Biz büyükleri anlamak gerçekten zor. Çocuklarımız yirmili yaşlarına gelir de, hala onları bazı şeyler için yetkin görmeyiz. Buna karşılık, çocuklarımız daha küçk yaşlardayken onlardan büyüklerin performansını bekleriz.
Benim rastladığım iki örnek.
İlk olayımız Ankara'da bir kasabada geçiyor. Genç bir anne ve iki üç yaşlarında bir çocuk elele apartmanın merdiveninden iniyorlar. Çocuk sendeleyip düşünce annesi eliyle defalarca kafasına vurup azarlıyor.
İkinci olayımız İstanbul'dan. Orta yaşlı bir baba, yürürken sendeleyen oğlunu "Doğru dürüst yürü!" diyerek azarlıyor.

Engelli Çocuk Sahibi Olmak
Anne 8 aylık hamile doktorlar bebeğinin down sendromlu olduğunu ve karar vermesi gerektiğini söylüyor. 21 kromozomlu bir çocuk dünyaya getirecek ve tüm hayatını ona göre idame ettirecek.
Anne baba şaşkın,birlikte karar veriyorlar.
Bu bebek doğacak!
Bebek dünyaya geldiğinde ne hikmetse down sendromu taşımadığı anlaşılıyor.
Anne babanın sınavı bu işte!
Peki ya sonucu farklı yaşayan aileler işte asıl travmayı onlar yaşıyor.Çocuğun tedavi görmesi lazım ancak bu tedaviye önce aile ile başlanıyor çünkü engelli çocuğa en yakın olan ve sürekli yaşamını onunla paylaşan aile olduğundan aileye düşen iş yükü çok fazla özellikle de anne en ağır şekli ile yaşıyor.
Eşler birbirini suçluyor “sen şöyle yaptın da ondan böyle oldu” ya da “şöyle şöyle yapsaydın böyle olmazdı” gibi,bu sürekler tüm ailelerde yaşanıyor.
Suçlama devresinden sonra suçluluk duygusu başlıyor “neden ben” ,”neden benim çocuğum”,”hangi günahımın bedeli” bu süreç bitince sıra geliyor sorgulama evresine down sendromu olanların yaş limitinin 30 olduğunu öğrenen anne baba bu kez “daha uzun yaşayamaz mı?”,“tedavi olması için hangi doktora,hangi hocaya gitmeliyim?”
Down sendromu olan ve 30 yaşı geçiren nadir örnekler vardır.Otuz yaşına geldiklerinde saçları dökülmüş,beyazlamış,derisi sarkmış bir yaşlı görünümünde olarak yaşamları sonlanır.Kelebeğe biçilen ömürden biraz daha fazlası biçilmiştir.
Milyonlarca insan varken akraba evliliği yapmanın sonuçlarından biridir.Tek neden aile evliliği değildir tabii ki.Kalıtım yolu da önemli bir unsurdur.
Konu ile ilgili detaylı açıklamalar vardır.
OSS denilen sınavla başlar bu uzun maraton. Aslında Sınavdan çıktıktan sonra beklentilerin belki de bambaşkadır. Çoğu öğrenci Üniversite için başka bir şehire gideceğini öğrendiği gün bunu ciddi bir olaymış gibi algılamaz. Gün gelir ki yaz tatili biter ve okuyacağın şehire gideceğin gün artık "bugün" dür.Hani çok sevdiğiniz bir yakınınız giderken insanın boğazı düğüm düğüm olurya, işte bunları o malum günde fazlasıyla yaşarsınız. Ne oluyo lan nereye gidiyorum tezahüratları arasında bir de bakmışsınız ki Otobüsten dışarıyı izliyorsunuz.
Yazımın esin kaynağı otobüs durağında beklerken hemen yanımızda inşaatının tamamlanması yakın olan bir binanın üstündeki büyük branda reklamdı : Satılık Küçük Daireler.

Sonra içeriğini arastırayım dedim ve arkadaşlarıma sordum. Meğer "satılık küçük daireler" 1 oda + 1 salondan olusuyormus.
Hayatımda ilk defa 1 oda ve 1 salondan ( tabiki mutfagı banyosu var. ) olusan bir dairenin varlığından haberdar oldum arkadaslarım sözleriyle. Ancak kafamda söyle bir soru belirdi bir anda. "kim sığar bu kutucuk kadar evlere ?"

morgan freeman, jack nicholson ve sean hayes'tan oldukça eğlenceli bir film.
filmi görmeden fragmanını izleyip aman bu film kaçmaz diye düşündüğünüz film aslında bir çok bakımdan vasatken iyi oyuncu bir filmi böyle mi kotarır demekten alamayabilirsiniz kendinizi.
BENİM BİR ABİM VAR DÜNYANIN EN MUHTEŞEM İNSANI.YALANI SEVMEZ,RİYAKARLIĞI SEVMEZ,SAHTEKARLIK,HİÇ BİR TÜRLÜ HIRSIZLIK BİLMEZ.GÖNÜL BİLE ÇALAMAZ.BU YÜZDEN HAALA BEKAR.İNSAN SEVGİSİ,HAYVAN SEVGİSİNİDE GEÇSE O YİNE DAHADA ÇOK HAYVAN SEVMEYİ TERCİH EDER.DİYORKİ..HAYVANI BİR KERE SEV VE BESLE HAYATININ SONUNA KADAR SENİ HEM UNUTMAZ HEMDE HER GÖRDÜĞÜNDE SEVGİ GÖSTERİSİNİ UNUTMAZ.YA İNSAN HEP ALICIDIR.VERDİKÇE VERİRSİN..MAAZALLAH BİR KERE KARŞILIKSIZ KALSAN ANINDA BİTER, KÖTÜ ADAM OLURSUN..ABİM HERKESE SELAM VERİR.AMA HERKES O KÖTÜ KELAM ETMİŞCESİNE ONUN ARKASINDAN BU HERİF KAÇIK DER..ABİMİ HERKES KULLANIR.O SIKINTILARINI KİMSEYLE PAYLAŞMADIĞINDAN(DAHA DOĞRUSU PAYLAŞAMADIĞINDAN)ONU İYİ VE RAHAT DURUMDA BİLİRLER.HERKES BİRŞEYLER ALIR KISA ZAMAN İÇİN AMA GERİ VERMEZLER.BU EŞYA OLUR, PARA OLUR..ONU HIYAR YERİNE KOYARLAR, O DA BUNU BİLİR, AMA O HIYARLARA BUNU BELLİ ETMEZ.ABİM HİÇ ÜZÜLMEZ DAİMA: GÜLERYÜZLÜ VE MUTLUDUR..KİMSE.: ONUN YALNIZ GECELERİNDE, SESSİZ ,SESSİZ BİRBAŞINA AĞLADIĞINI BİLEMEZ..ÇÜNKİ ANLATMAZ ANLATAMAZ.YILLARCA SEVDİĞİ KIZI BİLE KENDİ ELİYLE, EN YAKIN ARKADAŞINA SEMPATİ DUYUYOR DİYE TANIŞTIRIP EVLENDİRMİŞ,SEVGİSİNİ İÇİNE GÖMMÜŞ HİÇ UNUTAMAMIŞTIR..ABİM ÇOCUKLARI OKADAR SEVERKİ...ONLAR İÇİN HERŞEYİNİ VERİR.TANISIN TANIMASIN HER AĞLAYAN ÇOCUĞUN YANINDA, O DA AĞLAYABİLİR..HASILI ABİMİ BEN ÇOK AMA ÇOOOOOK SEVİYORUM .O BULUNMAZ BİR İNSANDIR.BENZERİ YOKTUR...BEN...BİR ABİM VE KENDİMLE YAŞIYORUM..ABİMİN ÖMRÜ HERAN BİTEBİLİRMİŞ ,DOKTOR SÖYLEDİ..MEZAR YERİ BAKTIK.ONUNÖLDÜĞÜNÜ KİMSELERE SÖYLEMEMEM İÇİN YEMİN ETTİRDİ.BOŞVER BELKİ ÜZÜLENLER, İŞİNİ GÜCÜNÜ BIRAKIP CENAZEME GELMEK İSTEYENLER OLABİLİR ,DEDİ.İSTEMİYORUM..SÖYLEME. HERKESİN BİRYERLERDE YAŞADIĞIMI SANSIN İSTİYORUM.BİRDE MEZAR TAŞI İSTEMİYORUM İSİMLİ...BU DÜNYADA NEYE YARADIKİ ÖLDÜKTEN SONRA YARASIN.İSMİM.ABİMLE SARMAŞ DOLAŞ AĞLADIK...BİLİYORMUSUNUZ DOKTOR BANA, ÇİFT RUHLU YAŞIYORSUN BIRAK BU ABİ HİKAYENİ.ARTIK KENDİN OL KENDİNİ YAŞA DEDİ.....MEĞER BEN ÇİFT RUHLUYMUŞUM.
Buz gibiydi. Altımdaki çarşaf yataktan ve benden iğreniyordu. Sürekli kaçıyordu. Kaçamıyordu. Kendime geldiğimde farkedebildiğim tüm kemiklerim çatlamış hissediyordum. Sağ kolum işlemiyordu. Ohh ne güzeldi. Sonunda bir şey yapmamanın bir yolunu buldum dedim kendi kendime.. Şöyle uzun bir hastalık bu hiç lik duygusunun üstüne hiç te fena gitmezdi.
İkinci uyanışımda kızı aradım..
-Gel hastayım ve sigaram bitmek üzere ve sevişmeyeli aylar oldu
-gelemem
-Neden?
-Abimin bira içip çişini yapabilmesi , annemin tırmanmış menopoz sancılarını en aza indirgemesi ve babamın oyun masasında çift okey çekebilmesi için bana ihtiyacı var.
-Hepinizin canı cehenneme... diyemedim tabi.