

sabah olmuş diye kalktı ama sonra gece olduğunu anladığı için kalktığını ve an önceki uyanışının rüya olduğunu sandığı sırada sabah olduğunu farkettiği zaman uyandı. etrafına bakındı, odanın ortasında ışık ve karanlığın bir zar gibi birbirinden ayrıldığını gördü. zar, odanın ortasındaki şövalenin tam ortasından geçmekteydi. burada bir tablo vardı, henüz bitmemiş.
doğruldu ve ketıla yöneldi, aydınlık tarafta. kıpkırmızı düğmesi ketılın, ketıl çalıştı, kahve uyandı, çıtırdadı; ketılın akıcı fransızcasını dinlerken kahve, habeşce ona cevap verdi de o anlamadı.
odanın karanlık tarafına geçerken elindeki sigara - izmaritlerin altında yatan küllüğün olduğu masaya bırakıp, tekrar aldığında dudaklarına külün pürüzlü tadını bırakan filitresi, iki parmağının arasında, pencereyi açtı. avizedeki ampul ve gökteki güneş aynı tuhaflıkla tam ortasından bölünmüş ve dairenin yarısını kaplayan karanlık, avucunu gevşekçe yumruk yapıp yarım güneş ile balkonu arasına tuttuğunda gri betona bir hilal şeklinde bir hüzme vuruyorlardı.
Önümde sarılmış çarşaflara bembeyaz,
Gece üşümüş, gün üşütmüş..
Çocukluğumun oyunları ezan nameleriyle,
Zati bir ben ölmüş, öldürmüş...
Okullar geç açılsınmış!!!!!Yok yaaaaaaaaaaa.
Keyfimiz kaçtı okullar tatil olsun........
Kar yağdı (20 cm ) okullar kapansın....
Aman küresel ısınma var 30 Haziran'da okllar tatil edilsin..
Ve en sn bomba: Su yok Ankara'da okullar 1 ay geç açılsımış.... mış ki ne mış....
Bence öncedn alınabilecek bazi tedbirlerle su sorunu aşılabilirdi.
Tabi yöneticiler kadar bilemeyiz!En iyi onlar bilir.
Milli Eğitim Bakanlığı yetkilileri, şu ana kadar Ankara Büyükşehir Belediyesi'nden resmi bir başvuru gelmediğini, geldiğinde anında değerlendirilecğini bildirdiler. Yetkililer, bu konu ile ilgili tüm önerilerin dikkate alınacağını bildirdiler.
Evet umarız yetkililer ( her kim yetkili ise ) bir an önce susuzluğa çare olacak projeleri ( zaten bu projeler var uygulaması yok ) bir an önce hayata geçirirler... Bir an önce !
İkisi cılız, biri güçlü üç ayrı yıldızın ışıkları altında; yüzeyine durmadan çıkıp sessizce sönen kabarcıklarıyla sapsarı bir göletin kıyısındayım. Gökyüzünden ve diğer her şeyden yükselerek varlığımı sarmalayan bir şarkı çalmakta ve ufuktan, ardımdaki boşluğa doğru esen sıcak rüzgar, ortamı giderek sıkıntı verici bir hale sokmakta. Sırtımdaki delik deşik ceket artık fazla; çıkarıp atıyorum, arkama bakmadan ve omzumun üstünden, öylece. Sıcak arttıkça hiçbir şeyin eskisi yada şu anki gibi olamayacağını hissediyorum. Kadiri daha yüksek olan yıldızın batıyor olduğunu görüyor, bunun böyle olması gerektiğini biliyor ve buna engel olabilecek gücün elimde olduğunu hissetsem de, bir şekilde, yapmıyorum.
Mutluluğun esrarlı bir yanı yoktur. Mutsuz insanlar birbirine benzer. Uzun zaman önce açılmış bazı yaralar, gerçekleşmemiş bazı dilekler, ayaklar altına alınmış gururlar, retle (daha da kötüsü ilgisizlikle ) karşılaşan aşk kıvılcımları, onlara yapışıp kalır; ya da kendileri onlara yapışır. Dolayısıyla her günlerini dünün bulutları altında yaşarlar. Bu noktada da ince bir çizgi ortaya çıkar. Hikâyelerine bağlı olarak içlerine sindiremediklerinin çizgisi. Eğer kişi güçlü bir yapıya sahip değilse, bu çizgi beyninin geviş getirmesine neden olur. Beyin her geviş getirdikçe kişi o eski anıları tekrar tekrar yaşar. Duyguları ve düşünceleri. Bu geviş getirmeler beyin düğümlerine sebep olur ki bu düğümlerde kişiyi ruhen yorar ve yıpratır.