Uykumda bir düş gördüm, bir suç düşü. İnsani bir suç değil de küçük bir tahta kutunun ya da geometrik kübün, eğer bu tür nesnelerin bilinci varsa, hissedebileceği ümitsiz, çaresiz bir mutsuzluk gibi; mutlak varoluş suçu.
—Beni seviyor musun?
—canım benim, sevemem, sen çok gençsin ve bir gün bana bir bakacaksın, cildim kurumuş, kırışmış, beni fazlasıyla iğrenç bulmaya başlayacaksın; ama o vakit gelene kadar, sana ne kadar düşkün olduğumu senden gizlemek için elimden gelen her şeyi yapacağım.
Düşümde 11 yaşındaydım.
Sabah uyandığımda, gece ki seslerin beynimin bana oynadığı bir oyun olduğunu düşünüp hatta unutup kahvaltı hazırladım kendime. Mantarlı omlet, nane dere otu ve nar ekşisiyle süslenmiş domates ve kızarmış ekmek kafiydi. Kahvaltının keyfini çıkarıp kahvemi de alıp odama geçtim montaj için.
Düşün etkisi vardı hala üzerimde, hala 11 yaşındaydım belki de.