
Ask oyunu...
Rejisi TANRI olan bir oyun oynaniyordu,
basrol oyunculari ezelden beri biliniyordu,
2007 Subat ayinda oyun sahneye konuldu,
kader'de durmaksizin isliyor, aglarini örüyordu..
Ayni tarihte iki kisi hafif.org'a üye oluyordu,
tesadüf zannedilen olaylarin hepsi birer oyundu,
senaryo ezelden yazilmis zamani bekleniyordu,
kader'de durmaksizin isliyor, aglarini örüyordu..
Bir kac hafta sonra, fasil gecesi düzenleniyordu,
tesadüf denilen seyler bir bir gerceklesiyordu,
Hafif yazarlari bu organizasyona davet ediliyordu,
Kader, yine hic durmaksizin aglarini örüyordu..

Bir kiz sevmistim ben, yillar yillar önce,
konusamazdim ki" bir türlü O'nu görünce,
öyle süzerdi ki" mavi gözleri ile ince ince,
o, hasin bakislari yakmisti beni sinsice..
Zengin biri oldugu belli idi giyiminden,
ne isterdi ki benim gibi fakir birinden?
Seviyor mu idi beni acaba gercekten?
catliyordum adeta bunu ögrenememekten..
Gitmezdim eve sahilde bir kac bira icmeden,
simdi nedir bilmem; fici bira derlerdi eskiden,
asik olunca, sevince icerdim hep bu meretten,
bir, iki derken sarhos oluverirdim hemenden..


Zordur anlamak tasavvufu. zordur anlamak Mevlana'yi O'nun felsefesini...
Aslinda bu felsefe sadece Mevlana'ya öz bir felsefe de degildir. Adi: Tasavvufdur. Kuran, ve sünnete göre bir felsefe, bir mistik ilimdir. Kuran, ve sünnet isigi ile yapilir. Kaynagi Kuran, Ögretmeni Resullullah'dir...
Bu felsefe de Hz. Mevlana'nin önplanda olusu O'nun yazdigi eserlerin dünya platformunda taninmasidir. Bu felsefeyi anlatan sadece Hz. Mevlana degildir. Bir cok Mutasavvif ayni seyleri söyler, ayni seyleri anlatirlar. Her mutasavvif kendi mesrebince bu yolu anlatmaya, bize isik tutmaya calismislardir. Anlattiklari, söyledikleri hep aynidir. Belki bir baska dille anlatirlar ama yol, iz aynidir. Maksat, gaye farkli degildir. Rahmani anlatirlar, O'na kavusmanin yolunu, izini gösterirler. Her mutasavvif kendi yasadigi zaman bicimine göre, ve kendi anlayisi, kendi mesrebi ölcüsünde anlatmistir...
Cok mecaz asklar yasadim ben,
her bitiste ölüyorum sandigim..
Cok, cok güzeller gördüm ben,
bundan güzel olamaz dedigim..
Hep güzel kizlarla sevistim ben,
ayriliklarda göz yasi döktügüm..
Cok atesli asklar yasadim ben,
mecaz degil de gercek sandigim..
Hep yanlis yerlerde aramisim ben
oysa icimde özümdeymis megersem..
Insan bir noktadan sonra asik olma yetenegini kaybediyor galiba.
Lisedeyken iki gunde asik olur, siirler, oykuler yazar, beraber gecirdigimiz her dakikayi kutsal sayardik. Ayrilinca dibine kadar ayrilik acisi ceker, ama yine aradan bir ay gecmeden baskasina asik olurduk.
Isin sirri bir daha asik olmayacak gibi asik olmakti galiba.
Sonra yavastan buyuduk. Oyle iki gunde asik olmak diye bisey yoktu artik, biz ona ‘begenmek’, ‘hoslanmak’ demeye baslamistik. Artik daha dikkatliydik. ‘Ask’ kelimesinin gecmesi icin en az bir ay duzenli olarak cikmak gerekiyordu.
Her yeni baslayan iliski, kendini tekrar yeni birilerine anlatmak, yeni birilerini anlamaya calismak heyecan vermekten cok yorucu olmaya baslamisti.
Siir yazacak vakit kalmiyordu artik. Hatta deli divane asik olmak hem sizin, hem onun icin urkutucu bir kavramdi.
‘Temel seylerde anlasalim’, ‘birbirimizi sevelim’, ‘birbirimizin hayatlarina saygi duyalim’ gibi istekleri daha sik duymaya ve hatta telaffuz etmeye basladiginiz gun artik askin mantik karsisinda kaybettigi gundur.
O yuzdendir ki lisedeyken bol bol asik olmanizi, buyuyunce ve ‘biseyler mi eksik yoksa bana mi oyle geliyor’ diye dusundugunuzde su sarkiyi dinlemenizi tavsiye ederim:
“Dediler ki zamanla hep azalirmis sevgiler
Olsun bana ask dolu gecen yillarim yeter”