Evvel zaman içinde birgün
bakındı etrafına hz.İbrahim
Müşahede eyledi alemi,
Düşündü Allah için kurban edilecekleri
O vakit dedi ki hz.İbrahim,
Ya rabbi verseydin bana Salih bir oğul,
Onu bile sana kurban ederdi bu kul,
Ve yazdı yazılacak olanı yazan kalemler,
Yazdılar Allah’ın dostu hz.İbrahim’in ahdini.
Zürriyetini devam ettirecek bir oğlu olmamıştı Hz.İbrahimin
Zevcesi Sare izin verdi hz.İbrahim’e
İbrahim(a.s), cariyeleri Hacer ile evlendi.
Hak Teala da bir salih bir evlat nasib etti
İsmail koydular ismini, çok güzel, tatlı ve sevimli
Peygamber soyunun devamı
Ve nur u Muhammedinin taşıyıcısı idi.

Sonra bu gökteki tanrıya inananlar kafalarında şöyle bir şablon geliştirmişler; Gökte oturan bir tanrı var ve bu gökteki tanrının adına eğer müslümansan da “Allah” dersin. Tanrı’nın ödükten sonra bizi sevap ya da günahlarımıza göre göndereceği “cehennem” ve “cennet” isimli iki yeri var. Zaten sevgili tanrımız atamız Adem’i de adına cennet denilen yerde, elleriyle çamuru karıştırarak yaratmış, ruhundan “üfleyip”, sonra da cennetten dünyaya indirmiştir. İnsan nesli çoğalınca da kendisi ile arasında postacılık yapmaları için de peygamberler göndermiş. Bu peygamberler de insanları” gökteki Allah öldükten sonra kıyamet günü sizi diriltip hesaba çekecek ona göre, sonra uyarmadı demeyin demişler.
aşağıdaki grafik, avrupa ülkeleri ve abd için, evrim teorisi'nin hangi ülkede ne kadar destekçi bulduğunu gösteriyor. kaynak olarak burayı ve burayı gösterebilirim.

kendimce çıkardığım sonuçlar:
Bilenler bilir ama yine de bilmeyenler için hemen söyleyeyim ki başlıktaki söz benim değil, Hz.Ali'ye ait bir sözdür. Günümüzde ise ateist olduğunu iddia eden pek çok kimse tarafından benzer ifadelerle dile getirilmektedir.
Peki Hz.Ali gibi "İslam'ın Kılcı" ünvanını almış bir zat ile günümüz ateistleri aynı söz üzerinde nasıl birleşebiliyorlar?
Evet, görünüşte aynı fakat "bakış açısı" olarak çok farklı iki yorum var doğal olarak. Hz.Ali "görme" kavramını sadece göz ile görme olarak almadığı için bu cümleyi kurarken, ateistler materyalist yaklaşımlarının doğal sonucu olarak sadece göz ile görebildikleri için bu cümleyi kullanıyorlar. Peki şimdi bir de şunu soralım; İnsan gözü evrende var olan her şeyi görebiliyor mu? Günümüz biliminin bu soruya verdiği yanıt ise tek kelime;"Hayır."
Bilim insanlarına göre şimdilik hesaplayabildikleri kadarıyla yarıçapı yaklaşık 15 milyar ışık yılı olan evrenin (büyüklüğe dikkat edelim lütfen') %70’i kara enerji (dark energy) , %25’i kara madde (dark matter) ve %5’i adlandırabildiğimiz maddelerden oluşmaktadır.
Göz ile "görme" dediğimiz olgunun bir de frekans aralığı boyutu var ki iş iyice karmaşıklaşmakta.
Yine bilim insanlarının tesbitlerine göre, gözün evrende var olan dalga boylarını algılayabilme yani "görme" sınırları, santimetrenin on binde dördü ile yedisi arasıdır. Dalga boyu okyanusunun santimetrenin üssü -35’lerden başlayan dalga boylarından kilometrelerce uzunluktaki dalga boylarına uzandığını düşünürsek aslında gördüğümüzü iddia ettiğimiz evren karşısında tamaıyla kör olduğumuzu söylemek hiçte abartı olmayacaktır.
Duanın ne demek olduğu herkesin malumudur. Daha ilkokul çağımızdan itibaren sürekli iç içe olduğumuz, çoğu zaman zor durumda kaldığımızda, kendisinde tüm kadir ve kudretin toplandığına inanılan zata bir yakarıştır, tevfik (yardım) dilenmedir. Muhtemelen tüm dinlerin nadirattan buluştukları bir vakadır ayrıca. Hatta herhangi bir tanrı inancı olmayan ateistlerin dahi zor durumlarda dua etmekten kendilerini alamadıkları hakikati de apaçık ortada duruyor. Bununla beraber özellikleri, nasıl yapılması gerektiği, kabulunun neye bağlı olduğu da bir o kadar bilinmeyen bir meseledir. Tam manada anlaşılması kader, tevekkül inançlarına da farklı bir bakış getirecektir.
