Evet tüm materyalist olma yolundaki çabalarım sonuçsuz kalmıştır. Kamuoyuna duyurulur. İnsan neyse odur. Değiştirilmeye dair anayasamızda ilgili kanun maddesi bulunmamaktadır...
Aşağıdakinin sitemize yaraşır bir araştırma konusu olmadığını söyleyen varsa ya şimdi konuşsun ya da sonsuza kadar yorumsuz kalsın.
- Siz hiç aşık oldunuz mu???
- pekii siz hiç birdenbire aşık oldunuz mu???

Romantizm bir hâl mi?
Bir duruş mu?
Cidden içinden mi gelir kişinin, yoksa kişi kendini o ölüp bittiği karşı tarafa kabullendirmek, beğendirmek için romantik biri gibi mi görünmeye kalkışır?
Hastalığımız var, doktora gittik.
Ya da, genel bir sağlık kontrolünden geçeceğiz.
Ya da, orduya katılmak için muayeneden geçeceğiz.
Böyle durumlarda alışık olmadığımız bir durumla karşılaşırız.
Karşı koyamayacağımız bir direktif.
Türkçesiyle yönerge...
"Soyun!"
O ana elbisemizle gizlediğimiz,
vücudumuzun en mahrem yerlerini göstermek zorundayız.
Doğal olarak utanırız, sıkılırız.
Utanmak insan olmanın bir emaresi.
İşareti...
Bedenimizin mahrem yerleri olduğu kadar,
ruhumuzun da mahrem yerleri vardır.
Duygularımızın,
düşüncelerimizin,
hislerimizin,
bakış açımızın,
isteklerimizin,
beğenilerimizin,
nefretimizin...
Ne kadar çok şerefsiz insan var, bu insanlar ile uğraşmak yoruyor artık ama fitil fitil getireceğim önüme gelen her şerefsizi layıkı ile terbiye edeceğim. Ne zaman ki bedenim ruhumdan ayrılana kadar...
Yazan her insanın istediği, daha pervasız ve kendi sınırlarından aştığı gibi başkalarının sınırlarını da aşmak. Ve yazılardaki fikirleri bir fahişenin arzulu bedeni gibi sunmak herkese kimi zaman. Katlanılması gereken hastalık ve kötü nefeslere aldırmadan. Tahrik olmak için her yeni dokunuşu beklemek gibi, yazabilmek için her seferinde yeni bir ilhamı beklemek. Ve bir fahişe gibi zevk verdikçe mutlu olan zevk aldıkça kimi zaman pişmanlık kimi zaman mutluluğu uman. Yazılarda fahişenin boynunu bükmüş kadın inceliğini görür insan kimi zaman. Ve aynı zamanda kendini savunmaya hazırdır, tırnakları dışarıda hırçın. Bırakıverin yazılarınızı öylece isteyen istediğini söylesin, yazı kendini bilir ve kendini savunur. Ve bir o kadar incinir. bir fahişe nasıl, ona iyi davranmayan her beden sahibine lanetler okuyup bir daha açmazsa evinin kapılarını, öyle kapar yazılanlar kendisini hor gören her fikre kapılarını. Anlaşılmazlığın zindanına buyur ederler insanlığı. Lakin dokunuşların üzerinden uzun zaman geçerse bir kez daha açar kapılarını. Ki bu dönüş uzun zaman olmalı ve de senin isteğinle olmalı. Seni özlemişçesine, sana taparcasına ve hiç vazgeçmemişçesine ve gözdesiymişçesine, açar kapılarını. Yazılar merhametin sınırlarını zorlayan bir yalnızlık akımı kimi zaman. Kimi zaman sessiz sedasız yol alır iklimlerden, kimi zamansa bir çıkmaz yazgısı olur kalır kör zihinlerde. Sen her nasıl söylersen söyle, nasıl sevmeye çalışırsan çalış, bulabileceğin tek şey onun dokunuşlarını hissetmendir istediğin tek şey. Ve bir yazının fahişeden tek farkı hayatının herhangi bir gecesinde yaşadığın her hangi bir doyum olmamasıdır. Mabedin kıldığın sevgilin gibi her gecedir doyumun, belki de her an…
- O kahrolası ailenin, dizginleyemeyip başıboş bıraktığı çocukları yüzünden, birgün başımızın belaya gireceğini biliyordum zaten! Madem ilgilenmeyecektiniz, neden birinci çocuktan sonra bir diğerini dünyaya getirdiniz? Başımı belaya sokacaklarından adım gibi emindim. Bahçeme sızdıklarını ve kuyuya giden kapağın üzerindeki çiçeklerin etrafında oynamaya başladıklarını gördüğüm an, kalbim nasıl da bu veletler yüzünden hızlı hızlı atmaya başlamıştı. Birşeyler yakındı. Olacaktı. Hissediyordum. Neyse ki; polis erken davranamadan ben şu an içinde bulunduğumuz sığınağı bizi kimseler bulamasın diye aylar öncesinden hazır etmiştim. Böylelikle, senin bütün ilgin benim üzerime olacaktı sevgilim! Ama neden, bana boş gözlerle bakıyorsun? Senin için yaptıklarımı az mı görüyorsun? Hmm? Hayatımı senin için ne büyük tehlikelere attığımı bile bilmiyorsun üstelik...