba göstermek gerek ama gösterilen çaba için de çaba göstermek gerek. Ey menekşe morunda canlılık, sen bu enerjiyi depolarken yaratıcına şükrettin mi? menekşe kokuyor burnumun ucu. dudaklarımsa lavanta. Akşam yemeğinde lavanta toplamış yarim. toparlanmak istiyorum. ağlamamak için kendimi tutmak istemiyorum.