Karmaşık ve esrarengiz bir varlık olan insan üzerine düşünmeye devam edelim…
İnsan bilgisi üzerine birkaç kelâmda ve biraz yorumda bulunmak isterim.
“İnsanın bilgisi ve aklı sınırlıdır” önermesi üzerine düşüneyim… Hayat üzerinde sonlu bilgilere sahip bir varlıktan bahsediyoruz…
İnsanın bilgisi sınırlıysa, başkalarının aklında, başkaların zihninde olanları, bitenleri bilmesi olanaklı değildir. Kimin ne düşündüğünü nereden bileyim…
İnsanın bilgisi sınırlıysa, insanın ideolojik bilgisi olması şart değildir. Herkes, ideoloji bilmek zorunda değildir. Sınırlı bilgisiyle, hayatını idame ettirmeye çalışır.
paçavra aklım paçavra olan her şeyi özledi. kimi mi? suskun dilsiz kör biri olabilir ya da ne bilim kurgudan ibaret minörden majöre henüz evrilmemiş biri işte. o zaman paçavra aklımı toplayıp geri bass yapabilirim gibi geliyor..
neden yenileyim baksana insan bolluğuna geometrik biçimde mütemadiyen çoğalıyorlar
kimilerinin uzun bacakları kısalıyor kimilerinin memeleri eriyor kimilerinin gözleri çekiliyor tam bir kütle oluyorlar noktadan noktaya evrenin ahengini üçgene denkleyip topluca raks halindeler... üç nokta nefsi emmareye teslimim olsun bu da benden olsun borular tıkandığında iyidir üç nokta.
En tahmin edilemeyende gizlidir
Belki de artık aklımızın en ücra köşesinde
Bulabilmek için artık olmayan bir yere gitmek gerekir
Geçmiş günlerin olduğu yere...

Dün,Cnn Türk'ün Ankara temsilcisinin bir röportajını okudum internetten.İnsan yazma işini bir meslek olarak görmemeli diyordu,gördüğü taktirde işin içine maddiyat girer,mazallah bu derde düşmesi,onu gün gelir yazma zevkinden de mahrum edebilir diyordu.Doğru da söylüyordu bence,maddiyatın mutlak bir tatmin ile ilişiği olduğunu düşünürsek,ve yazmak ile de maddiyat ilişiğini varsayarsak;maddiyatta beliriverebilecek olan herhangi bir tatminsizliğin haliyle ilişiğini,yani yazma eylemini de etkileyebilmesi an meselesi.Bu yüzden,üzerinden trilyonlar da kazanılsa,yazmak işi kesinlikle bir gönül işidir,öyle olmalı,bunu vurguluyordu sayın temsilci.
Hayat sanki ölümlü değilmiş gibi yaşanıyor.
Depremler oluyor,merkez üssü yürekler,
güvenilen dağlar hep hasarlı.
Herşey yerle bir, herkes ölü yaralı.
Gurur, ümit, güven ise enkaz altında.
Enkazlar kaldırılmaya başladıkça,
bu kez köpekler saldırıyor.
Herkes köpek,irili ufaklı boylarda,
birbirine havlıyor.
Kalabalık içinde ısırılacak birileri hep var nasılsa.
Herkes birbirini ısırıyor, salyalarını akıta akıta,
koparılan parçalar,
artık can yakmıyor. Kan bile akmıyor.

Evet, bu bir rüya idi, ama gördüğüm değil, yazdığım bir rüya.
Siz, hiç görmeden rüya yazmayı denediniz mi?
Hayata, hiç Sürrealist yaklaşanlardan oldunuz mu?
İsyanım hayata mı Rabbime mi kendime mi bilmiyorum diye düşündüğüm zamanda çıktım karşıma. Hayatımı yenileme çalışıyordum ve ne kadar yola başvurduysam olmamıştı. Gittikçe kötüye gidiyordum ailemin benim için milyarlar harcayıp gönderdiği üniversiteyi bile bırakma durumuna gelmiştim. Borçlarım gittikçe artıyordu bir bataklığa saplanmıştım ve kurtulmaya çalıştıkça dibe batıyordum. Artık nefes alamaz duruma gelmiştim kendimi eve kapatıp herkesten uzaklaşmaya çalışıyordum kendimi ölüme terketmiştim. Ama sen geldin elini uzattın ve beni kurtardın bu durumdan. Şimdi herşey yolunda üniversitem bitmek üzere hiçbir borcum kalmadı aksine ben yardım eder oldum insanlara. İnşallah senin şansın benim gibi zor durumda olanlara da vurur. sana ne kadar teşekkür etsem azdır sayısal loto :)
“Depresyon, kişinin güzel anılarda seyirci pozisyonunda, kötü anılarda katılımcı pozisyonunda olması durumuydu” diye geçirdi içinden. Zaman zaman depresyona girmesinin sebebi buydu demek. Kötü bir anısına gitmek zorunda olduğunu hissetmişti. Hâlbuki gitmek zorunda değildi ki. Bu mantığı bir türlü çözememişti. Sonra aklına geldi birden. “Zihin yarım kalanları tamamlamak ister, bu yüzden geçmişe gideriz, o hatıralarda yarım kalan bir şeyler olduğunu hisseder ve çıkamaz. Hiçbir mantıklı sebep olmasa bile orada kalır. Ve bu durum kişinin psikolojisini bozar. Çünkü gittiği zamanın psikolojisine sahip olmuştur.” Şimdi de yaşarken nasıl o zamanın psikolojisine sahip oluyorum ki? Bir belgeselde seyrettiklerini düşündü. “Beyin, anılar ile gerçeği ayırt edemez.”

