Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan bildirgec.org'da: "google digg'i alırsa yapacağı 7 şey"

Ön Sayfa yazılarını, çok tutulan yazıları ya da tüm yazıları gösterebiliriz

Etiket:

algı hakkındaki yazılar:

İllüzyon, bir stimulusun yanlış yorumlandığı bir algı yanılmasıdır. Optik İllüzyonlar - I yazıma olan ilgiden sonra bulabildiğim başka illüzyonlarıda yayınlayacağımı söylemiştim. Yine etrafta sıkça görmediğimiz bazı başarılı optik illüzyon örnekleri aşağıdaki gibidir.

Eğri Kule İllüzyonu
Eğri Kule İllüzyonu
Resimlerdeki kulelerin ikiside aynı açıyla eğik durmaktadırlar. Ancak tek bir fotoğraf karesi gibi yanyana tutulduklarında sağ tarafdaki daha eğik gibi görünmektedir.
Renk Algılaması
Renk Algılaması
inanması güç ancak resimdeki pembe karelerin hepsi aynı tondalar. İnanmayanlar photoshop'la test edebilir.
Negatif
Negatif
30 saniye kadar bu resmin ortasına baktıktan sonra açık tek renk bir duvara yada beyaz bir kağıda bakın, bir görüntü göreceksiniz ve siz baktıkça görüntü daha da netleşecek.
Anında Etki
Anında Etki
ortadaki noktaya bakın ve kafanızı ileri geri oynatın; resme biraz hareket katmış olacaksınız!

2 ahkam var

Dün akşamın bir vakti pijamalarımı giymiş otururken, ev ahalisinden birisi kestane istedi. Eee kıyamadık tabii, diğer ev ahalisi gitti markete aldı geldi, o duşa girince bende kestaneleri çizip fırına atayım dedim, allahım açtım poşeti ne göreyim, vıcır vıcır oynaşan kurt dolu kestaneler, hemen pijamaların üstüne mantomu giyip, çıplak ayağıma da spor ayakkabılarımı geçirip koştura koştura markete girdim, torbayı iğreti bir şekilde elimde tutarak utanmıyor musunuz? Kurtlu kestane satmaya diye bir de çıkıştım, reyon görevlisi elimdeki torbaya bakarak ama bu kestane değil ki dedi, tabi değil kurtlu kestane dedim.. Adam suratıma tuhaf tuhaf bakarak hanımefendi bu poşette kestane yok demesin mi tekrar desinn, ben torbayı gözlerime yaklaştırdığımda ne göreyim, sabah işyerindeki pascal namlı köpeğe gönderilecek yiyecek poşetini kapıp çıkmışım evden, öyle huylanmışım ki kestaneden poşeti böyle kendimden uzakta tutarak ve koşarak yanlış paketi aldığımın farkında bile değilim.. Durun dedim sakın bir yere gitmeyin şimdi getiriyorum kurtlu kestanlerinizi, dışarı çıktığımda bu absürd durumu ne yapacağımı bir daha bu markete gelmemenin en iyisi olacağını düşünüp, mantomun açılan önünü kapatmaya çalışıp kimseler pijamalarımı görmesin diye koşuyordum ki, kurtlu kestaneyi alan evin diğer ahalisi kestane poşeti elinde gelirken gördüm... Sen git şu kuruyemişciden kestane al, ben kavga edip geliyorum dedim. Neyse tekrar gittim markete getirdim kurtlu kestanelerinizi dedim, sizden hiç beklemezdim böyle bir ürün satacağınızı, adam poşeti açtı, ben iğreniyorum zaten bakamıyorum, adam diyor ki hala tamam hanımefendi geri alacağız ama kurtlar nerde, kurtlar nereye kaçtınız? ordalar işte ne bilim ben, belki toplanıp saklanbaç oynuyorlardır allah allah, diye söylenirken, siz bunları mı kurt sandınız diye bir kestaneyi burnuma uzattı, ucundan filiz vermiş beyaz kestane ama onlar vıcır vıcır oynuyordu diyeceğimm diyemiyorum, kestanelerin hemen hepsinin ucunda beyaz filizlenmelermiş meğersem benim kurt sandıklarım, ama amaa dedim durdum, kıpkırmızı oldum, ben yiyemem artık onları geri alın dedim, paramı ödediler bir daha o markete girebilecekmiyim bilmiyorum, herhalde üstünde pijamaları, saçları arkadan salaş bir şekilde toplanmış, gözünde gözlükleri, üstünde mantosu olan kurtlu kestane diye çığıran bu kadını mahallenin delisi sandılar...Önce kestane diye köpek mamasını geri vermeye çalışan bir kadın sonra kestanenin filizlerini kurt sandığı ortaya çıkan kadın, yani ikisinin üst üstte olması, rezil oldum rezil...Sanırım fişlendim artık, eve gelene kadar hala kendi kendime ve yanımda o kestaneleri alıp eve getiren ev ahalisine valla oynuyorlardı vıcır vıcır diyordum ...

32 ahkam var
\

Kıpkırmızıydı, parlıyordu,
Ucundaki tahtaya uzattım elimi,
Gözlerimin önüne getirdim, gözlerimde yansıdı elma şekeri..

Isırınca aynı coşkuyu alamadığım,
Önce boya tadı sonra ekşi ve çürük elma tadı aldığım,
Ama görüntüsünden büyülendiğim, bana eşsiz tadlar vaadeden her zaman tuzağına düştüğüm elma şekeri....

19 ahkam var

Sustuğunda bastım son sigaranın ağzını kirli kül tablasına… Derin derin baktım sigara paketinin kırmızı köşesine. Hiç de bir şey düşünmüyordum derin veya olağan dışı. Hiç de hüzünlenmiyordum, bilmediğim bir dünya düşüyle. Yine de dalgındı yüzüm, bakıp kalmıştı gözlerim anlamsız bir yere. Görüntüler anlam bulmak yerine ortalıkta dolanıyorlardı sadece. Korku ve sevinç kaplamıştı içimi birden bire. Sadece bilmediğim bir duygunun içinde gezmekti güzel olan. Öyle sakin huzurlu ve şaşkın kalmamı sağlayan… Eski günler aklıma geldi sonra. Beraber yaşanmış her ne varsa. Yok olacağını bildiğim veya hiç olmamış olanlar. Gülüşler ve kahkahalar. Ağlayışlarım ve gözyaşlarımın gözüme gelmesiyle görülmüş bulanık anlar. Hiç de bir şey düşünmüyordum gözüm daldığında. Sadece doğumları vardı acıların. Komik gelen acınacak mutluluklar çocukluğumdan… Belki biraz aşk sesi, belki taşkınlığımdan… Acıkmalarım ve tüm susuzluklarım, isteklerim ve biraz da pişmanlıklarım. Onun ve benim ayrı ayrı yaşadıklarım. Açık kaprisler ve gıdıklayan yalanlarla. Nereye gittiğini bilmediğim bir trene atlamanın heyecanında… Kırmızı köşe… Dalgın, kendi kendine… Çıplak ve çaresiz, güçlü ve gizemli… İçimde “intikam” diye bağıran cılız sesin erimesi. Sadece biraz sevgi, uyuşmuş beyinler için, yaralanmakta olan bir melek kanadının çığlığıyla… Birden karanlık doğdu içime, kalkıp gitmek istedim, koltuğumdan başka herhangi bir yere.

2 ahkam var

Her şey koptu nasıl olsa, anlayamıyor ve anlamanın o kadar da önemli bir şey olmadığını düşünüyordum bir yandan da. Gözüm kapıya ilişti, çıkıp gitmek düştü birden aklıma. Ne olurdu onu burada tek başına birdenbire bıraksam acaba. Bıraksam ve şaşırsa ne olur ondan sonra… Kapının yağlı boyası saçılmış, camına ve kapı koluna bulaşmıştı. Orta kısımlara doğru poster yapıştırılmış sonrada sökülmüştü. Bunun için kararmış bant izleri ve kurumuş kalmış bant parçaları dökülüyordu kapıdan. Kapatınca tam kapatılmıyor, uğraştırıyor ve küçücük bir nefret duygusu oluşturuyordu içlerimizde. Koltuğun üstüne doğru çevirdim yüzümü yine. Hala oturuyordu orada, koltukta, hala anlatıyordu bitmemişti derdi. Dinledim devam etti:

1 ahkam var

Bunları söyledikten sonra bir nefes çekti üçüncü sigaramızdan, zıvanalık fazla sıkı olmuştu bu defa. Bir çekişte doyuma ulaşamıyordu insan. İyice asıldı bunu fark edince. Ağzından ve bembeyaz yoğun bir duman çıkarıverdi sonra. O beyaz yumak açılıp, genişleyip mavileşti, yine yerçekimine meydan okurcasına yükseldi ve eridi gözümüzün önünde. Nefes alıp verişlerinde burnundan da çıkıyordu dumanlar. Öfkeli bir boğa gibi görünüyordu böylece. Bıyıklarının burnuna daha yakın yerlerinde ter damlaları birikmiş, ağzıyla burnunun arasında gülmekten ve ağzını açıp kapatmaktan çizgisel bir yol oluşmuştu. Aynı çizgilerden iki kaşının arasında da vardı belli belirsiz. Belli ki çatmıştı bir zamanlar kaşlarını. Yaşlanınca iyice derinleşecekti bu çizgiler. Ama henüz sadece karakter parçalarıydı, yüz ifadesini belirleyen sanatsal fırça darbelerine benzeyen. Bıyığını ikiye bölen boşluk hafif bir çukurun içinde kalıyordu. Bir de ben vardı yanağında, kurt köpeklerinde olan benden. İçinden sert kıllar fışkırmıyordu ama. Aynı odada yaşamaktan ezberlemiştim onun yüzünü. Hemen her detayını gözüm kapalı biliyordum. İşime yaramayan gereksiz bilgilerden biri de buydu. “Suç nedir sana göre?” Diye sordum, cevabı hazırdı:

39 ahkam var

Ne derse desin emindim ben, içi acımıyordu artık ve eksikliği buydu onun. Sonbaharın yağmurunu koklayamaz ve sararmış yapraklarıyla sevişemezdi onun. Geçmişi içinde yaşayamaz ve gözlerini boğamazdı yaşlarla. Hiçbir zaman dinlenme fırsatı bulamayacağı bir savaşın içindeydi çünkü. Kendine tanımıyordu bu fırsatı ve kendini izleyemiyordu böylece. Değil makyajlı bir dudağın, ölümsüz bir eserin bile esiri olamazdı bir anlığına. Hüznün verdiği burukluğa tercih etmişti çünkü yalancı önsezilerini. Kırılmış ve gücenmiş bir çocuk gibi, onu üzen şeyi unutmuş, sadece bir şeylerin onu üzmüş olduğunu hatırlamaktaydı belki. Hayali oyun arkadaşı tarafından terk edilmiş ve bekleyecekti onu bir ömür boyu. İçi acıyordu belki de, sadece bir şeyi olmadığı gibi göstermekti onun zayıflığı. Vurulmuş ve bunu kendine yedirememiş bir ölü gibiydi. Ayağa kalktığında fark etmişti ölü yalnızlığını ve kendine ortak arıyordu sadece. Acısını hafifletmekti tek isteği. Nasıl emin olunabilirdi ki öyle olmadığına? Anlattıklarından önce onun kim olduğu önem taşır bu durumda. Güvenilir birisi miydi o benim dinleyip önem vereceğim kadar? Beni sevenleri bile dinlememişken bu isyankâr çocuksu kulağım. Onun beni sevdiğinden şüpheliyken bir arkadaş olarak. İçi acıyor veya acımıyordu, fikirlerimi etkileyebildiği kesindi. Zihinsel bir savaş vardı aramızda görünmeyen. Bunu biliyordu, yoksa savaş olmazdı adı.

10 ahkam var

Hadi bakalım, şimdi de felsefeyi canlandırmıştı iki dakikada. Başka şeylere can veren yüce can verici hem de. Yürüyüp gidecekti yanımızdan birazdan felsefe. Bir şeye canlı diyebilmesini sağlayan ne vardı ki? Bunu cevaplandıramayacağından emindim. Sordum:

“Bir şeye canlı diyebilmen için o şeyin ne tür özelliklere sahip olması gerekir?”

“Ölümsüz olması gerekir canlı diyebildiğim şeyin. Doğmamışlara canlı diyen bir bilincin kalabalığı arasında tuhaf karşılanır bunu diyebilmek.”

“Doğum için ne gerekir öyleyse?”

3 ahkam var

Bunun üzerine gülümsedik ve ben bu söylediği şakayı ciddiye alıp ve hiç bozuntuya vermeyip ikinci sigarayı yaktım. Birasının dibini yudumlarken göz kırptı ve tam o sırada genzine bira kaçtı. Gülmekle öksürmek arasında bir hareket yaptı ve gözlerinden yaş geldi. Birkaç kahkahadan sonra kendimize geldik ve ilki öksürük olmak üzere kelimeler ağzından döküldü:

“ Öhhöğ yaptığın edebiyatın veya sanatın gerçeğin bir parçası olup olmadığını soruyorsun galiba ve sana diyorum ki gerçek parçalardan oluşur. Öldürmen gereken değil doğurman gerekendir o. Önemli olan onun var olması değil, neye hitap ettiğidir. Bu yolla basamak atlarsın. Elindeki çok değerli bir ciladır. Ama onu hangi taşa sürmen gerektiğini bilmiyorsan ziyan olmaz mı?”

10 ahkam var

Onun konuşmalarında tuhaf bir inkâr vardı. Güçlü hissetmek için uydurulmuş bir isyan gibi. Birleşmeye çağıran garip bir kopukluk. Tüm bildiğim insanlardan ayıran bir şey vardı onu. Tıpkı ilk aşkım gibi. İlk aşkımı özlemek için bahane arıyordum belki de kendime. Onun konuşmalarıyla içimdeki hüznü düşünmem bir olmuştu. Bu andan itibaren dinlediklerim önemli değildi sanki ama boşuna konuşmamasını da söyleyemezdim ona. İçtiğim bira, çektiğim esrar, içimden gelen müzik ve belki de dinlediğim sözlerden çıkan düşüncelerin birleşimi beni o aşkın özlemine itmeye yeterliydi. Hiçbir gerçeğin umurumda olmadığı o anı yaşamak isteği kapladı içimi. Anlamsız bir şekilde kestim sözünü:

0 ahkam var
1 2 3 Sonraki

Mim Nehri

geri »

Arama

pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

etiket menüsü

kaynaklar

RSS Dosyası
pillikutu