Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan torpilli.com'da: "link vermek ve imaj eklemek"

Ön Sayfa yazılarını, çok tutulan yazıları ya da tüm yazıları gösterebiliriz

Etiket:

akıl hakkındaki yazılar:

“Depresyon, kişinin güzel anılarda seyirci pozisyonunda, kötü anılarda katılımcı pozisyonunda olması durumuydu” diye geçirdi içinden. Zaman zaman depresyona girmesinin sebebi buydu demek. Kötü bir anısına gitmek zorunda olduğunu hissetmişti. Hâlbuki gitmek zorunda değildi ki. Bu mantığı bir türlü çözememişti. Sonra aklına geldi birden. “Zihin yarım kalanları tamamlamak ister, bu yüzden geçmişe gideriz, o hatıralarda yarım kalan bir şeyler olduğunu hisseder ve çıkamaz. Hiçbir mantıklı sebep olmasa bile orada kalır. Ve bu durum kişinin psikolojisini bozar. Çünkü gittiği zamanın psikolojisine sahip olmuştur.” Şimdi de yaşarken nasıl o zamanın psikolojisine sahip oluyorum ki? Bir belgeselde seyrettiklerini düşündü. “Beyin, anılar ile gerçeği ayırt edemez.”

Hayal ve gerçek
Hayal ve gerçek

Taktik belliydi. Kötü anılarda katılımcı pozisyonundan çıkacak ve seyirci pozisyonuna geçecekti. Aslında düşünmese bile olurdu ama girmişti bile. Hemen kendini bir koltukta, siyah-beyaz TV’yi seyrederken hayal etti. Televizyon iyi göstermiyordu, görüntü bulanıktı, sesler iyi duyulmuyordu. Ama işine yarayacak şeyleri aldı oradan. Katılımcı pozisyonunda olduğu dönemlerde sinir küpü haline geldiğini düşündü. Bu teknik güzeldi sahiden. Şimdi kötü anılara televizyondan bakıp bir film şeridinden akan film gibi görüyordu. Orada kendi psikolojisini bozan insanların şimdiki durumları aklına geldi. “Hepsi de olanları unutmuştur, kaç yıl geçti aradan ben niye hala takılıp kalıyorum ki” diye serzenişte bulundu kendi kendine.” Kimsenin umurunda olmayan kötü anılar beni niye geriyor ki” diye düşündü. Ama NLP eğitiminin çok faydasını görmüştü. Artık öğrendiği teknikleri uygulayıp psikolojisini şimdiki zamanda tutmasını öğrenmişti.

11 ahkam var
erkek kadın zeka akıl

Western Ontario Üniversitesi'nde psikoloji profesörü olan John Philippe Rushton yüz bin kadın ve erkek deneğe çeşitli bölümlerden oluşan zekâ testleri uygulamış. Test sonuçları değerlendirildiğinde ise ortaya çıkan sonuç şu: erkeklerin aldığı IQ puanları kadınların yaklaşık 3,63 puan üzerinde.

110 ahkam var
Etiketler: , , , , ,

BİR TANIK VE BİR SANIK; AKIL VE KALP …yine tartışmışlardı ve yine aynı konu... Neydi bu kalbin bu akıldan çektiği; her fırsatta onu bütün işlerine duygusallık karıştırmakla suçluyor, senin yüzünden ben de çekiyorum diyor ve son hep aynı bitiyordu, akıl kapıyı çarpıp gidiyordu… Bu sefer de yüzüne çarpılan kapı sonrası kalp ağlıyordu. Sanki görevi ağlamakmış gibi ha bire ağlıyordu, akıl haklımıydı ki acaba, gerçekten kalp olur olmaz işlerde de ön plana mı koyuyordu duygularını… Biraz sakinleştikten sonra konuşmak için akıla gitmeğe karar verdi kalp. Tereddütlüydü oldukça, acaba derdini anlata bilecek miydi bu sefer. Ama çok da kararlıydı içinden gelenleri söylemeye. Bir de teşekkür borcu olduğunu düşünüyordu akıla. Giderken aynı zamanda söyleyeceklerini de düşünüyordu. Anlatacaklarını toparlaya bilmek için sanki yolu uzatmak istiyor gibi ağır - ağır atıyordu adımlarını. Ağlamaklıydı, dolmuştu yine gözleri yaşla ve kırpmamak için zor tutuyordu kendini. İkna edebilmek için güçlü görünmeliydi akıla. Bu son fırsatı olabilirdi, atışları bir fırsat daha vermeye bilirdi ona. Ve son kez kendini toparladıktan sonra kapıyı hafif - hafif tıklattı… Kapı çalar çalmaz, akıl hemen ‘gel’ diye seslendi. Sanki kalbi bekliyormuş gibi hazırdı ‘gel’ demeye. Eliyle işaret ederek kalbe oturacak bir yer gösterirken sanki yakınına oturmasını ister gibiydi, gösterdiği yer sol yanıydı. Çünkü alışmıştı onu hep sol tarafta görmeğe. Ve söze her zamanki gibi akıl başladı:
- Buyur, seni dinliyorum… Aslında anlatacaklarını biliyorum ya…
- Evet, anlatacaklarımı bilme konusunda haklı olabilirsin ama her seferinde ya benim hıçkırıklarımla ya da senin bağırmalarınla kesilen atışlarım yüzünden anlatamadım anlatmak istediğim her şeyi.
- Kararlısın yani bu sefer!
- Eh, sen de izin verirsen bir defalığına da olsun sözlerimi bitirmeden hıçkırıklara boğulmayacağıma dair söz verdim kendime.
- İyi, ben de söz veriyorum atışlarına engel olmayacağıma, bir defalığına da olsa…
- Başlarını biliyorsun zaten, hatta onu bana sen göstermiştin. Sen ilk görüşte ben de ilk hissedişte âşık olmuştuk ona. Uzun - uzun anlatmıştık birbirimize, bıkmadan, usanmadan. Aynı hikâyeyi defalarca, farklı cümlelerle süsleyip – süsleyip konuşurduk saatlerce, günlerce, aylarca ve derken yıllarca, ta ki sen pes edinceye kadar. Merak ederdik hep sen onun gözlerini ben de kalbini, acaba onlar da bizi fark ettiler mi diye. Sonra da sen beni ben de seni, karşılıklı teselli ederdik birbirimizi. Beraber mahcubane bir tavırla yazdığımız ama bir türlü veremediğimiz o küçücük mektubu saklarım hala. Kalp, bir eliyle gözyaşlarını silerken bir eliyle de cebindeki mektubu akıla uzattı ve sözlerine devam etti:
- Ara sıra açar okur, bu mektuptan sonra yaşananları düşünür ve o ilk günlerdeki safiyeti özlerim aniden. Ve kendimi deniz sahilinde dalgaları izlerken bulurum her seferinde. Dalgalara katarım içimdeki sıkıntıları her sahile çarpıp dönüşlerinde. Topraktan altını ayırır gibi ben de aşkın safiyetini yaşananlardan ayırmaya çalışırım.
- Bu kısmını iyi bilirim, maalesef bu kısımlarda ben de devreye girerim çünkü. Ne de olsa ben de bir görgü tanığı sayılırım.
- Evet, sen görgü tanığı bense gönül sanığı… Aşkın avukatlığını yaparken, sanık kürsüsünde buldum kendimi. Sanık olmanın sonrası değil de öncesi öldürüyor işte beni. Sonrası hapis, öncesi ayrılık. Suçumsa, sevmek…
- Ve bütün bunlara rağmen benim unut dememi kınıyorsun hala!
- Ama unutmak senin işin benim öyle bir yetim yok ki. Olmasını da istemezdim zaten. Unuta bilseydim eğer, her ay ilk buluşmamızın hatırına aynı saatte, aynı yere gidip, aynı masaya oturmak için ısrar eder ve sonunda ikna eder miydim seni?
- Yaa, bir de oralara götürdün ya beni boşu boşuna tam altı ay…
- Boşuna deme ne olur, kalbime dokunuyor… Zaten sonunda istediğin olmuş sen unutmuştun. Ben de sana ikna olmuş gibi gözüksem de aslında hiç unutmamıştım, unutamamıştım. Artık onun gözleri başkasını görüyor, kalbi de başkası için atıyordu ama, ama içimdeki susmayan bir ses hep, sanki, ‘bir gün’ diye haykırıyordu. Sana inanmadığım gibi onu kaybedişime de inanmamıştım veya inanmak istemiyor ve kendimi buna zorluyordum. Artık hayattan işaret bekliyordum hep. Ne yöne olursa olsun, bir işaret işte. Kuyruğunu yakalamaya çalışan kedi gibi olmuştum sanki unutmak için uğraşıyor ama bir taraftan unutmak da istemiyordum…

Akıl gecenin karanlığını bozan ay ışığında parlayan ıslak gözlerini kaçırmaya çalışıyordu kalpten. Kalpse sadece hıçkırıklara boğulmamaya söz verdiyi için ağlayışını saklamaya çalışmıyordu bile. Titreyen sesi buna izin vermezdi de zaten… Söze akıl devam etti:

9 ahkam var
Etiketler: , ,

Ey büyük hayat, verdiğin acının ne kadarını geri alacaksın öldüğümde?
Gözlerin hiç dolmadı sana sadık olmamam gerektiğini bana öğretirken. Yol uzun ve çekilmez, dumanlar dağların ardında yükselirken. Dikenler batarken gözlerimize ve mutluluktan uçarken. Kahpe hayat, kucağıma otur! Yarattığına değil sana kızdım her zaman. Seni bulamadım kendimi suçladım her yerde. Başarısız hayat, içinde yoğrulurken gör ve utan benimle. Ayaktayım yürüyorum beni almadığın her gece. Sen olmayan her şeye koşacağım bu duyarsızlığın olduğu sürece. Hayat bana geri ver kendini, beni üşüten her rüzgârına karşılık bir parça…
Hayat beni çek içine, vakti geldi.
Hayat sorarım sana!
Hayat, bendeki parçan…
Hangi güce bağlısın?
Erkeklik mi kadınlık mı?
Sonrasında insanlık gücü mü tutuyor seni elinde?
Ve bunları gizleyen bir devlet gücü var mı arada?
O da yetmezse hangi gücü kullanıyorsun seni esir alması için?
Felsefe, sanat, siyaset, futbol veya din?
Hangi gruba üyesin bir şey olmak için?
Hangisini örtbas eder sosyalleşme isteğin?
Hangi losyonla yumuşar ellerin ve kalbin?
Hangi fikir mutlu edecek seni,
Hangi düşünce yaratacak baştan?
Hangi devirde yaşıyorsun?
Aklın sil baştan!

3 ahkam var

eğer hesap makinesi kullanamıyor olsaydık, yine de bu sorunun yanıtını bulmayı deneyenemiz çıkar mıydı? diyelim ki çıktı. peki ya kağıt kalem kullanmak da yasak olsaydı? bu soruyu zihinden yapabilecek cengaver var mıdır acaba?

evet var. tanıştırayım. alexis lemaire. kendisi fransa'da yaşıyor olup, anlaşılacağı üzere matematik ile hayli içli dışlı biridir.

başlıktaki sayı, (yazıyla: iki katrilyon üç yüz doksan yedi trilyon iki yüz yedi milyar altı yüz altmış yedi milyon dokuz yüz altmış altı bin yedi yüz bir) bilgisayar tarafından rastgele üretilmiş bir sayı. lemaire'in bu sayının 13. kuvvetini zihinden hesaplaması yaklaşık 1 dakika sürmüş. sonuç tam 200 basamaklı bir sayıymış.

3 ahkam var
1 2 3 ... 5 Sonraki

Mim Nehri

geri »

Arama

pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

etiket menüsü

kaynaklar

RSS Dosyası
pillikutu